Artık sonbahar gelmişti. Ağaçlar kış uykusuna yatmaya hazırlanırken tek tek yapraklarını dökmeye başlamıştı. Rüzgâr her estiğinde ağaçların sararmış yapraklarını uçurup toprağa bırakıyordu.
Ama dallardan birinde hâlâ sımsıkı tutunan küçük bir yaprak vardı. Ağaçtan ayrılmaktan, düşmekten çok korkuyordu. Oysa arkadaşları ne kadar heyecanlıydı! Sürekli aralarında fısıldaşıp duruyorlardı. Biri rüzgârın kendisini denize götüreceğini söylüyor, diğeri dünyayı gezmenin hayalini kuruyordu. Oysa ne güzel dalların arasında mis gibi yaşıyorlardı! Manzaraları güzeldi. Her gün ziyarete gelen güvercinlerle muhabbet ediyorlardı. Güneş ısıtıyor, bulutlar gölge oluyordu. Ne gerek vardı canım böyle heyecanlara!
Günler haftaları kovaladı. Artık bizim yaprağın yanında kimse kalmamıştı. Aşağıya her baktığında yerdeki sarı, turuncu, kahverengi yapraklar birbirlerinin üzerine serildiğini görüyordu. Bazen rüzgâr o kadar sert esiyordu ki “Vuuuuuup!” diye dönüp duruyordu. Bizim yaprak ise dalına daha sıkı tutunuyordu.
Vedalaşmaya vakit bile kalmıyordu. “Bari bir el sallayıp öyle gitselerdi,” diye kendi kendine dert yanıyordu.
Ve sonunda rüzgârın onu da uçurma vakti gelmişti. Rüzgâr ağaca doğru estikçe bizim yaprak dala daha sıkı tutunuyordu.
— Rüzgâr Bey, lütfen biraz daha nazik eser misiniz yahu! Saçım başım dağıldı, diye söylendi.
Rüzgâr biraz daha hızlı esmeye başladı. Sonra bir daha…
Çırt!
Yaprak kendini bir anda havada buldu.
— Dur,dur! Daha vedalaşamadım! Eyvah, düşüyoruuummm!
Rüzgâr önce yaprağı döndürdü, sonra havaya yükseltti. Yaprak korkudan gözlerini açamıyordu, sımsıkı kapatmıştı. Bir süre sonra etrafın sessizleştiğini fark etti. Korkarak bir gözünü açtı, sonra diğer gözünü. Bir de ne görsün! Bir sürü ev, arabalar, farklı farklı ağaçlar… Ve kocaman sarı yapraklarla dolu bir park! Korkusu yavaş yavaş yerini meraka bırakmıştı. Meraklı gözlerle bakıyor etrafı inceliyordu.
Rüzgâr onu ağaçların arasından geçirip bir kedinin burnuna kondurdu.
Kedi “Hapşuuu!” diye öyle bir hapşırdı ki yaprak kendini parkın içindeki bir bankın üzerinde buldu.
Etrafında koşuşturan çocuklar, kovalamaca oynayan kediler ve cıvıl cıvıl öten kuşlar vardı.
“Şu kedinin suratıma hapşırması dışında burası pek güzelmiş!” diye düşündü yaprak.
Tam rahat rahat oturmuştu ki banka yaklaşan küçük kız yaprağı onu fark etti. Yaprağı eline aldı, havaya doğru savurdu.
— Dökülen yapraklar aşkına! Daha yeni oturmuştum! diye söylenirken yaprak bir tur parkın etrafında dönüp yeniden yükseldi.
Rüzgâr bu kez onu biraz daha uzaklara, derenin yanına götürdü. Yaprak suya yansıyan bulutları izlerken rüzgâr usulca onu suyun üzerine bıraktı. Güneşin sıcaklığıyla suyun üzerinde süzülmeye başladı. Yaprak hâlinden gayet memnundu, suyun tadını çıkarıyordu.
Bir süre sonra rüzgâr tekrar yaprağı havalandırdı. Artık yaprak uçmaktan eskisi kadar korkmuyordu. Hatta kendi etrafında dönerek eğlenmeye başlamıştı.
Gökyüzünden etrafı incelemek ilgisini çekmişti. Kaldırımlarda bir yerlere yetişmeye çalışanlar insanları, yollarda karınca gibi vızır vızır ilerleyen arabaları, okul çantalarını zıplata zıplata yürüyen çocukları onları izlemek hoşuna gidiyordu.
Derken günün sonu yaklaştı. Güneş bal kabağı rengine dönmüş, kuşlar yuvalarına gitmeye başlamıştı. Rüzgâr yaprağı bir ağacın dibine usulca bıraktı. Yerdeki yapraklar birbirlerine sarılmış yumuşacık bir örtü oluşturmuştu.
Yaprak, arkadaşlarının arasına karıştı. Gün boyunca gördükleri gözlerinin önünden geçiyordu. Parktaki çocuklar, derenin üzerindeki bulutlar…
Dalından ayrılmadan önce dünyanın yalnızca dallarının arasından gördüğü kadarcık bir yer olduğunu sanıyordu. Oysa şimdi ne çok şey görmüş, ne çok şey yaşamıştı!
Rüzgâr uzaklaşmaya başlayınca ardından seslendi:
— Yarın yine gelirsen, çok bekletmezsen sevinirim! Şu dağların ardında neler var, çok merak ediyorum!
Artık düşmekten korkmuyordu. Çünkü bazen en çok korktuğumuz şey, bizi hiç bilmediğimiz güzelliklerle tanıştırabilirdi.
Sonbahar geldi, yapraklar uçuştu,
Rüzgâr esti, yağmurla buluştu.
Güneşli günler el sallayıp gitti.
Sarı örtü yeryüzüne serildi.
Serin havalar kapımızı çaldı.
Aman hasta olmayın, sıkı giyinin,
Salep içip kestane yiyin.
Sonbaharda neşeyle gezin.




