Bir zamanlar, dağların arasına kurulmuş, taş sokakları çiçeklerle süslü küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada yaşayan insanlar birbirlerini çok sever, sabahları karşılaştıklarında gülümseyerek selam verirlermiş. Çocuklar okul çıkışında meydanda oyun oynar, büyükler ise eski çınar ağacının altında sohbet edermiş.
Kasabanın en meraklı çocuğu Umut’muş. Umut, eski eşyaların, gizemli yerlerin ve çözülmemiş sırların peşinden gitmeyi çok severmiş. Bir gün okuldan dönerken daha önce hiç fark etmediği dar bir sokağa girmiş. Sokağın sonunda, pencereleri sarmaşıklarla kaplı eski bir dükkân görmüş. Kapısının üzerinde solmuş harflerle “Unutulmuş Eşyalar” yazıyormuş.
Merakına yenilen Umut, kapıyı yavaşça açmış. İçeride eski saatler, tozlu kitaplar, paslanmış anahtarlar, müzik kutuları ve birbirinden ilginç eşyalar diziliymiş. Dükkânın ortasında beyaz sakallı yaşlı bir adam oturuyormuş.
“Hoş geldin, Umut.” demiş yaşlı adam.
Umut şaşırmış.
“Benim adımı nereden biliyorsunuz?”
Yaşlı adam gülümsemiş.
“Bazen eşyalar, sahiplerinin geleceğini önceden hisseder.”
Tam o sırada raflardan küçük, ahşap bir kutu yere düşmüş. Kapağı açılınca içinden eski bir pusula çıkmış. Pusulanın camı çatlak, ibresi ise hafif eğriymiş.
“Bu kırılmış.” demiş Umut.
“Hayır.” diye cevap vermiş yaşlı adam. “Sadece herkes onun ne işe yaradığını unutmuş.”
Umut pusulayı eline aldığı anda ibre hızla dönmeye başlamış. Birkaç kez kendi etrafında döndükten sonra durmuş.
“Ama kuzeyi göstermiyor.” demiş Umut.
“Çünkü o, kuzeyi göstermek için yapılmadı.”
“Peki neyi gösteriyor?”
Yaşlı adam cevap vermemiş. Sadece pusulayı Umut’un avucuna bırakmış.
“Onu yanında taşı. Cevabı kendin bulacaksın.”
Umut teşekkür edip dükkândan çıkmış. Eve doğru yürürken yaşlı bir teyzenin poşeti yırtılmış, elmaları yokuştan aşağı yuvarlanmaya başlamış. Umut hemen koşup elmaları toplamış. Son elmayı teyzeye uzattığı anda cebindeki pusula hafifçe titremiş.
Merakla çıkarıp baktığında ibrenin altın gibi parladığını görmüş.
“Evet…” diye fısıldamış. “Bu hiç normal değil.”
O gece pusulayı yatağının yanındaki masaya koymuş. Ay ışığı odasına vururken pusulanın kapağında incecik yazılar belirmiş:
“Doğru yolu bulmak isteyen, önce doğru davranışı seçmelidir.”
Umut gözlerini ovuşturmuş. Yazı bir anda kaybolmuş.
Ertesi sabah kasabada garip bir olay yaşanmış. Yoğun, beyaz bir sis bütün sokakları kaplamış. İnsanlar birkaç adım ötesini bile göremiyormuş. Fırıncı dükkânını bulamıyor, postacı mektupları dağıtamıyor, çocuklar okul yolunu şaşırıyormuş.
Kasabanın bütün pusulaları çıkarılmış ama hiçbiri çalışmıyormuş.
Umut da evden çıkınca aynı sisin içinde kalmış. Cebindeki kırık pusulayı çıkarınca ibre yeniden dönmeye başlamış. Sonra yavaşça sağ taraftaki dar sokağı göstermiş.
Tam yürümeye başlayacakken, yol kenarında ağlayan küçük bir kız görmüş.
“Annemi bulamıyorum.” demiş kız.
Umut önce pusulanın gösterdiği yoldan gitmeyi düşünmüş. Sonra küçük kıza bakmış.
“Önce seni annene ulaştıralım.”
Kızın elini tutmuş. Tam o anda pusulanın ibresi yön değiştirmiş ve bu kez ikisinin birlikte yürümesi gereken yolu göstermiş.
Birkaç dakika sonra annesi telaş içinde onları bulmuş.
“Çok teşekkür ederim!” demiş gözleri dolarak.
Umut yoluna devam etmiş.
Bir süre sonra yaşlı bir amca bastonunu düşürmüş. Umut eğilip bastonu uzatmış. Pusula yine parlamış.
Az ileride yaralı bir serçe yerde çırpınıyormuş. Umut onu dikkatlice alıp güvenli bir ağacın altına bırakmış. Pusula bu kez sıcacık olmuş.
Umut artık anlamaya başlamıştı.
Bu pusula yolları değil, doğru seçimleri gösteriyordu.
Sis ise hâlâ dağılmamıştı. Kasabanın meydanına ulaştığında herkes ne yapacağını bilemeden bekliyordu.
“Çıkış yolu yok!” diye bağırıyordu bazıları.
Tam o sırada Umut yüksekçe bir taşın üzerine çıktı.
“Sanırım bu sis yolumuzu değil, davranışlarımızı kaybettiğimiz için oluştu.” dedi.
Kimse önce inanmadı.
Ama Umut yaşadıklarını anlattı.
Bunun üzerine insanlar birbirlerine yardım etmeye başladılar. Gençler yaşlıların ellerinden tuttu. Komşular birbirlerini evlerine götürdü. Çocuklar kaybolan hayvanları sahiplerine ulaştırdı.
İnsanlar birbirlerine yardım ettikçe sis yavaş yavaş dağılmaya başlamış. Kasaba yeniden görünür hâle gelmiş. Herkes, Umut’un söylediklerinin doğru olduğunu anlamış.
Umut ise pusulanın sırrını tamamen çözmek için yaşlı adamın dükkânına gitmeye karar vermiş.
Umut koşarak eski dükkâna gitti. Kapıyı açtı.
Ama içeride kimse yoktu.
Raflar boştu.
Tozlu masanın üzerinde yalnızca küçük bir not duruyordu.
“Kırık olan pusula değildi. İnsanlar bazen vicdanlarının sesini duymayı unuturlar. Pusula görevini tamamladı. Şimdi sıra sende…”
Umut notu dikkatlice cebine koydu.
O günden sonra kasabada insanlar yalnızca yollarını değil, birbirlerini de bulmaya özen gösterdiler. Çünkü artık biliyorlardı ki en doğru yol, haritalarda çizilen değil; iyilik, dürüstlük ve paylaşmayla yürünen yoldu.
Ve rivayete göre, o eski kırık pusula hâlâ bir yerde duruyormuş. Yalnızca doğruyu arayan bir çocuk onu eline aldığında ibresi yeniden hareket etmeye başlıyormuş.




