Yaz akşamları Aras için bambaşka bir dünyaydı. Güneş dağların arkasına çekilirken gökyüzü turuncudan pembeye, pembeden laciverte dönerdi. Sokaktan çocuk sesleri gelir, ağaçların yaprakları hafifçe sallanırdı. Aras ise evlerinin bahçesindeki eski tahta bankta oturur, yıldızları izlerdi.
Bir akşam dedesi yanına geldi ve elindeki ıhlamurlardan birini ona verdi.
“Bu yıldızlarda ne buluyorsun bakalım?” dedi.
Aras gülümseyerek cevap verdi:
“Sanki her birinin ayrı bir hikâyesi var, dedeciğim. Bazıları çok parlak, bazıları ise daha sönük görünüyor.”
Dedesi gökyüzüne baktı.
“Eskiden büyükler, gökyüzünde Sessiz Usta adında biri yaşadığını söylerdi. Bu usta, ışığı azalan yıldızları onarırmış.”
“Gerçekten mi?” diye sordu Aras.
“Kim bilir?” dedi dedesi. “Belki de onu yalnızca merak etmeyi bilen çocuklar görebilir.”
Dedesi eve girince Aras bankta tek başına kaldı. Tam o sırada en sevdiği yıldızın eskisi kadar parlamadığını fark etti. İçini tuhaf bir merak kapladı.
Gökyüzünden incecik bir ışık süzülmeye başladı. Işık yavaşça bahçeye indi ve Aras’ın önünde durdu. Bir anda ışığın içinden uzun sakallı, yaşlı bir adam çıktı. Sırtında parlayan bir çanta vardı.
“Korkma,” dedi adam. “Ben Gökyüzünün Sessiz Ustası’yım.”
Aras şaşkınlıkla ona baktı.
“Yıldızları gerçekten siz mi tamir ediyorsunuz?”
Adam başını salladı.
“Evet. Ama yalnızca kırılan ışıkları onarabilirim. Bir yıldızın neden söndüğünü anlamadan onu yeniden parlatamam.”
Sonra çantasını açtı. İçinde “umut”, “cesaret”, “sabır” ve “sevgi” yazan küçük şişeler vardı.
“Bunlar yıldızların ışığı mı?” diye sordu Aras.
“Hayır,” dedi usta. “Bunlar insanların kalplerinde bulunan güzelliklerdir. Yıldızlar onların yansımasıdır.”
Aras bunu duyunca çok şaşırdı.
Usta elini uzattı.
“Benimle gelmek ister misin?”
Aras korkusunu bir kenara bırakıp elini tuttu. O anda ayaklarının altındaki bahçe bulutlara dönüştü. Rüzgâr onları yukarıya taşıdı. Bir süre sonra gökyüzündeki atölyeye ulaştılar.
Atölyede yüzlerce yıldız vardı. Bazıları pırıl pırıl parlıyor, bazıları ise sönük duruyordu.
Aras, küçük bir yıldızın sessizce ağladığını gördü.
“Neden üzgünsün?” diye sordu.
Yıldız ince bir sesle cevap verdi:
“Bugün birçok çocuk ‘Ben yapamam.’ dedi. O sözler bana çok ağır geldi.”
Aras düşündü.
“Bazen ben de korkuyorum ama yeniden deniyorum. Belki sen de tekrar parlayabilirsin.”
Bunu duyunca yıldızın ışığı biraz güçlendi.
Gökyüzünün Sessiz Ustası gülümsedi.
“Gördün mü? İçten söylenen güzel sözler bazen bütün tamir aletlerinden daha güçlüdür.”
Atölyede yürümeye devam ettiler. Bu kez sarı renkte parlayan bir yıldız dikkatini çekti. Üzerinde ince ince çatlaklar vardı.
“Sen neden böyle oldun?” diye sordu.
Yıldız derin bir nefes aldı.
