BİR ÇOCUĞUN KALBİNE GİDEN YOL

Şimdi size soracağım soruyu düşünmenizi istiyorum:

“Bir çocuğun gözlerinin içine bakıp konuştunuz mu hiç?”

Sadece söylediklerini değil, söyleyemediklerini de anlamak için dinlediniz mi?

Çocuklarla iletişim, yalnızca onlara bir şeyler anlatabilmekten ibaret değildir. Asıl mesele, onların dünyasına dokunabilmek, “Seni görüyorum, seni duyuyorum ve seni tüm kalbimle dinliyorum.” diyebilmektir. Çünkü bazen bir çocuğa söylenen en etkili cümle, onu gerçekten dinleyen bir kalpten gelir.

Bazen biz yetişkinler, yalnızca davranışlara odaklanırız. “Neden ağlıyor?”, “Neden söz dinlemiyor?”, “Neden böyle davranıyor?” diye sorup dururuz. Oysa çoğu zaman asıl sormamız gereken soru çok daha farklıdır: “Bana böyle davranarak ne anlatmak istiyor?”

Bir çocuk öfkelendiğinde, ağladığında, içine kapandığında ya da aynı kelimeyi tekrar tekrar söylediğinde aslında bizimle iletişim kurmaya çalışıyor olabilir. Duygularını bizim kadar doğru kelimelere dönüştüremediği için davranışlarıyla konuşur. İşte tam da burada yetişkinin görevi başlar. Bir çocuğun yanında kullandığımız kelimeler, düşündüğümüzden çok daha büyük izler bırakır çünkü o, kendisini çevresinden duyduğu cümlelerin içinde tanımaya başlar. Sürekli “Yapamazsın.” denilen biri, zamanla gerçekten yapamayacağına inanabilir fakat “İstersen birlikte deneyebiliriz.” diyen bir yetişkin, onun içine küçücük de olsa bir cesaret tohumu bırakır.

İletişim yalnızca konuşmakla sınırlı değildir elbette. Ona sarılmak, elini tutmak, birlikte oyun oynamak, gözlerinin içine bakmak, dinlemek, hatta bazen yanında sessizce oturmak bile bir anlatım biçimidir. Çünkü sevgiyi yalnızca “Seni seviyorum.” sözünden değil, davranışlarımızdan da hissederler. Bazen de davranışını düzeltmeye çalışırken duygusunu görmezden geliriz. “Sus artık!” demek kolaydır. “Ne oldu, neden böyle hissediyorsun? Seni üzen bir şey mi var?” demek ise emek ister. Çünkü ikinci cümle, yalnızca davranışa değil, iç dünyaya dokunur.

“Bunu mu yapıyorsun?” demek yerine, “Senin için bunun çok önemli olduğunu biliyorum.” diyebilmek, onun dünyasına girmek demektir. İşte sağlıklı iletişim de tam olarak burada başlar.

Bir çocukla konuşurken kullandığımız kelimeler, onun kalbinde düşündüğümüzden çok daha fazla yer kaplar. Çocuk, kendisi hakkında fikir sahibi olmayı çevresinden öğrenir. Sürekli “Yaramazsın.” sözünü duyan biri, zamanla yaramaz olduğuna inanabilir çünkü kendisine söylenenleri yalnızca duymaz, onları iç dünyasına taşır.

İletişim yalnızca sözlerden ibaret değildir. Ona sarılmak, öpmek, elini tutmak, yanında durmak… Bunların hepsi sevildiğini hissettiren örneklerdir. Sevgiyi yalnızca sözlerimizden değil, davranışlarımızdan da öğrenirler.

Unutmayın ki kurulan iletişim, yalnızca bugünü değil, geleceği de şekillendirir. Kendini rahatça ifade edebilen, dinlendiğini hisseden ve duygularının önemsendiğini bilen bir birey, zamanla kendini tanıyan, öz güvenli ve çevresiyle sağlıklı ilişkiler kurabilen bir yetişkine dönüşür.

Bir çocuğun kalbine giden yol bazen uzun nasihatlerden değil, samimi ve içten bir cümleden geçer: “Ben buradayım. Seni görüyorum, seni duyuyorum ve seni tüm kalbimle dinliyorum.”

Belki de bir çocuğun hayatında bırakabileceğimiz en güzel iz, ona her zaman doğruyu söylemekle birlikte ne yaşarsa yaşasın, onu dinleyecek, anlayacak ve yargılamadan yanında duracak bir kalbin varlığını hissettirmektir. Bazen yalnızca bir çift gözün içtenlikle bakması, bir elin güvenle tutulması ve “Ben seni dinliyorum.” diyen bir ses yeterlidir.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir