ÇOCUĞUN İLK OKULU EVDİR

Bir çocuğun hayatındaki ilk öğretmen kimdir?

Cevap çoğu zaman öğretmen olur. Oysa öğretmenden çok daha önce başlayan bir eğitim vardır. Çocuk henüz okula gitmeden öğrenmeye başlar. Dünyayı annesinin sesinden, babasının davranışlarından, evdeki konuşmalardan, sofradaki tutumlardan, insanların birbirine nasıl davrandığından öğrenir.

Çünkü çocuk, önce kitabı değil hayatı okur.

Ve o kitabın ilk sayfaları evde açılır.

Bugün çocuklarımızın akademik başarısı üzerine çok konuşuyoruz. Hangi okula gidecek? Hangi sınavdan kaç puan alacak? Hangi üniversiteyi kazanacak? Dersleri nasıl daha iyi olacak? Daha hızlı nasıl öğrenecek? Daha başarılı olması için hangi desteği almalı?

Bunların hepsi elbette önemli.

Ama bütün bu soruların arasında çok daha temel bir soruyu unutuyoruz:

“Biz nasıl bir insan yetiştiriyoruz?”

Sonuçta başarılı ama saygısız bir insanın başarısı ne kadar anlamlıdır ?

Bilgili ama vicdansız bir insanın bilgisi kime fayda sağlar?

Çok iyi bir meslek sahibi olup ailesine, arkadaşına, çalışma arkadaşına değer vermeyen bir insanı gerçekten “başarılı” kabul edebilir miyiz?

Çocuklarımızın geleceğini yalnızca sınav sonuçları üzerinden düşünürsek, onların insan olarak gelişimini gözden kaçırabiliriz.

İşte tam burada “Ev Okulu” başlıyor.

Ev okulu; çocuğa evde ders çalıştırmak değildir.

Ev okulu, çocuğa hayatı öğretmektir.

Çocuğa yalan söylememeyi anlatmadan önce, bizim verdiğimiz sözleri tutmamız gerekir.

Saygılı olmayı öğretmeden önce, çocuğun yanında insanlara nasıl konuştuğumuza dikkat etmemiz gerekir.

Öfkesini kontrol etmesini istemeden önce, bizim öfkelendiğimizde nasıl davrandığımızı düşünmemiz gerekir.

Kitap okumasını istemeden önce, çocuğun evde kitap okuyan bir yetişkin görmesi gerekir.

Telefonu bırakmasını söylemeden önce, bizim elimizdeki telefondan başımızı kaldırmamız gerekir.

Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğrenir.

“Büyüklerini sev, küçüklerini koru!” demek kolaydır.

Asıl eğitim, çocuğun evde annesinin babasına, babasının annesine, kardeşinin kardeşine nasıl davrandığını görmesidir.

“Kimseyi kırma!” demek kolaydır.

Asıl eğitim, çocuğun anne babasının bir tartışma sırasında birbirine nasıl konuştuğunu görmesidir.

“Yardımsever ol!” demek kolaydır.

Asıl eğitim, çocuğun ihtiyaç sahibi birini gördüğümüzde bizim ne yaptığımıza şahit olmasıdır.

Çünkü çocukların hafızasında yalnızca öğütler kalmaz.

Çocukların hafızasında davranışlar kalır.

Bir düşünelim.

Çocuğumuz okuldan eve geliyor.

Çantasını bırakıyor.

“Bugün okul nasıldı?” diye soruyoruz.

“İyi.”

“Derslerin nasıl?”

“İyi.”

“Ödevin var mı?”

“Var.”

“Yapacak mısın?”

“Evet.”

Sonra herkes kendi dünyasına dönüyor.

Anne telefonuna, baba televizyonuna, çocuk tabletine…

Aynı evin içinde üç ayrı hayat yaşanıyor.

Oysa ev okulunun en önemli dersi, aynı çatı altında birbirine gerçekten temas edebilmektir.

Çocuğumuzun yalnızca notlarını değil, kalbini de sormalıyız.

“Bugün seni mutlu eden ne oldu?”

“Canını sıkan bir şey oldu mu?”

“Bir arkadaşın sana kötü davrandı mı?”

“Sen bugün birinin kalbini kırdın mı?”

“Bugün birine yardım ettin mi?”

“Bugün kendinle gurur duyduğun bir şey yaptın mı?”

Bu sorular çocuğun zihnini değil, karakterini besler.

Çünkü çocukların sadece akademik başarıya değil, kendilerini ifade edebilecekleri güvenli bir eve de ihtiyaçları vardır.

Ev okulu biraz da sofradır.

Çocuğa beklemeyi öğretir.

Paylaşmayı öğretir.

Teşekkür etmeyi öğretir.

Emeğin kıymetini öğretir.

Birlikte oturmayı öğretir.

Sofrada herkesin sözünü kesmeden dinlemek bile başlı başına bir derstir.

Ev okulu biraz da mutfaktır.

Çocuğun yaşına uygun sorumluluk almasıdır.

Bir şeylerin kendiliğinden olmadığını öğrenmesidir.

Temizliğin, düzenin, emeğin ve üretmenin değerini anlamasıdır.

Ev okulu biraz da evin düzenidir.

Oyuncağını toplamak.

Eşyasına sahip çıkmak.

Kendi yatağını düzeltmek.

Kirlettiğini temizlemek.

Kullandığını yerine koymak.

Çünkü sorumluluk duygusu, bir gün ansızın yetişkin olduğumuzda ortaya çıkmaz.

Çocuklukta küçük küçük öğretilir.

Ev okulu bazen bir kitaptır.

Bazen bir yürüyüştür.

Bazen bir sohbet.

Bazen birlikte yapılan bir yemek.

Bazen yaşlı bir akrabayı ziyaret etmektir.

Bazen bir komşuya yardım etmektir.

Bazen bir ağacın altında oturup gökyüzüne bakmaktır.

Bazen çocuğun sorduğu “Neden?” sorusuna sabırla cevap vermektir.

Ve bazen de hiçbir şey yapmadan çocuğun yanında oturabilmektir.

Çünkü çocukların her anının etkinlikle doldurulması gerekmez.

Çocukların bazen sadece anne babalarının yanında güvende hissetmeye ihtiyacı vardır.

Sevgili anne babalar,

Çocuklarımızın her problemini çözmeye çalışırken onlara hayatı öğrenme fırsatı vermeyi unutmayalım.

Çocuğumuz düştüğünde hemen kaldırmak yerine, bazen kendi başına kalkmasına izin verelim.

Bir ödevi yapamadığında hemen cevabı söylemek yerine, düşünmesine fırsat verelim.

Bir arkadaşıyla sorun yaşadığında hemen diğer çocuğu suçlamak yerine, “Sen ne yaptın, arkadaşın ne yaptı?” diye soralım.

Çünkü çocuklarımızın her problemini bizim çözmemiz, onların problem çözme becerisini geliştirmez.

Onlara yol göstermek başka şeydir.

Onların yerine yürümek başka…

Bir de çocuklarımızdan özür dilemekten korkmayalım.

Anne babalar hata yapamaz diye bir kural yok.

Bazen sesimizi yükseltebiliriz.

Bazen yanlış anlayabiliriz.

Bazen haksızlık edebiliriz.

Böyle bir durumda çocuğumuzun karşısında “Ben anne/babayım, ben bilirim!” demek yerine:

“Bugün sana karşı yanlış davrandım. Bunun farkındayım. Özür dilerim.”

diyebilmek, çocuğa çok büyük bir hayat dersi verir.

Çünkü çocuk böylece şunu öğrenir:

Hata yapmak insan olmaktır; hatasını kabul etmek ise erdemdir.

Bu, hiçbir ders kitabının tek başına öğretemeyeceği bir derstir.

Çocuklarımızın dini ve manevi gelişimini de yalnızca nasihatlerle şekillendiremeyiz.

İyiliği anlatırken iyilik yapmalıyız.

Merhameti anlatırken merhamet göstermeliyiz.

Kul hakkından söz ederken başkasının hakkına dikkat etmeliyiz.

Doğruluktan bahsederken günlük hayatımızda doğruyu seçmeliyiz.

Ahlakı çocuğun zihnine bir kurallar listesi olarak değil, hayatının doğal bir parçası olarak yerleştirmeliyiz.

Çünkü çocuk, “ahlaklı ol!” cümlesinden çok, ahlaklı bir yetişkin görerek öğrenir.

Bir çocuğun kalbine bırakabileceğimiz en güçlü miras, yalnızca mal mülk değildir.

