EKMEK KIRINTISI

Zekiye Nine, penceresinden sokakta oynayan çocuklara bakıyordu. Okulların tatil olmasıyla, çocukların özgürce oynadığı günler gelmişti, zamanın nasıl geçtiğini bilmedikleri günler. Çocuklar için, eve gitme zamanı akşam ezanının okunmasıydı.

Büyüklerin abdest alıp namaza başladığı vakit, çocuklar eve girerdi. Ellerini ayaklarını yıkar, üzerlerindeki kıyafeti değiştirirlerdi. Zekiye Nine, ezan bitmesine rağmen oynayan çocuklara seslendi:

-Hadi Çocuklar! Ezan okundu. Büyüklerin içini, sizin de üstünüzü başınızı arındırma zamanı.

Zekiye Nine’nin yaşı çok ilerlemişti ve bedeni artık eskisi gibi değildi. Oturduğu yerde namazını kılardı. Elinde tesbihi, dilinde zikri eksik olmazdı. Dili tatlı, bakışları şefkat doluydu. Sabahları evinin önünde oynayan çocuklara, bir ekmek aldırırdı. Kendisi bir iki dilim tüketir, kalanını da ıslatıp pencerenin önüne koyar, “Kuşlar nasiplesin,” derdi. Çocuklar onun bu davranışından etkilenmişlerdi. Akıllarına geldikçe bayat ekmekleri ıslatıp damlara, balkon ve pencere kenarlarına bırakıyorlardı.

Bazen bir davranış, bin sözden daha değerlidir.

Çocuklar, onun pencereden kendilerini izlemesine alışkındı. Zekiye Nine orada olunca kendilerini güvende hissediyorlardı. Onun o temiz yüzü, dilinden eksik etmediği duaları insanın içine huzur veriyordu.

Çocuklar, öğle vakti inmiş yine oynuyorlardı. Bir süre sonra karşı komşunun oğlu Demir, Zekiye Nine’nin penceresinin önünde boş gezen kuşları fark etti:

– Aaaa! Zekiye Nine bize ekmek aldırmadı. Bugün kuşlar aç kalmış.

Ablası:

-Bugün onu pencerede de görmedik. Acaba bir şey mi oldu?

İkisi de endişelendi. Hemen Zekiye Nine’nin kapısını çaldılar. Açan olmadı. Koşup annelerine haber verdiler.

Annesi, bir komşuyla oturmuş dantel işliyordu. Çocukların haber vermesiyle anneleri ve komşusu Zekiye Nine’nin evine girdiler. Yatağında halsiz görünüyordu.

Demirin annesi:

-Ah! Zekiye Nine, korktuk ses vermeyince.

Zekiye Nine:

-Canım komşularım, Allah razı olsun. Sabah halsizlik vardı. Sesleri duydum ama hiç kalkamadım. Üşütmüşüm sanırım.

Kahvaltı da yapmamıştı. Demir’in annesi, evde pişirdiği sıcacık çorbadan getirdi. Çorbasını içmesine yardım etti, ilaçlarını verdi. Zekiye Nine kendini daha iyi hissetmeye başlamıştı. Onun iyi olduğunu görünce herkes evine dağıldı.

Ertesi günün sabahı Demir, hemen pencereye baktı. Kuşlar gelmişti ve ıslatılmış ekmek kırıntılarını yiyorlardı. İçi rahatladı. Demek ki, Zekiye Nine bu sabah iyi kalkmıştı. Onun kuşları düşünmesi sayesinde sanki kuşlar ona gözcü olmuştu.

Yapılan bir hayır insana mutlaka daha fazlasıyla dönüyordu. Hayat fark etmeden dersini veriyordu:

“İyilik eden, iyilik bulur.”

 

Bir yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir