Bir sabah uyandığında herkesin senden başka bir şey istediğini düşün.
Annen başka bir şey söylüyor.
Baban başka bir şey bekliyor.
Öğretmenin başka bir hedef gösteriyor.
Arkadaşların başka türlü davranmanı istiyor.
Televizyonda gördüğün çocuklar başka türlü gülüyor, başka türlü konuşuyor, başka türlü yaşıyor.
Ve sen bütün bu seslerin arasında bir an durup kendine soruyorsun:
“Peki ben ne istiyorum?”
Belki bu sorunun cevabını hemen bulamıyorsun.
Çünkü büyürken bize birçok şeyi öğrenmemiz söyleniyor:
Okumayı öğren.
Yazmayı öğren.
Hesap yapmayı öğren.
Kurallara uymayı öğren.
Daha hızlı ol.
Daha başarılı ol.
Daha çok çalış.
Daha iyi ol.
Ama bazen kimse bize kendimizi dinlemeyi öğretmiyor.
Oysa insanın hayatındaki en önemli seslerden biri, kendi içinden gelen sestir.
Senin sesin.
Kendine söylediğin cümleler…
Kimsenin duymadığı düşüncelerin…
Bir şeyi gerçekten sevip sevmediğin…
Bir arkadaşının davranışının seni neden üzdüğü…
Bir konuda neden korktuğun…
Neyi merak ettiğin…
Neyi değiştirmek istediğin…
Bütün bunlar senin içindeki küçük dünyanın parçalarıdır.
Ve o dünyayı tanımak için bazen biraz sessizliğe ihtiyacın vardır.
Çünkü dışarıda çok fazla ses var:
“Bunu yapmalısın.”
“Böyle davranmalısın.”
“Şöyle görünmelisin.”
“Bunu sevmelisin.”
“Bunu bilmiyorsan geri kaldın.”
“Arkadaşın senden daha iyi.”
Bazen bütün bu cümleler öyle çoğalır ki kendi düşüncemizi duymakta zorlanırız.
İşte tam o anda durmak gerekir.
Bir ağacın altında oturup gökyüzüne bakmak gibi…
Bir kitabın sayfalarını yavaşça çevirmek gibi…
Pencereden dışarı bakıp yağmuru dinlemek gibi…
Sadece birkaç dakika hiçbir şey yapmadan kendinle kalmak gibi…
Çünkü insan kendisini en çok sessizlikte tanır.
Belki o sessizlikte fark edersin:
Aslında resim yapmayı çok seviyorsun.
Belki hikâye yazmak hoşuna gidiyor.
Belki arkadaşlarını dinlemekten mutlu oluyorsun.
Belki hayvanlarla vakit geçirmek seni rahatlatıyor.
Belki bir şeyi bozup yeniden yapmayı seviyorsun.
Belki herkes futbol konuşurken sen yıldızları merak ediyorsun.
Belki sınıfta çok konuşmuyorsun ama kafanın içinde kocaman bir dünya taşıyorsun.
İşte bunların hepsi seni sen yapan özellikler.
Herkesin aynı şeyi sevmesi gerekmez.
Herkesin aynı şekilde düşünmesi gerekmez.
Herkesin aynı hızda öğrenmesi de gerekmez.
Bir çiçeğin diğer çiçeğe “Neden benim kadar hızlı açmadın?” demesi ne kadar anlamsızsa, insanların da birbirleriyle sürekli kıyaslanması o kadar anlamsızdır.
Kimi çocuk bir konuyu hemen anlar.
Kimi çocuk biraz daha fazla zamana ihtiyaç duyar.
Kimi çocuk kalabalıkların içinde parlar.
Kimi çocuk sessizce kendi dünyasında üretir.
Kimi çocuk konuşarak kendisini anlatır.
Kimi çocuk yazıyla…
Kimi çocuk resimle…
Kimi çocuk müzikle…
Kimi çocuk yaptığı bir iyilikle…
Hiçbirinin birbirinden daha değerli olması gerekmez.
Çünkü herkesin dünyaya söyleyeceği farklı bir cümle vardır.
Senin de var.
Belki henüz o cümleyi bulamadın.
Bu çok normal.
Bulmak için acele etme.
