BİR GÜNLÜK ÖMÜR

 

Güneş daha gözlerini yeni açarken küçük bir kozanın üzerinde ince bir çatlak belirdi. Çatlak yavaş yavaş büyüdü. Bir süre sonra kozanın içinden minik bir kelebek başını uzattı. Dünyayı ilk kez görüyordu. Sessizce dışarı çıktı. Kanatlarını usulca araladı. Kanatlarında mor, mavi ve altın sarısı desenler vardı. Sabahın ilk ışıklarıyla parıldıyorlardı.

Hafif bir rüzgâr esti. Kelebek derin bir nefes aldı. Bu, hayatındaki ilk nefesiydi. Ve aslında son gününün de ilk nefesiydi. Henüz bunu bilmiyordu.

Tam o sırada yaşlı bir uğur böceği yanına kondu.
– Günaydın, küçük kelebek.
– Günaydın. dedi kelebek heyecanla.
– Benim adım ne?
Uğur böceği gülümsedi.
– Onu sen bulacaksın. Her kelebek adını yaşadığı günün sonunda öğrenir.
Kelebek şaşırdı.
– Peki bugün neler olacak?
Uğur böceği biraz sustu. Sonra yumuşak bir sesle konuştu:
– Bugün senin bütün hayatın olacak.

Kelebek bu cümleyi pek anlamadı.
– Koskoca hayat bir güne sığar mı?
– Sanıldığından daha kolay sığar. dedi uğur böceği.

Küçük kelebek bunu düşünmeden uçup gitti. İlk durağı papatyalar oldu. Çiçekler sabah rüzgârıyla sallanıyor, arılar neşeyle çalışıyordu.
– Ne güzel bir dünya! diye bağırdı kelebek.

O sırada yaşlı bir papatya konuştu:
– Güzelliği görebildiğin sürece dünya hep güzeldir.
Kelebek başını salladı. Ama aklında hâlâ yerli yerinde değildi. Çünkü görecek daha çok şey vardı.

Bir dereye ulaştı. Suyun üzerinde kendi yansımasını gördü.
– Ne kadar güzelim. diye düşündü.
Tam o anda su hafifçe dalgalandı ve yansıması kayboldu.
Dere fısıldadı:
– En güzel görüntüler bile uzun süre aynı kalmaz.
Kelebek yine anlamadı.

Öğleye doğru gökyüzüne yükseldi. Bulutların arasından geçerken minik bir serçeyle karşılaştı.
– Nereye gidiyorsun? diye sordu serçe.
– Sadece her yeri görmek istiyorum.
– Peki gördüklerini gerçekten görüyor musun?
Kelebek durdu. Bu sorunun cevabını bilmiyordu.

Biraz sonra yaşlı bir çınarın dalına kondu. Çınar yüzlerce bahar görmüş gibiydi.
– Hoş geldin.
– Merhaba. Ben bugün doğdum.
– Biliyorum.
– Sen kaç yaşındasın?
– Saymayı çok uzun zaman önce bıraktım.
Kelebek hayranlıkla sordu:
– Bu kadar uzun yaşamak nasıl bir şey?
Çınar yapraklarını hafifçe salladı.
– Uzun yaşamak önemli değildir.
– Öyleyse önemli olan ne?
– Yaşadığın zaman gerçekten yaşayabilmek.

Kelebek yine düşündü. Ama bu kez daha uzun düşündü.

Öğleden sonra hafif bir yağmur başladı. Diğer böcekler yaprakların altına saklandı. Kelebek de saklanabilirdi. Ama o, yağmur damlalarının arasında gezinmeyi tercih etti. Yağmurdan sonra kanatlarının ıslanacağını ve uçamayacağını biliyordu. Ama değdi. Çünkü bu onun ilk ve son günüydü. İlk kez yağmurun kokusunu içine çekti. İlk kez ıslanan kanatlarının sesini duydu. İlk kez gökkuşağını bu kadar yakından gördü. Ve kendi kendine fısıldadı:
– Meğer acele ederken ne çok şey kaçırıyormuşum.

Akşamüstü güneş yavaş yavaş yorulmaya başladı. Gölgeler uzadı. Rüzgâr sessizleşti. Kelebek biraz yorgundu ve bir papatyanın üzerine kondu.

Sabah karşılaştığı uğur böceği yeniden geldi.
– Günün nasıl geçti?
– Harika geçti.
– Hepsini hatırlıyor musun?
Kelebek sustu. Hayır, çok hızlı uçtuğu için birçok çiçeğin kokusunu hatırlamıyordu. Bazı kuşların sesini hiç dinlememişti. Birçok yaprağın üzerine konmuştu ama hiçbirinin şeklini fark etmemişti. Üzüldü.
– Keşke biraz daha yavaş yaşasaydım.
Uğur böceği gülümsedi.
– İnsanlar da bunu çok geç fark eder.

Kelebek başını eğdi.
– Güneş batıyor. Evet, benim ömrüm bitiyor değil mi?
– Maalesef, evet. dedi uğur böceği.

Kelebek korkmadı. Gökyüzüne baktı. Bir gün önce bu gökyüzünü hiç tanımıyordu. Şimdi ise rengi ona tanıdık geliyordu. Son kez kanatlarını açtı. Son kez rüzgârı hissetti. Son kez papatyanın kokusunu içine çekti. Gülümseyerek gözlerini kapattı.

Tam o anda gökyüzünde küçük, altın renginde bir ışık belirdi.
Yaşlı uğur böceği gökyüzüne bakıp fısıldadı:
– Adını öğrendin.

Rüzgâr merakla sordu:
– Neymiş adı?
Uğur böceği gülümsedi.
– Şükür.

Çünkü o kelebek yalnızca bir gün yaşamıştı. Ama o bir güne merakı, sevinci, yağmuru, gökkuşağını, pişmanlığı, teşekkür etmeyi ve her anının kıymetini sığdırmıştı.

Belki de hayatın uzunluğu değil, içine ne kadar güzellik koyduğumuz önemlidir. Çünkü bazen bir gün, bir ömre bedel olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir