Bir bebek dünyaya gözlerini açtığında tam olarak neyin doğduğunu hiç düşündünüz mü? Sadece minik bir beden mi? Yoksa görünmeyen ama bir ömür boyu hissedilecek güçlü bir bağ mı?
Bir bebeğin ilk nefesi ile annenin kalbi de bambaşka atmaya başlar. Çünkü anne olmak, sadece kazanılan bir unvan değildir; hissedilen, öğrenilen, her gün yeniden kurulan bir bağdır anne olmak. Bu bağ sadece kan bağından oluşmaz. Daha derin, daha sessiz ve daha güçlü bir bağdan söz ediyoruz.
Bebekler kendilerini kelimelerle ifade edemezler. Ama buna rağmen anneleri ile kurdukları görünmez bağ ile anneler bebeklerinin ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu anlayabilirler. Aç mı, susuz mu, uykusu mu geldi? Bunları anlamak için bir bakış, bir dokunuş, bir ağlama yeter. İşte bu anlayış, zamanla gelişen ama temeli doğumdan önce, hamilelik döneminde atılan bir bağın sonucudur.
Bilim insanları bu bağa “güvenli bağlanma” ismini verirler. Bizler ise bu durumu şöyle ifade edebiliriz: Bir bebeğin dünyayı öğrendiği ilk yer annesinin kucağıdır. Tanıdığı ilk ses annesinin sesidir.
Eğer bir bebek ihtiyaçlarına karşılık buluyorsa, ağladığında annesinin dokunuşlarıyla sakinleşebiliyorsa, sevildiğini hissediyorsa; işte o bebek hayatı boyunca güçlü, özgüvenli bir birey olma yolunda ilerleyecektir.
Burada önemli olan, tabii ki mükemmel anne olmak değildir. Çünkü zaten mükemmellik diye bir şey yoktur. “Yeteri kadar iyi olmak” diye bir şey vardır.
Yani bebeğin ihtiyaçlarına zamanında müdahale edebilmek, onunla içten bir şekilde temas edebilmek, onunla vakit geçirirken telefonu bir kenara bırakıp gerçekten o anın içinde olmak bebeklerin dünyasında “mükemmel anne” demektir.
Çünkü bebekler sadece beslenmek istemez, uyutulmak istemez. Önemsenmek, anlaşılmak isterler. Bir annenin bebeğine gülümsemesi bile beyin gelişimi için önemli bir ayrıntıdır.
Anne ve bebek arasındaki bu samimi bağ sadece bebeği etkilemez. Aslında anneyi de bu süreçte büyük dönüşümler bekler. Sabırsız biriyseniz bu süreç size en çok sabretmeyi, kendinizden önce başkasını düşünmeyi öğretir.
Bazen uykusuz gecelerin yorgunluğunu taşırken gözlerinizde bir gülümseme ile güç bulmayı öğretir.
Ama şunu da unutmamak gerekir: Bu süreç her zaman kusursuz ilerleyemez. Zorlandığınız anlar, tükenmişlik hissi ile mücadele ettiğiniz zamanlar olabilir. Bu çok normaldir. Önemli olan bu anların geçici olduğunu bilip her zaman bağ kurmanın mümkün olduğunu hatırlamaktır.
Bebek büyüdükçe bu bağ yok olmaz. Sadece şekil değiştirir. İlk kucakta başlayan yakınlık, zamanla yerini sohbete, sır paylaşmaya ve desteğe bırakır.
Bu yüzden anne ve bebek arasındaki bu bağ, bireysel bir ilişkiden çok toplumun temelini oluşturan bir ilişkidir. Çünkü sevgiyle büyüyen bir çocuk, bulunduğu her yere sevgi taşır.
Unutmayın ki sevginin olduğu yerde savaş da yoktur, öfke de şiddet de.





Anne- babaların tanrı kompleksine girmemesi gerektiği ,öğretmekten ziyade öğrenen olduğunu açıklayan bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.