İyi bir isimdir.

Temiz bir vicdandır.

Doğruyu seçme cesaretidir.

İnsanlara karşı merhametli olabilmektir.

Haksızlık karşısında susmamaktır.

Güçsüz olana tepeden bakmamaktır.

Kendinden farklı olana saygı gösterebilmektir.

Bugün çocuklarımızın eline çok fazla şey veriyoruz.

Oyuncaklar…

Telefonlar…

Tabletler…

Kitaplar…

Kurslar…

Özel dersler…

Deneme sınavları…

Çeşitli eğitimler…

Ama belki de onların en çok ihtiyacı olan şeyi bazen ihmal ediyoruz:

Bizim zamanımız.

Çocuğunuzun size anlatacağı bir şey varsa telefonu bırakın.

Sizinle konuşurken gözlerinin içine bakın.

Bir soru sorduğunda “Şimdi işim var.” demeden önce gerçekten önemli olup olmadığını düşünün.

Çünkü çocukluk beklemez.

Bir gün bugün küçük gördüğümüz meselelerin yerini çok daha büyük meseleler alacak.

Bugün “Anne, beni dinler misin?” diyen çocuk, yarın büyüdüğünde belki de hiçbir şey anlatmayacak.

Ve insanın en ağır pişmanlıklarından biri, çocuğunun çocukluğu geçtikten sonra onunla yeterince vakit geçirmediğini fark etmektir.

Ev okulu, çocuğu hayata hazırlayan okuldur.

Burada sınav kâğıdı yoktur.

Karne yoktur.

Not yoktur.

Ama dersler çok ağırdır.

Sabır.

Saygı.

Sorumluluk.

Merhamet.

Adalet.

Paylaşmak.

Şükretmek.

Çalışmak.

Üretmek.

Dinlemek.

Özür dilemek.

Affetmek.

Doğruyu seçmek.

Bazen kaybetmeyi öğrenmek.

Bazen yeniden başlamayı öğrenmek.

Ve en önemlisi…

İyi insan olmayı öğrenmek.

Sevgili anne babalar,

Okul çocuğumuza bilgi verir.

Öğretmen ona yol gösterir.

Kitap ona dünyalar açar.

Ama ev, çocuğun bütün bunları nasıl bir insan olarak taşıyacağını öğretir.

Bu yüzden çocuklarımızın eğitimini yalnızca okul kapısından içeri girip çıkmakla sınırlamayalım.

Evlerimizi küçük birer hayat okuluna dönüştürelim.

Çocuklarımızla konuşalım.

Onları dinleyelim.

Sorumluluk verelim.

Hata yapmalarına izin verelim.

Yanlış yaptıklarında aşağılamak yerine doğruyu bulmalarına yardım edelim.

Başarılarını alkışladığımız kadar çabalarını da fark edelim.

Onları yalnızca yüksek not aldıklarında değil, doğru bir davranış sergilediklerinde de takdir edelim.

Ve en önemlisi, onlara sürekli “Nasıl bir çocuk olmalısın?” demek yerine, “Nasıl bir insan olmalıyım?” sorusunun cevabını davranışlarımızla gösterelim.

Çünkü çocuklarımız bizim söylediklerimizi bir gün unutabilir.

Ama evde gördüklerini hayatları boyunca taşıyabilirler.

Belki de bu yüzden bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:

Çocuğum benden ne öğreniyor?

Sadece matematik mi?

Sadece Türkçe mi?

Sadece sınav başarısı mı?

Yoksa sabrı mı öğreniyor?

Merhameti mi?

Doğruluğu mu?

Sorumluluğu mu?

Saygıyı mı?

İyiliği mi?

İnsan olmayı mı?

Unutmayalım:

Çocuğun ilk okulu evdir.

İlk öğretmeni anne babasıdır.

İlk kitabı hayattır.

İlk dersi ise bizim davranışlarımızdır.

Ve bir gün çocuklarımız büyüdüğünde, geriye dönüp baktıklarında hatırlayacakları en değerli şey belki de hangi okula gittikleri değil;

Evlerinde nasıl hissettikleri, nasıl yetiştirildikleri ve anne babalarının onlara nasıl bir insan olmayı öğrettiği olacaktır.

İşte gerçek eğitim tam da burada başlar.

Evde.

Ailede.

Ve önce anne babanın kendisinde.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir