Başarılı bir okul yılından sonra yaz tatili gelip çatmıştı. Meryem artık dördüncü sınıfa geçmişti. Uyumlu, çalışkan, öğretmenin sözünden çıkmayan ve ödevlerini aksatmayan bir öğrenci olmuştu. Karnesi de bir o kadar iyiydi. Yıl boyu yaptığı çalışmaların sonucunu almak onu gururlandırmıştı.
Karnesini dedesine ve anneannesine göstermek için can atıyordu. Dedesi, karnesini her götürdüğünde arasına bir miktar para sıkıştırırdı. Eğer yine harçlık verirse, o çok beğendiği oyuncağı da alabilirdi. Genelde bir gün sonra giderlerdi ziyarete. Ertesi güne kadar zor sabretti. Annesi yola çıkacaklarını söylediğinde hemen karnesini eline aldı. Yarım saat sonra anneannesi ve dedesinin evine gelmişlerdi. Kapının ziline birkaç kez üst üste bastı. Çok heyecanlıydı.
Evin kapısı, yürümekte zorlanan yaşlıların güler yüzleriyle geç de olsa açıldı. “Dede! Anneanne! Karneme bakın! Hepsi çok iyi!”
Herkesi gülümseten bu nidalar, Meryem için kendini kanıtlama çabasıydı. Karne ise onun gurur tablosuydu. Hepsi içeriye geçip yerlerine oturunca “Bak dede! Çok çalıştım.” diyerek karnesini dedesine uzattı. Dede beyaz bıyığının altından gülümseyerek “Aferin benim çalışkan torunuma. Ne doğrarsan aşına, o gelir kaşığına.” dedi ve harçlığını karnenin içine sıkıştırdı. Anneannesi de çok beğendi ve tebrik ederek torununu doya doya öptü.
Yaz tatili güzeldi. Dinlenme zamanı gelmişti. İlk günler sık sık parka gitti. Ama havalar iyice ısınmıştı. Artık parka gündüzleri gitmek pek mümkün olmuyordu. Evde kalınca da oyuncaklarıyla oynamak yerine çizgi film izleme, bilgisayar oyunu oynama gibi aktiviteler ona daha eğlenceli geliyordu. Annesi sık sık ekrandan uzak durmasını söylese de başka türlü vakit geçiremiyordu. Anne kız evde sürekli bu konu yüzünden tartışır hale gelmişlerdi. Babası duruma müdahale etme kararı aldı. Meryem’e bir yaz programı hazırladı. İçinde saat saat ne yapacağı yazıyordu ve günde en az iki saat ders çalışma şartı vardı. Meryem babasına da isyan etti. “Ben zaten bütün yıl çalıştım. Yaz tatili dinlenmek içindir, ders çalışmak için değil!”
“Bak güzel kızım. Yıl içinde öğrendiklerini yazın tekrar etmezsen, dördüncü sınıfa hazırlıksız gitmiş olursun. Üçüncü sınıfta öğrendiklerini unutman, arkadaşlarından geri kalmana neden olur. Ders çalışmak değil de tekrar etmek diyelim. Seneye de karnen iyi olsun istemez misin? Ne demişti deden? Ne doğrarsan aşına, o gelir kaşığına.”
“Evet böyle söylemişti ama ben hiçbir şey anlamamıştım.”
“Deden şunu demek istedi kızım: Bugün ne için çabalarsan, ilerde onun karşılığını alırsın. Yaz tatilini boşa heba etmez ve derslerini tekrar edersen, dördüncü sınıfta yeni konuları daha iyi anlarsın. Bu şekilde sınıflarını başarı ile geçer ve daha iyi okullarda okuma hakkı kazanırsın. Daha iyi okullarsa gelecekte başarılı, kendi parasını kazanan, özgür bir birey olmanı sağlar. Yani bugün çalışacağın iki saat ders, senin geleceğini olumlu bir şekilde etkileyecek. Ayrıca bu söz sadece ders için geçerli değil. İnsanlara iyilikle yaklaşırsan, iyilik görürsün. Kötülük edersen, kötülük bulursun. Yardım edersen, insanlar da sana yardım ederler. Buna benzer bir atasözü daha var: ”Ne ekersen, onu biçersin!”
“Bunu duymuştum baba. Öğretmenim anlatmıştı. Çok teşekkür ederim, yaz tatilinin en büyük dersi bu oldu bana. Annemden de özür dileyip senin hazırladığın programa uyacağım. Hem programda bilgisayar oyunu ve televizyon saatleri de var.”
Meryem yaz tatilinde hem ders tekrarı yaptı hem de bol bol oyun oynadı. Vaktini düzenli kullanınca her şeye zamanı yetti. Artık yeni okul dönemine hazırdı. Büyüyünce astronot olup gezegenleri gezme planlarına bir adım daha yaklaşmıştı.