“Bugün bazı çocuklar yaşlı bir komşularını gördükleri hâlde yardım etmeden geçip gittiler. Oysa elindeki poşetler çok ağırdı. Kimsenin yardım etmemesi kalbimi kırdı.”
Aras üzüldü.
“Birkaç dakika yardım etmek aslında ne kadar kolay.”
Usta başını salladı.
“İyilik yapmak bazen çok kısa sürer ama etkisi çok uzun sürer.”
Biraz ileride yeşil renkte parlayan başka bir yıldız vardı. Onun ışığı sürekli titriyordu.
“Peki ya sen?” diye sordu Aras.
Yıldız cevap verdi:
“Bugün birçok çocuk ekmeklerini ve yemeklerini yarım bırakıp çöpe attı. Oysa dünyada aç kalan insanlar var. İsraf edildiğinde benim ışığım zayıflıyor.”
Aras, o güne kadar tabağında bazen yemek bıraktığını hatırladı.
“Demek ki sahip olduklarımızın kıymetini bilmek de bir iyilik.”
“Elbette,” dedi usta. “Şükreden insanların ışığı çok güçlü olur.”
Bir köşede mor renkli küçük bir yıldız sessizce oturuyordu.
“Neden konuşmuyorsun?” dedi Aras.
Yıldız yavaşça cevap verdi:
“Bugün bazı çocuklar oyun oynarken yeni gelen bir arkadaşlarını aralarına almadılar. O çocuk tek başına kaldı. Kendini çok yalnız hissetti.”
Aras’ın içi burkuldu.
“Kimsenin yalnız bırakılmaması gerekir.”
“İşte bu yüzden paylaşmak sadece oyuncak paylaşmak değildir,” dedi usta. “Kalbini de paylaşabilmektir.”
Atölyenin en uzak köşesinde gök mavisi bir yıldız vardı. Onun ışığı neredeyse görünmeyecek kadar azalmıştı.
Aras yanına yaklaştı.
“Senin başına ne geldi?”
Yıldız gözlerini kapattı.
“Bugün bazı insanlar verdikleri sözleri unuttu. Bekleyenler çok üzüldü. Güven kırılınca benim de ışığım azalıyor.”
Aras başını salladı.
“Demek ki söz vermek kolay ama sözünde durmak çok önemli.”
Usta gülümsedi.
“Güven, en parlak yıldızlardan biridir. Bir kez kırılırsa yeniden güçlenmesi zaman ister.”
Aras, atölyede gördüğü her yıldızdan yeni bir şey öğreniyordu. Artık insanların yaptığı küçük davranışların bile gökyüzünü değiştirdiğini anlamaya başlamıştı.
Sessiz Usta gülümseyerek,
“Hadi, artık eve gitme zamanı.” dedi.
Elini hafifçe sallayınca etrafı parlak bir ışık kapladı.
Aras gözlerini açtığında yine evlerinin bahçesindeki tahta bankta oturuyordu.
Gökyüzündeki yıldızlar her zamankinden daha parlak görünüyordu. Yaşadıklarının rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu anlayamadı. Ama cebinde duran yıldız şeklindeki küçük taş, ona bunun sıradan bir rüya olmadığını hatırlatıyordu.
Gökyüzüne gülümsedi ve kendi kendine,
“Bundan sonra hep iyilik yapmaya çalışacağım.” dedi.
Sonra huzurla evine girdi. Pijamalarını giydi, dişlerini fırçaladı ve yatağına girdi.
Yatmadan önce defterine şunları yazdı:
“Hayatta yaptığımız her iyilik, söylediğimiz her güzel söz ve gösterdiğimiz her güzel davranış hem insanların kalbini hem de dünyayı güzelleştirir. Unutmayalım ki küçük bir iyilik bile büyük bir ışık olabilir. Çünkü gerçek ışık, insanın kalbindeki iyiliktir.”
Yazdığı kâğıdı yırtıp duvardaki yazılarının yanına ekledi.
O gece umutla ve iyilikle dolu, tatlı bir uykuya daldı.