Büyümek zaten biraz da kendini keşfetme yolculuğudur.
Bu yolculukta bazen yanlış kararlar vereceksin.
Bazen bir arkadaşınla küseceksin.
Bazen çalışıp istediğin sonucu alamayacaksın.
Bazen çok istediğin bir şeyi elde edemeyeceksin.
Bazen “Keşke böyle yapmasaydım.” diyeceksin.
Ama biliyor musun?
Hata yapmak, yolun bittiği anlamına gelmez.
Bazen hata, sana yeni bir yol gösterir.
Bir yanlış cevap sana doğruyu öğretir.
Bir kayıp sana sahip olduklarının değerini gösterir.
Bir hayal kırıklığı sana neyi gerçekten istediğini anlatır.
Bir özür dilemek, güçlü olmanın başka bir biçimidir.
Yeniden denemek ise cesaretin en güzel hâllerinden biridir.
Bu yüzden kendine karşı çok sert olma.
Bir sınavda yanlış yaptığında kendine kızabilirsin ama kendine kötü davranma.
Bir arkadaşını kırdığında üzül ama kendinden nefret etme.
Bir konuda başarısız olduğunda yeniden dene ama kendine “Ben hiçbir şeyi beceremem.” deme.
Çünkü sen yaptığın bir hatadan ibaret değilsin.
Sen aldığın bir nottan ibaret değilsin.
Sen başkalarının senin hakkında söylediklerinden de ibaret değilsin.
Sen büyüyen, öğrenen, değişen ve her gün yeniden kendini keşfeden bir insansın.
Belki bugün yapamadığın bir şeyi yarın yapacaksın.
Belki bugün korktuğun bir şeyden birkaç yıl sonra hiç korkmayacaksın.
Belki bugün çok önemli sandığın bir şeyin aslında o kadar da önemli olmadığını anlayacaksın.
Ve belki bir gün aynaya baktığında, başkalarının senden olmanı istediği kişiyi değil, gerçekten olduğun kişiyi göreceksin.
İşte o gün kendine ait bir şey kazanmış olacaksın.
Kendi sesini.
O sesi koru.
Çünkü büyüdükçe dışarıdan gelen sesler daha da çoğalabilir.
Sana ne yapman gerektiğini söyleyen insanlar olabilir.
Seni başkalarıyla kıyaslayanlar olabilir.
Hayallerini küçümseyenler olabilir.
“Bundan bir şey olmaz.” diyenler olabilir.
Ama sen kendi içindeki sesi tanıyorsan, hangi yöne gideceğini daha kolay bulursun.
Kendine şu soruyu zaman zaman sor:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
Sonra bir başka soru:
“Beni ne mutlu ediyor?”
Bir tane daha:
“Nasıl bir insan olmak istiyorum?”
Belki cevapların bugün başka olacak.
Yarın değişebilir.
Bu da güzel.
Çünkü değişmek, yanlış olduğun anlamına gelmez.
Büyüdüğün anlamına gelir.
Unutma:
Dünyanın senden kusursuz olmanı beklemesine gerek yok.
Senin de kendinden kusursuz olmanı beklemene gerek yok.
Merak et.
Sor.
Yanıl.
Öğren.
Gül.
Bazen ağla.
Yeniden dene.
Ve en önemlisi, kendin ol.
Çünkü dünyada senin yerine sen olabilecek başka hiç kimse yok.
Belki bir gün çok büyük bir başarı elde edeceksin.
Belki çok önemli bir meslek sahibi olacaksın.
Belki insanların hayatına dokunacaksın.
Belki hiç kimsenin beklemediği bir şey başaracaksın.
Ama bütün bunlardan önce bilmen gereken daha önemli bir şey var:
Sen zaten değerlisin.
Bir şey başardığın için değil.
Birinci olduğun için değil.
Herkes seni sevdiği için değil.
Sadece sen olduğun için.
Ve şimdi…
Bir an dur.
Derin bir nefes al.
Etrafındaki bütün sesleri biraz sustur.
Sonra kendine kulak ver.
Çünkü belki de hayatının en güzel hikâyesi, başkalarının senin için yazdığı hikâye değil;
kendi sesini dinleyerek yazacağın hikâyedir.




