MAĞARADAN BİR DERS

Yaz güneşi gökyüzünde pırıl pırıl parlıyor, kuşlar neşeyle ötüyordu. Okullar kapanmış, Barış’ın heyecanla beklediği yaz tatili sonunda başlamıştı. Bu yazın onun için ayrı bir önemi vardı. Çünkü tatilini dedesinin köy evinde geçirecekti.

Barış dedesini çok severdi. Dedesi her zaman birbirinden güzel hikâyeler anlatır, bildiği her şeyi sabırla öğretirdi. Köyün temiz havasını, bahçedeki meyve ağaçlarını, kuş seslerini ve dedesiyle geçirdiği vakitleri çok özlemişti.

Arabadan iner inmez valizini olduğu yere bıraktı ve dedesine doğru koştu.

“Dedeciğim, seni çok özledim!”

Dedesi gülümseyerek, “Ben de seni özledim. Hoş geldin, canım torunum.” dedi.

Barış dedesine sımsıkı sarıldı. Birlikte bahçeye çıktılar. Bahçe rengârenk çiçeklerle doluydu. Erik ağaçları meyvelerini vermeye başlamıştı. Kelebekler çiçeklerin üzerinde dans ediyor, arılar durmadan çalışıyordu. Hafif esen rüzgâr yaprakları usulca sallıyordu.

Barış etrafı hayranlıkla incelerken gözü bahçe duvarının köşesine takıldı. İncecik ipliklerden örülmüş bir örümcek ağı vardı. Ağın tam ortasında küçük, kahverengi bir örümcek duruyordu.

Barış korkuyla eğildi.

“Dedeee! Orada örümcek var. Ben örümceklerden çok korkuyorum. Yaz aylarında her yerde çıkıyorlar. Ya beni ısırırsa?” dedi.

Dedesi, örümceğe bakarak,

“Sence şu an ne yapıyor?” diye sordu.

Barış dikkatlice örümceği izledi.

“Duruyor.”

Dedesi gülümsedi.

“Aslında durmuyor. Ağını koruyor. Belki de bozulan yerlerini onaracak.”

Barış yine de tedirgindi.

“Ama ben yine de korkuyorum.”

“Korkman normal.” dedi dedesi. “İnsan bazen tanımadığı şeylerden çekinir. Ama bu akşam sana örümceklerle ilgili öyle güzel, gerçek bir hikâye anlatacağım ki hem çok şaşıracak hem de Allah’ın yarattığı küçük bir canlının nasıl büyük bir hayra vesile olabileceğini öğreneceksin.”

Barış’ın gözleri heyecanla parladı.

“Gerçekten mi? Çok merak ettim. Keşke hemen akşam olsa da dinlesem.”

Dedesi gülümseyerek,

“O zaman sen de yıldızların çıkmasını bekle. Bu gece birlikte otururuz, sana hikâyeyi anlatırım. Sonra da bu konu hakkında neler düşündüğünü dinlerim.” dedi.

Barış sevinçle başını salladı.

“Söz! Akşamı sabırsızlıkla bekleyeceğim.”

O gün dedesiyle birlikte bahçeyi dolaştı, meyve topladı, tavuklara yem verdi, çiçekleri suladı. Barış ara sıra örümceğe bakıyor, korkusu biraz azalsa da akşam anlatılacak hikâyeyi düşünmeden edemiyordu.

Güneş yavaş yavaş ufkun arkasına çekildi. Gökyüzü kararmaya başlamıştı. Bir süre sonra yıldızlar görünmeye başladı. Dedesi kapının önüne iki minder koydu.

“Haydi bakalım Barış, beklediğin vakit geldi.”

Barış hemen dedesinin yanına oturdu.

“Dedeciğim, hikâyeyi anlatır mısın?”

Dedesi gülümseyerek anlatmaya başladı:

“Evladım, sana anlatacağım olay İslam kültüründe nesilden nesile anlatılan güzel bir rivayettir. Yıllar önce Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), Allah’ın emriyle Mekke’den Medine’ye hicret ediyordu. Yanında en yakın dostu Hz. Ebû Bekir vardı. Onları yakalamak isteyen insanlar peşlerine düştü.

Anlatıldığına göre Peygamber Efendimiz (sav) ve Hz. Ebû Bekir, bir süre Sevr Dağı’nda bulunan Sevr Mağarası’na sığındılar. Onları arayan kişiler mağaranın önüne kadar geldi. Tam o sırada Allah’ın izniyle küçücük bir örümcek, mağaranın girişinde incecik ama sağlam bir ağ ördü.

Mağaranın önüne gelen kişiler örümcek ağını görünce kendi aralarında konuşmaya başladılar.

‘Baksanıza,’ dedi içlerinden biri. ‘Eğer buraya biri gelmiş olsaydı bu örümcek ağı bozulurdu.’

Diğerleri de başını salladı.

‘Haklısın. Demek ki içeride kimse yok.’

Bunun üzerine mağaranın içine bakmadan oradan ayrıldılar.”

Barış hayranlıkla dedesine baktı.

“Yani küçük bir örümcek, Allah’ın izniyle Peygamber Efendimize (sav) yardım etmiş oldu, öyle mi?”

Dedesi gülümsedi.

“Evet evladım. İşte bu yüzden hiçbir canlıyı küçümsememeliyiz. Allah dilerse en küçük canlıyı bile büyük bir hayra vesile kılar.”

Barış bir süre sessizce düşündü.

“Demek örümcekler korkulacak canlılar değilmiş.”

Dedesi başını salladı.

“Elbette değil. Üstelik örümcekler doğadaki dengeyi korumaya yardım ederler. Zararlı böceklerin çoğalmasını engellerler. Çoğu örümcek insanlardan uzak durur. Onlar da aslında bizden korkarlar.”

Barış bahçenin köşesindeki örümceğe yeniden baktı. Bu kez onu görünce geri çekilmedi. Örümcek ağının üzerinde sessizce bekliyordu. Ay ışığı incecik ağın üzerine vuruyor, ağ gümüş gibi parlıyordu.

“Ne kadar güzel bir ağ örmüş.” dedi Barış.

Dedesi gülümsedi.

“Allah her canlıya farklı bir özellik vermiştir.”

Barış başını salladı.

“Ben bugüne kadar örümcekleri hep kötü sanıyordum.”

“İnsan bilmediği şeyden korkabilir.” dedi dedesi. “Ama öğrendikçe korkuları azalır.”

Bir süre sonra dedesi sordu:

“Şimdi örümcekler hakkında ne düşünüyorsun?”

Barış gülümsedi.

“Artık örümcekler beni ısıracak diye korkmuyorum. Sadece dış görünüşlerinden biraz huylanıyorum. Ama onların da Allah’ın yarattığı canlılar olduğunu ve doğada önemli görevleri bulunduğunu öğrendim. Artık onlara zarar vermek istemem.”

Dedesi gururla torununa baktı.

“İşte öğrenmenin en güzel yanı budur.”

Gece olmuştu. Barış odasına geçti. Tam uyuyacağı sırada yerde küçük bir örümcek gördü. Bir an durdu. Eskiden olsa korkuyla bağırırdı. Bu kez sakince,

“Dedeciğim, gelir misin?” diye seslendi.

Dedesi hemen odaya geldi.

“Ne oldu oğlum?”

“Burada küçük bir örümcek var. Ona zarar vermek istemiyorum. Onu dışarı çıkarabilir miyiz?”

Dedesi gülümsedi.

“Tabii ki çıkarabiliriz.”

Mutfaktan küçük bir cam kavanoz ve ince bir karton parçası getirdi. Kavanozu dikkatlice örümceğin üzerine kapattı. Sonra kartonu yavaşça kavanozun altına kaydırdı.

“İşte oldu.”

Barış kavanozu iki eliyle dikkatlice tuttu. Birlikte bahçeye çıktılar. Dedesi kavanozu çimenlerin yanına eğdi. Küçük örümcek yavaşça dışarı çıktı, birkaç adım yürüdü ve çiçeklerin arasında gözden kayboldu.

Barış gülümseyerek arkasından baktı.

“İyi geceler, küçük dost.”

Dedesi de gülümsedi.

“Biliyor musun Barış, bazen korkularımız onları tanıdıkça küçülür.”

Barış dedesine sarıldı.

“İyi ki bana bu hikâyeyi anlattın, dedeciğim. Bundan sonra bir candan korkmadan önce onu tanımaya çalışacağım.”

Dedesi torununun saçını sevgiyle okşadı.

“Aferin sana evladım. Çünkü Allah’ın yarattığı her canlının bu dünyada bir görevi ve bir hikmeti vardır.”

Gökyüzündeki yıldızlar sessizce parlıyor, yaz gecesi bahçeyi huzurla sarıyordu. Barış o gece gözlerini kapatırken artık örümcekleri düşündüğünde aklına korku değil, Sevr Mağarası’ndan öğrendiği o güzel ders geliyordu…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir