ÇOCUKLARDA CİNSEL KİMLİK GELİŞİMİ

Çocuklar, dünyaya kendilerini anlatacak kelimelerle değil, hissedecekleri bir güven duygusuyla gelirler. Hayatı önce anne babalarının gözlerinden okurlar. Kendilerini, onlara yönelen bakışlarda tanırlar. Bu yüzden bir çocuğun kimlik gelişiminde en belirleyici unsur, ona söylenen sözlerden önce hissettirilen duygudur.

Son yıllarda çocukların cinsel kimliği üzerine yapılan tartışmaların arttığını görüyoruz. Bilginin çoğaldığı kadar kaygının da arttığı bir çağdayız. Ebeveynler, çocuklarının en küçük davranışını bile geleceğe dair bir işaret gibi okuyabiliyor. Oysa çocuk, yetişkin gibi değildir. Onun davranışlarını yetişkin zihniyle yorumlamak, çoğu zaman çocuğun gerçekliğinden uzaklaşmaktır.

Erken çocukluk dönemi keşfetme dönemidir. Çocuk yalnızca oyuncakları değil, bedenini, duygularını, ilişkileri ve hayatın kurallarını da keşfeder. Kız çocuklarının babalarının ayakkabılarını giyerek evin içinde dolaşması, erkek çocuklarının bebekleri kucağına alıp onları uyutmaya çalışması, çoğu zaman bir kimlik arayışı değil; empati kurmanın, rol denemenin ve dünyayı anlamlandırmanın doğal yollarından biridir.

Ne var ki yetişkin dünyası, çocukların oyunlarına kendi korkularını taşımaya başladığında oyun, oyun olmaktan çıkar. “Erkek adam ağlamaz.”, “Kız kısmı böyle davranmaz.”, “Elinden bebeği bırak.” gibi ifadeler, çocuğun davranışını düzeltmekten çok benliğine müdahale eder. Çocuk, zamanla davranışını değil, duygusunu saklamayı öğrenir. Oysa sağlıklı kimlik gelişimi, baskıyla değil güvenle oluşur. Çocuk, kendisini olduğu gibi ifade edebildiği, hata yapmaktan korkmadığı ve koşulsuz kabul gördüğü ilişkiler içinde kim olduğunu keşfeder. Çünkü kimlik, öğretilen bir rol değil; güven içinde gelişen bir benlik hissidir.

Anne ve babaların buradaki görevi çocuğu belirli kalıplara yerleştirmek değildir. Asıl görev, onun gelişim basamaklarını tanımak ve her davranışı bir sorun olarak görmemektir. Bir çocuğun oyun tercihi, sevdiği renk ya da ilgisini çeken oyuncaklar tek başına gelecekteki kimliğine dair kesin bir anlam taşımaz. Çocukluk, denemenin ve keşfetmenin yaşandığı en özgür dönemdir. Çocukların cinselliğe dair merakları da aynı doğallık içinde değerlendirilmelidir. “Ben nereden geldim?”, “Kızlarla erkekler neden farklı?”, “Ben büyüyünce anne olabilir miyim?” gibi sorular, gelişimin doğal parçalarıdır. Bu sorular karşısında utanmak, öfkelenmek ya da çocuğu susturmak yerine yaşına uygun, sade ve doğru cevaplar vermek, onun hem bedenine hem de kendisine saygı duymasını sağlar. Bunun yanında çocuklara erken yaşlardan itibaren beden mahremiyetini öğretmek de büyük önem taşır. Mahremiyet, korku vererek değil, bedenin değerli olduğunu hissettirerek anlatılmalıdır. Çocuk, bedeninin kendisine ait olduğunu, istemediği bir temasa “hayır” deme hakkının bulunduğunu ve rahatsız olduğu her durumu güvendiği bir yetişkinle paylaşabileceğini bilmelidir. Bu bilinç, çocuğu korkutmaz; aksine güçlendirir.

Günümüzde sosyal medya, dijital içerikler ve erken yaşta karşılaşılan uyaranlar çocukların gelişim süreçlerini geçmişe göre daha karmaşık hâle getirebiliyor. Bu nedenle çocukları yalnızca korumaya çalışmak yeterli değildir, onlarla güçlü bir bağ kurabilmek gerekir. Çünkü çocuk, kendisini dinleyen bir anne babaya sahip olduğunda, merak ettiklerini internetten değil, önce ailesinden öğrenmek ister.

Çocuk yetiştirirken bazen en doğru davranış hemen müdahale etmek değil, biraz daha dikkatle gözlemlemektir. Çocukların çoğu, gelişimlerinin farklı dönemlerinde çeşitli roller dener, farklı oyunlar oynar ve farklı ilgiler geliştirir. Bunların önemli bir kısmı zamanla kendiliğinden değişir. Ebeveynin görevi, çocuğun doğallığını koruyacak güvenli alanı oluşturmaktır.

Unutulmamalıdır ki bir çocuğun kimliği, anne babasının korkularıyla değil, kurduğu güven ilişkileriyle şekillenir. Kendini değerli hisseden, sevildiğinden emin olan ve duygularını ifade edebilen çocuklar yalnızca sağlıklı bir cinsel kimlik değil, güçlü bir kişilik de geliştirirler.

Çocuklarımızın bizden beklediği, kusursuz cevaplar değildir. Onlar, kendilerini yargılamadan dinleyen bir çift göz, acele etmeden anlayan bir yürek ve “Sen olduğun hâlinle değerlisin.” diyebilen bir aile ister. Belki de çocuk eğitiminde en önemli ilke şudur: Bir çocuğu değiştirmeye çalışmadan önce onu anlamaya çalışmak. Çünkü anlaşılmış her çocuk, kendisini daha sağlam inşa eder.

Cinsel kimlik, çocuğa öğretilen ya da dayatılan bir rol değil, güvenli ilişkiler içinde zamanla gelişen bir benlik algısıdır. Bu nedenle ebeveynlerin görevi, çocuğa bir kimlik kazandırmak değil, onun sağlıklı kimlik gelişimine sevgi, güven ve tutarlı bir rehberlikle eşlik etmektir. “Erkekler ağlamaz.”, “Kızlar bunu yapmaz.”, “Erkek gibi davran.”, “Hanım hanımcık ol.” gibi kalıplaşmış ifadeler, çocuğun kendini özgürce tanımasını desteklemek yerine onu toplumsal beklentilerin baskısı altında bırakabilir.

Çocuklar en çok gördüklerinden öğrenirler. Birbirine saygıyla yaklaşan, şefkati ve sorumluluğu paylaşan, duygularını sağlıklı biçimde ifade edebilen ebeveynler, çocuklarına uzun nasihatlerden daha güçlü bir örnek sunarlar. Çocuğu utandırmadan, kimseyle kıyaslamadan ve zorlamadan büyütmek, onun hem kendisiyle hem de bedeniyle güvenli bir bağ kurmasını sağlar. Çünkü çocukların en büyük ihtiyacı kim olmaları gerektiğinin söylenmesi değil, kim olduklarını güven içinde keşfedebilecekleri bir aile ortamına sahip olmalarıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir