BOZKIRIN ALPLERİ: BENLİKTEN BİZE

Bozkırın Alpleri: Benlikten Bize

 

Ulu çınarın gölgesi oba meydanına serilmişti. Yaylanın serin yeli, taşların arasından fışkıran kekik kokusunu çocukların alazlanmış yüzlerine savuruyordu. Korcan, meşeden yontulma yayını kavrayıp kirişi çenesine doğru çekti; gözünü uzaktaki taş hedefe dikti.

 

Tam parmaklarını gevşetecekken Korhan bir adımda önüne dikildi. Göğsünü kabartıp kendi yayını hedefe doğrulttu:

 

“Dur hele Korcan! Dün menzile en uzak oku ben saldım. Bileğimin kuvveti meydanda; ilk atış benim hakkımdır!”

 

Geride duran Koray yayını yere vurup öne atıldı:

“Durasın Korhan emmioğlu! Korcan abeyimin hakkı dururken meydan sana mı kalır? Hedefe ilk seğirten, yeli peşine takan benim! Çeviklik kuru kuvvetten evvel gelir!”

 

Korhan kaşlarını çattı:

 

“Yaşın boyundan küçük Koray, erlerin arasına girme!”

 

“Yaşım küçük olsa da abeyimin hakkını çiğnetmem!”

 

İki çocuk bozkır kurdu gibi göğüs göğüse geldi. Çakıl taşları çarıklarının altında eziliyordu.

 

Alev yayını indirip hızla aralarına girdi: “Bre yetin hele! Bir taş hedef için obanın ocağını mı dağıtacaksınız?”

 

Su da Alev’in yanında durdu, gözlerini Korcan’a dikti. Sesi fısıltı kadar berrak fakat buyurgandı:

 

“Korcan! Bakışın taş hedefte lakin dirlik elden gidiyor. Öfkenin gerdiği yaydan çıkan ok obayı vurur. Söz senindir, durdur şunları!”

 

Korcan kirişi bıraktı. Ağır adımlarla gardaşı ile emmioğlunun arasına girdi; ellerini göğüslerine koyup ikisini de geri itti:

 

“Yetin gayrı! Yaydan evvel öfkeyi germeyi bırakın! Bir ok menzili için emmioğlu emmioğluna kılıç mı çekecek? Hızlı koşan da bileği çelik olan da hakkın önüne geçemez. Birbirimizin kalbini kırarak vurduğumuz taş bize şan değil, zeval getirir!”

 

Meydana çöken ağır sessizliği, çınarın ardındaki patikadan gelen tok bir ses yardı:

 

“Yay gerginken ok uçar balalar; insan gerginken aklı başından uçar gider…”

 

Ak sakalı göğsüne dökülen Korkut Dede, elinde sedef kakmalı kopuzuyla göründü. Bakışlarında kınama değil, derin bir kuyu gibi durgun bir bilgelik vardı. Çocukların ortasına bağdaş kurdu; kopuzunun tek teline dokunup heybesine uzandı.

 

Heybeden tek bir ahşap ok çıkarıp Korcan’a uzattı:

 

“Kır bunu oğul.”

 

Korcan oku aldı; iki eliyle dizine dayamasıyla kuru bir ‘çat’ sesi duyuldu. Ok ikiye ayrıldı.

 

Korkut Dede bu kez heybeden beş ok çıkardı; ham deri iple okları birbirine sımsıkı doladı. Demeti Korcan’a uzattı:

 

“İmdi dene bakalım.”

 

Korcan demeti kavradı, dişlerini sıkıp var gücüyle abandı. Damarları şakaklarında kabardı fakat birbirine yaslanan oklar kıl payı dahi esnemedi. Soluk soluğa kalarak başını kaldırdı:

 

“Dedem… Tek ok çıt der kırılır; lakin birbirine bağlanan bu oklara hiçbir bilek kâr etmez.”

 

Korkut Dede kopuzunu bağrına bastı. Gözleri yaylanın ufkuna daldı:

 

“İşte töremizin ve ulu ecdadımızın sırrı buradadır evlatlarım. Sultan Alparslan, Malazgirt Ovası’nda ak libasını kefen niyetine giyip atının kuyruğunu bağladığında, ardındaki binlerce alp tek bir yürek olup çarptı. Eğer o gün ecdadımız ‘Bileğim kavidir, ben önden gideyim, şan bana kalsın’ deseydi; bu topraklar bize yurt olmazdı. Alparslan ‘ben’ demedi; ‘biz’ dedi. Omuz omuza duran o erler, işte bu kenetlenmiş oklar gibi tek bir gövde oldu da düşmanı bozkırdan söküp attı.”

 

Korkut Dede çocukların yüzüne tek tek baktı:

 

“Hakiki alp; gardaşının önüne geçen değil, gardaşına kalkan olandır. Birliği unutanın oku hedefe varsa da menzili zafer olmaz.”

 

Meydandaki rüzgâr dindi. Korhan, elindeki oku yere doğru indirdi. Başını kaldıramadan Korcan’ın omzuna dokundu: “Kibirlendim Korcan… Sıramı unuttum, hakkını helal et.”

 

Koray da emmioğlunun koluna sarıldı: “Ben de öfkeme yenilip haddimi aştım, bağışla.”

 

Korcan yayını havaya kaldırdı; gözlerinde yanan ateş artık öfkenin değil, birliğin ateşiydi.

“Tek başına değil,” dedi Korcan. “Obanın oku bir kalkar.”

 

Beş bozkır balası yan yana durdu. Kirişler aynı anda gerildi, nefesler aynı anda tutuldu. Bırakılan beş ok, mavi göğe doğru birbiriyle yarışarak değil, yan yana süzülerek yaylanın ufkuna doğru havalandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir