Bir sabah her şey normaldi. Güneş doğmuştu. Kuşlar ötüyordu. Ama küçük çocuk kapıdan çıkarken bir şeyin eksik olduğunu fark etti. Yere baktı: Gölgesi yoktu.
Önce önemsemedi. “Belki ışık yüzündendir.” diye düşündü. Ama yürüdükçe içindeki huzursuzluk büyüdü. Çünkü çocuk ne yaparsa yapsın gölgesi geri gelmiyordu. Koştu, zıpladı, ellerini salladı. Hiçbir şey değişmemişti.
O gün kendini tuhaf hissetti. Sanki bir parçası eksilmiş gibiydi. Ertesi gün aynı şey oldu. Ve sonraki gün… Artık dayanamadı. “Gölge nereye gider ki?” diye düşündü. Onu aramaya karar verdi.
İlk olarak en sevdiği parka gitti. Çünkü eskiden en çok orada koşar, gülerdi. Ama park sessizdi. Sonra okuluna gitti, sırasına oturdu. Eskiden parmak kaldırıp heyecanla konuşan o çocuk yok gibiydi artık.
O an bir şey fark etti. Son zamanlarda hep susuyordu. Yanlış yapmaktan korkuyordu. Konuşmak yerine kenarda duruyordu. Yavaşça fısıldadı: “Ben ne zaman böyle oldum?”
Tam o anda yerde hafif bir karartı belirdi. Çocuk gözlerini kocaman açtı. Gölgesi! Ama tam değildi, sanki eksik gibiydi.
Çocuk derin bir nefes aldı ve uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yaptı: Koşmaya başladı. Önce yavaşça, sonra hızlandı. Gülmeye başladı. Yüksek sesle konuştu. Hatta yanlış yapmaktan korkmadan zıpladı.
Ve her adımında gölgesi biraz daha büyüdü, biraz daha belirginleşti. En sonunda tamamen geri geldi.
Çocuk durdu, yere baktı. Gölgesi yine onunlaydı. Ama bu sefer çocuk bir şey biliyordu: Gölgesi aslında hiçbir yere gitmemişti. Sadece o, kendisi olmaktan uzaklaşmıştı.
Gülümsedi ve o günden sonra ne zaman korksa yere bakıp kendine şunu hatırlattı: “Ben olduğum sürece, gölgem hep benimle.”





Gölge ile bu konuyu birbirine bağdaştırmak gerçekten takdire şayan birşey.Kalemine sağlık çok beğenerek okudum.Başarılarının devamınının gelmesini diliyorum yazar hanım.