Merhaba sevgili çocuklar!
Bugün size dünyadaki en sıkıcı şeyin, yani “mükemmel bir çocuk olmanın” sırlarını anlatacağım. Merak etmeyin, kurallarımız çok basit.
Öncelikle üzerinizi asla kirletmeyin. Beyaz tişörtünüzle çamurlu bir su birikintisinin yanından bile geçmeyin. Çünkü bir çocuğun tişörtünde leke olursa nasıl mükemmel olabilir ki?
Koşarken sakın düşmeyin. Dizlerinizde asla yara olmasın. Üzerinizde hiçbir çizik bulunmasın. Bisiklete binerken düşmek mi? Aman sakın!
Oysa çocuk dediğin biraz koşar, biraz düşer, sonra kalkıp yeniden koşar. Ama bizim “mükemmel çocuk rehberimizde” bunlara yer yok.
Yanlışlıkla komik bir şaka duyarsanız hemen yüzünüzü düzleştirin. Robot gibi durun ve sakın kahkaha atmayın. Çünkü mükemmel çocukların saçma sapan şeylere gülmemesi gerekir. Öyle değil mi?
Bir de sınavlar var tabii. Girdiğiniz her sınavdan 100 almalısınız. 99 mu aldınız? Olamaz! Hatta 98 aldıysanız durum daha da vahimdir. Çünkü bu rehbere göre önemli olan öğrendiğiniz şeyler değil, kâğıdın üzerindeki sayıdır.
Ödev yaparken de masanızdan hiç kalkmadan oturun. Kaleminiz bile oynamasın. Sayfalar tertemiz kalsın ve siz hiç sıkılmadan çalışın. Arkadaşlarınız dışarıda oynarken siz pencerenin kenarından onları izlemeye devam edin. Çünkü mükemmel çocukların oyun oynama vakti olmaz, değil mi?
Bir de sakın kendinizi başka çocuklarla karşılaştırmayın demiyorum. Tam tersi, sürekli karşılaştırın. Arkadaşlarınız sizden hızlı koşuyorsa üzülün. Biri sizden güzel resim yapıyorsa kendi resminizi beğenmeyin. Bir başkası bir şeyi sizden daha iyi yapıyorsa hemen kendinizi eksik sanın. Çünkü bu rehberde “herkesin farklı olduğu” gerçeğine yer yok. Herkes aynı şekilde başarılı olmalı, aynı şeyleri sevmeli, aynı hızla öğrenmeli ve aynı hayalleri kurmalı.
Hayal demişken onu da unutmayalım. Gelecekte ne olmak istediğinizi hemen bilin. Hem de fikrinizi hiç değiştirmeyin. Bugün öğretmen olmak istiyorsanız, yarın ressam olmak istemeyin. Astronot olmak istiyorsanız gökyüzüne bakıp başka dünyaları hayal etmeyin. Çünkü mükemmel çocukların kararsızlığa, keşfetmeye ve “acaba” demeye zamanı yoktur.
Tebrikler! Artık her şeyi doğru yapan, hiç hata yapmayan, herkesten daha iyi olmaya çalışan, ne istediğini daha çocukken kesin olarak bilen harika bir robotsunuz.
Ama bir dakika… Biz robot değiliz ki! Biz insanız. Ve insan olmak biraz da değişmek demek. Bazen dün sevdiğimiz bir şeyi bugün sevmemek, bir konuda fikrimizi değiştirmek, yeni bir şey denemek ve “Ben bunu yapabilir miyim?” diye merak etmek demek.
Belki de çocukluğun en güzel tarafı, geleceği henüz tam olarak bilmiyor olmaktır. Önümüzde kocaman bir yol vardır ve o yolun nereye çıkacağını zamanla öğreniriz. Bazen sağa, bazen sola döneriz. Bazen yanlış yola girer, sonra geri döneriz. Önemli olan yolun başından sonuna kadar hiç şaşırmamak değil, yürürken kendimizi kaybetmemektir.
Çünkü her çocuğun içinde başkasına benzemeyen küçük bir dünya vardır. Kimi çocuk o dünyayı resimlerle anlatır, kimi kelimelerle, kimi kahkahasıyla, kimi de sessizce kurduğu hayallerle. O dünyanın ne kadar güzel olduğunu anlamak için başka dünyalarla karşılaştırmaya gerek yoktur.
Belki de büyürken bize öğretilmesi gereken en önemli şey, herkesin önünde aynı kapının bulunmadığıdır. Bir çocuğun yolu diğerinden farklı olabilir. Birinin yıldızı sabah doğarken, diğerinin yıldızı gecenin sessizliğinde parlayabilir. Bunun anlamı birinin diğerinden daha değerli olduğu değildir. Çünkü gökyüzünde yalnızca bir yıldız olsaydı, gece bu kadar güzel görünmezdi.
Biz de öyleyiz. Hepimizin farklı bir hikayesi, farklı bir yeteneği, farklı bir hayali ve dünyaya bakacağı farklı bir izi var. Bu yüzden kendinizi başkalarının hayatına bakarak ölçmek yerine, kendi hikayenizi yazmayı öğrenmelisiniz.
Belki bugün bir şeyi başaramadınız. Belki yarın da başaramayacaksınız. Ama bundan birkaç yıl sonra geriye dönüp baktığınızda, asıl hatırlayacağınız şey kaç kez kusursuz olduğunuz değil; kaç kez yeniden denediğiniz, kaç kez kahkahalarla güldüğünüz, kaç kez gökyüzüne bakıp büyük hayaller kurduğunuz olacak.
Çünkü çocukluk, kusursuz bir hayatın provası değildir. Çocukluk, hayatı tanımaya başladığımız, dünyaya kendi gözlerimizle bakmayı öğrendiğimiz ve içimizdeki küçük çocuğun sesinin henüz kimsenin susturmadığı o eşsiz zamandır.
O yüzden sevgili çocuklar, kendinizi bir kalabalığa sığdırmaya çalışmayın. Herkesin sevdiğini sevmek, herkesin yaptığı şeyi yapmak ya da herkesin beklediği biri olmak zorunda değilsiniz. Dünya sizden mükemmellik değil, belki de en çok sizin gerçekliğinizi istiyor.
Çünkü dünya zaten birbirinin aynısı insanlarla dolu olsaydı, kimsenin başka birinin gülüşüne, hayaline, fikrine ve hikayesine ihtiyacı kalmazdı.
Sizden geriye kusursuz bir çocukluk değil, kendiniz olmaktan korkmadığınız bir hayat kalsın.
Çünkü dünya hiçbir zaman mükemmel çocukları değil, “kendi rengini kaybetmeden büyüyebilen” insanlara ihtiyaç duyacak kadar büyük ve güzel bir yerdir.





