Kaan, o gece yatağına yatmak için acele ediyordu. Yorucu bir gün geçirmişti. Yeni katıldığı futbol takımının antrenmanı bacaklarında ağrıya neden oluyordu. “Kasların geliştikçe, ağrıların azalacak” demişti antrenörü. O günleri dört gözle bekliyordu.
Yorgunluktan gözleri kapanıyordu. Tam uyuyacakken içeriye parlak bir ışık doldu. Kaan şaşkınlıkla gözlerini açtı. Işığın kaynağını görmeye çalışıyordu. İçini müthiş bir korku kapladı. “Anne” diye bağırma isteğine direniyor, önce ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Işık hüzmesinin parlaklığı azalmaya başladı. Görüntü artık daha netti. Bu bir uzay aracıydı. İki yemek tabağı üst üste kapatılmış gibi görünüyordu. Küçük araçtan, küçük bir canlı çıktı. Uzaylı gibi görünüyordu fakat sinek gibi kanatları vardı ve uçabiliyordu. Kaan korkmak bir yana, komik bulduğu bu canlıyı izlemeye karar verdi.
Araçtan birkaç uzaylı daha indi ve ince kanatlarıyla uçarak komodinin üzerine kondular. Ellerinde çeşitli teknolojik aletler vardı. Biri ses dönüştürücüydü ve söylediklerini Türkçeye çevirmeye programlıydı. Ekibin başında bulunan uzaylı ses dönüştürücü ile konuşmaya başladı:
-Merhaba. Biz XX26 Cüce Gezegeni’nden geliyoruz. Sizin gezegeninizi incelerken, ilgimizi çeken birçok şeyle karşılaştık. Bunlardan en önemlisi kitap adı verdiğiniz, çok yapraklı nesneler. Çocukların kitaplarda yazılanlara daha çok inandığını ve onların hayal gücünün çok büyük olduğunu fark ettik. Konumumuza yakın olan ve kitap okumayı en çok seven çocuğu aradık. Konumda siz vardınız.
Kaan ne söyleyeceğini bilemedi. Hiç korkusu kalmamıştı, sadece şaşkındı. Kitap seven kim olursa olsun, ondan zarar gelmez diye düşündü. Zaten zarar verecek gibi de görünmüyorlardı.
– “Neden bir yetişkini değil de beni seçtiniz?” diye sordu.
-Yetişkin insanlar fazla agresif veya korkak olabiliyorlar. Davranışlarını kestirmek çok zor. Bize zarar verme ihtimalleri çok yüksek. Ama çocuklar iki çeşittir: Kitap okuyanlar ve haylazlık yapanlar. Kitap okuyan çocuklar daha sakin ve uyumlu oluyor.”
-Peki benden ne istiyorsunuz?
-Gezenimize kütüphane kurmak istiyoruz. Bize yardım eder misin?
– “Seve seve” dedi Kaan. “Peki ama nasıl?”
-Seni birkaç saatliğine bizim gezegenimize götüreceğiz. Kitap yapmak, çoğaltmak ve kütüphane açmak için fikir vereceksin. Biz zamanı bükebiliriz. Sen buradan birkaç saatliğine yok olurken, orda haftalarca kalabilirsin.
Uzaylı elindeki tabanca ile bir kez ışın gönderdi Kaan’ın kalbine. Kaan bir an her yerinin uyuştuğunu hissetti. Kollarını ve bacaklarını hareket ettiremiyordu. Sonra vücudunda değişiklikler hissetmeye başladı, garip bir şekilde her yerine ateş basıyordu. Elleri ve ayakları küçülmeye başladı. Sonra kafası ve gövdesi de küçüldü. Kaan uzaylıların boyutuna gelmiş bir şekilde yorganın altında kayboldu. Oradan çıkabilmek için epey çaba sarf etti. Uzaylı onun küçülmüş halini görünce hafifçe gülümsedi ve bir uzaylı selamı verdi. Kaan da aynı şekilde ona karşılık verdi.
Uzay gemisine bindiğinde, ortamın çok da yabancı olmadığını fark etti. Filmlerdeki uzay gemilerine çok benziyordu. Belki de Kaan’dan önce de uzaylıları gören insanlar bu filmleri bu kadar gerçekçi yapmışlardı. Uzaylılar kendi aralarında konuşuyor, Kaan’a yiyecek ve içecek ikram ediyorlardı. Çok nazik ve hassastılar. Onu incitmekten korkuyorlardı. Birkaç saat yolculuktan sonra XX26 Gezegen’ine geldiler.
Burada denizler, bulutlar, ağaçlar Dünyadakilere benziyordu. Ama renkleri tamamen farklıydı. Gökyüzü pembeydi mesela, bulutlar turuncu. Ağaç yaprakları kahverengi ve sert, kökleri ise yeşil ve yumuşaktı. Bir tek evler Dünyadaki evlere benzemiyordu. Uçabildikleri için bütün evler yüksek demirler üzerinde inşa edilmişti. Kütüphaneyi yapacakları alana geçtiler. Kaan önce kâğıt ve bir matbaa olması gerektiğini söyledi. İstekler birkaç saat içinde hazırdı. Daha sonra uzaylılara eser yazmaları gerektiğini söyledi. Birkaç gün içinde de kitap olabilecek bir sürü eser ortaya çıkardılar. Kaan onlara kütüphanenin nasıl olması gerektiğini, kitapları nasıl sıralamaları gerektiğini, bir bir anlattı. Kaan yol gösterdi ve uzaylılar kendilerine kütüphane kurdular. Şimdilik çok kitap yoktu. Ama uzaylılar kitap yazmayı sevmişti. Yakın zamanda büyük bir kütüphaneye sahip olacaklarına hiç şüphe yoktu.
İşleri bittikten sonra Kaan’ı gezegenine götürmek için yola çıktılar. Dünya’ya döndüklerinde odasına girdiler ve uzay aracını park ettiler. Kaan’ı indirdiler, yatağın ortasına gelecek şekilde yatırdılar. Yine ışınla eski haline geri döndürdüler. Uzaylıların son bir isteği vardı; bu olaydan kimseye bahsetmemesi gerekiyordu. Kaan söz verdi. Hiç kimseye bu olaydan söz etmedi. Duygusal bir vedalaşmadan sonra gezegenlerine geri döndüler. Kaan saate baktığında sadece üç saat kadar Dünya ‘da olmadığını fark etti. Neyse ki yarın tatildi, uzaylılar bunu bile hesaplamıştı. Hafifçe gülümseyip gözlerini kapattı ve huzurlu bir uykuya daldı.




