Halil’in büyük sınav günü gelip çatmıştı. Haftalardır odasındaki masanın başından kalkmamış, yüzlerce soru çözmüştü. Nihayet okulun düzenlediği büyük deneme sınavı salonundaydı.
Kitapçığı açtı. Kalemi eline aldı. Sorular adeta su gibi akıp gidiyordu. Bildiği konular çıktıkça Halil’in kendine olan güveni daha da arttı. Sayfa sayfa ilerledi ve en sonunda o ana geldi: Matematik testinin 20. Yani son sorusu.
Soruya baktı. Bir kez okudu, anlamadı. İkinci kez okudu, formülleri hatırlamaya çalıştı. Ancak zihninde hiçbir şey canlanmıyordu. Zaman daralıyordu ve sınıfın duvarındaki saatin tıkırtısı kulaklarında çınlıyordu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Emeğinin boşa gideceğinden korktu. Tam o sırada derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı. Öğretmeninin derste söylediği bir sözü hatırladı: “Zorlandığınızda soruyu parçalara ayırın.”
Halil gözlerini açtı. Panik yapmayı bıraktı. Sorudaki sayıları tek tek yan tarafa yazdı. Formülü adım adım, sabırla uyguladı. Sonunda bulduğu sonuç, tam da C şıkkında duruyordu! Cevap anahtarını dikkatlice işaretledi ve derin bir “Of!” çekerek kalemi sırasına bıraktı. Sınav bitmişti.
Birkaç gün sonra sonuçlar açıklandı. Halil o son soruyu da doğru yanıtlayarak okul birincisi olmuştu. Cuma günü bayrak töreninde müdür bey mikrofonu eline aldı ve adını okudu. Tüm okul Halil’i alkışlıyordu.
Kürsüye çıkan Halil çok heyecanlıydı. Okul müdürü, başarısından dolayı onu tebrik etti ve boynuna parlak bir başarı madalyası taktı. Asıl sürpriz ise elindeki büyük paketti. Müdür Bey, Halil’e uzun zamandır hayalini kurduğu “Teleskop ve Uzay Kitapları Seti’ni” hediye etti. Halil, çalışmanın ve zorluklar karşısında pes etmemenin ödülünü fazlasıyla almıştı. Odasının penceresinden yıldızları izleyeceği günü düşünerek eve doğru neşeyle koştu.




