BU DEĞİRMENİN SUYU NEREDEN GELİYOR

O gün yine arkadaşlarımla mektepten çıktık ve testilerimize su doldurmaya gittik. Eve giderken su götürmek, çocukların işiydi. Suyu doldururken herkes ödevini oracıkta bitirirdi. Çünkü çınar ağacı cevapları tek tek anlatıyordu. Biz ona “Bilge Çınar” diyorduk. Sakin sakin konuşan kalın sesli bir dede gibiydi. Tam çeşmenin başında bütün ihtişamıyla göğü kaplar, her ne sorsak cevaplardı. Her neyse, arada böyle lafa dalabilirim. Ben Dilbaz, konuşmayı ve anlatmayı çok severim.

Testilerimizi sırayla dolduruyorduk, Aslı dedi ki:

-Bilge Çınar her sorduğumuza cevap veriyor, mektepte ne öğreneceksek bize hepsini anlatsa ya? O zaman yata yata icazetimizi alırız.

-O kadar bilgiyi nasıl öğreneceksin Aslı? Bilge Çınar bile kaç yılda öğrendi kim bilir…

Bu şimdiye kadar aklımıza gelmemişti. Çınar’a sormaya karar verdik. Dedi ki:

“Ben bin yaşındayım!”

-Nee bin miii! 10 asır demekti bu. Aklım almamıştı. Çınar düşüncelerimizi okur gibi devam etti anlatmaya:

“Evlatlarım, yüzyıllardır buralarda yaşayanların müşküllerine çözüm buldum. Bin yıl önce benim tohumumu buraya eken kişi, dua etti. “Her suale cevap versin,” diye. O sırada Asım bağırdı:

-Çınar’ a ne oluyor böyle? Yerden çatırtılar duyuyorum!

-Asım biraz saygılı ol Çınar konuşurken.

-Dilbaz baksana. Gerçekten bir şeyler oluyor.

-Amanın, koşun!

Testileri bırakıp evlerimize koştuk. Durumu anlayanlar telaşla çeşme başına gidiyordu. Çınar’ın sorulara cevap verebilmek için enerjiye ihtiyacı vardı. Bunu yeraltındaki sudan alıyordu. Biz soru sordukça kökleriyle su çekiyor, o çektikçe çeşmenin altındaki su kaynağı azalıyordu.

“Yoksa Salih Dede’nin söyledikleri mi oluyor? Bu su bir gün tükenir demişti. Umarım haklı çıkmaz,” diyerek koşuyordu annem.

Çeşmenin başına gittiğimizde gerçekten suyu bitmek üzereydi. Boğazıma kocaman bir yumru oturmuştu. Hem üzülmüş hem de çok endişelenmiştim. Su, serçe parmağım kadar akıyordu. Önceden oluk oluk akardı. Susuz ne yapardık? Bütün köy buranın suyunu kullanıyordu. Sağ elimin baş parmağını, sol elimin avcuna sürtüp duruyordum. Büyükler konuşmaya başladılar.

-Ne yapmalı, yine Çınar’a sorarsak kalan suyumuzu da çekebilir.

-İyi düşünelim.

-Çınar’ı mı kessek? -Bu ona hürmetsizlik olur. Yıllardır bize ne çok yardımı dokundu.

Derin bir sessizlik oldu. Benim içimden Çınar’a sormak geliyordu. Ne gerekiyorsa söylerdi işte. O sırada Salih dede konuşmaya başladı:

-Herkes suyunu iktisatlı kullansın. Çeşmenin suyu az akarken testi doldurma sırası çok olur. Sonra su olacağını tahmin ettiğimiz yerlere kuyu kazalım. Köyün çıkışındaki kuyunun suyu varsa, onu da kullanalım.

Bu konuşma herkesi tatmin etmişti. Daha sonra yine çeşme başında toplanılıp istişare yapılacağını söylediler. O gece uyumak çok zor oldu. Sabah çeşmenin suyu biraz artmıştı. Demek ki Çınar’a soru sormazsak artacaktı. Bu herkes için çok zordu. Çünkü Bilge Çınar, bizim akıl hocamızdı. Suyu kullanmadan sorularımızı cevaplamanın bir yolunu bulurdu bence. Yasak olmasa bunu çoktan Çınar’a sorardım .

Her gün okuldan dönerken su doldurmaya devam ediyorduk. Ama Çınar’a soru soramamak garip geliyordu. Bir hafta sonra yine herkes çeşme başına toplandı. Su neredeyse eskisi kadar tazyikli akıyordu. Çınar da gayet sağlıklı, heybetli ve bilge görünüyordu. Kimse Çınar’a soru sormadı. Sadece Hikmet amca hepimizin yerine Çınar’a teşekkür etti. Onu dikenlere dua etti. Çınar’ın huzur veren kalın sesini, o gün son kez duyduk:

– Rica ederim. Tarih tekrardan ibarettir. Yaşadığınız bu kıssadan, aldığınız hisseyi çocuklarınıza ve ondan sonra gelenlere iyice belletin. Sizden sonra gelenler de sorularını cevaplatacak çınarlar bulacaklar. O çınarlar, sayılardan ve harflerden oluşacak. Adına yapay zeka diyecekler. Ve ona sordukları her soru, yine suları tüketecek. Umulur ki bu tehlikeli olay tekrar etmesin. Çınar’ın son sözleri bunlar oldu. Bu hikâyeyi çocuklarıma ve torunlarıma anlatacağımdan emindim.

2 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir