Bir zamanlar insanlar tahtadan putlar yapardı.
Taştan, tahtadan bir şekil çıkarır, sonra onun önünde eğilirlerdi. “Bunu büyüklerimiz yapmış, biz de böyle yaparız.” derlerdi.
Yıllar geçti.
İnsanlar artık tahtadan putlar yapmamaya başladı. Ancak bazen başka putlar yaptıklarını fark edemediler.
Bir çocuk, dedesinin yaptığı her şeyi düşünmeden yapıyordu. Çünkü dedesi böyle yapıyordu. Başka bir çocuk ise sevmediği bir çocuğa benzememek için onun yaptığı her şeyin tersini yapıyordu. O çocuk gülüyorsa susuyor, koşuyorsa yürüyordu.
Bir gün yaşlı bir derviş bu iki çocuğu yanına çağırdı.
“İkiniz de özgür olduğunuzu sanıyorsunuz.” dedi.
Çocuklar şaşırdı.
“Ben dedemi dinliyorum.” dedi birinci çocuk. “Bunda ne yanlış var?”
Derviş gülümsedi:
“Büyüklerini dinlemek güzeldir. Ancak bir şeyi doğru olduğu için yapmak başka, sadece biri söylediği için yapmak başkadır.”
Sonra diğer çocuğa döndü:
“Sen de ondan farklı olmak için her şeyi ters yapıyorsun. Peki, bütün kararlarını o çocuk belirlemiyor mu?”
Çocuk bir süre sustu.
Derviş devam etti:
“Birinin yaptığını düşünmeden yapmak da, onun yaptığının tersini düşünmeden yapmak da insanı aynı yere götürebilir. Çünkü ikisinde de kendi kalbinin sesini dinlemiyorsun.”
Çocuklar bakışlarını yere çevirdi.
Derviş, göğsünü işaret etti:
“İnsanın içinde görünmeyen bir put olabilir. Bu put taştan yapılmaz. Bazen ‘Herkes böyle yapıyor.’ der. Bazen ‘O yaptıysa ben de yaparım.’ der. Bazen de ‘Ben ondan farklı olmalıyım.’ diye fısıldar.”
“Peki onu nasıl bulacağız?” diye sordular.
Derviş:
“Kendine şu soruyu sorarak: ‘Bunu neden yapıyorum?’”
Çocuk düşündü.
“Çünkü herkes yapıyor.” derse biraz daha düşünmeliydi.
“Çünkü o yaptı.” derse yine durmalıydı.
“Çünkü ona kızıyorum.” derse kalbine bakmalıydı.
Ama cevabı:
“Çünkü bunun doğru olduğuna inanıyorum.”
olabiliyorsa, artık kendi yolunu bulmaya başlamış demekti.
Derviş çocuklara son bir şey söyledi:
“İyi insan olmak, herkese benzemek değildir. Herkesten farklı olmak da değildir. İyi insan, doğruyu ararken kalbini, aklını ve vicdanını birlikte kullanandır.”
Çocuklar o gün eve dönerken uzun uzun düşündüler. Artık başkalarının izinden gitmeden önce durup düşüneceklerdi. Çünkü anlamışlardı: Tahtadan putlar kolay kırılır. Asıl zor olan, insanın kalbinde büyüttüğü yanlışı fark etmektir ve belki de büyümek, tam olarak buydu:
Kendi kalbine bakmayı öğrenmek.




