Sonbaharın serin rüzgârlarıyla birlikte gelen yağmurlar ve kışın dondurucu soğukları, ilkokul çağındaki çocukların kapısını sık sık çalar. Sabahları buğulanan camlar, dışarıda şırıl şırıl akan yağmur ve yükselen ateş… Böyle günlerde her annenin, özellikle de iş ve ev arasında mekik dokuyan çalışan annelerin yüreğinde aynı kaygı belirir: “Çocuğum hastayken okula gidemiyor, acaba derslerinden geri kalır mı? Bu eksikliği nasıl kapatacağız?”
İlkokul dönemi, çocukların sadece akademik bilgi edinmeyi değil, aynı zamanda bedenlerini tanımayı ve öz bakım becerilerini öğrendikleri hassas bir evredir. Soğuk ve yağmurlu havalarda hastalanan bir çocuğu, sırf “dersten geri kalmasın” düşüncesiyle okula göndermek; hem hastalığın uzamasına hem de çocuğun kendisini yalnız ve yorgun hissetmesine yol açar. İlkokul çağında sağlığın, huzurun ve şefkatin sağladığı güven hissi, bir iki günlük okuma veya matematik dersinden çok daha kıymetlidir. Dinlenmiş ve toparlanmış bir beden, kaçırılan tüm konuları katbekat hızlı yakalayacaktır.
Peki, evde kalınan bu zaman zarfında eksikler nasıl tamamlanmalı?
Eksikleri kapatırken çocuğu derslerle boğmamak ve ona kendisini “cezalandırılmış” hissettirmemek esas kuraldır. Öncelikle sınıf öğretmeniyle iletişimde kalarak günün genel akışı hakkında bilgi sahibi olunabilir. Tamamen iyileşmeden dersin başına oturtulmamalı; ateş düştükten ve çocuk kendisini iyi hissetmeye başladıktan sonra gün içinde 15-20 dakikalık kısa ve esnek dilimlerle okuma veya pratik çalışmaları yapılabilir. MEB’in EBA platformundaki kısa özetler ve görsel içerikler de kaçırılan konuların hızla kavranmasına yardımcı olur.
İş hayatının yoğun temposu içinde koşturan çalışan anneler için ise bu süreç ayrı bir yönetim gerektirir. Kış dönemi başlamadan A ve B planlarını hazırlamak, aile büyüklerinden veya esnek çalışma imkânlarından destek almak stresi büyük oranda azaltır. Evde kaldığı günlerde çocuğun yanına ılık bir bitki çayı, besleyici bir çorba, boya kalemleri ve güzel bir kitap bırakmak; ona sakin bir iyileşme alanı sunar. En önemlisi de çalışan annelerin vicdan azabını bir kenara bırakmasıdır. Gün boyu yanında olamamak bir eksiklik değil; akşam eve dönüldüğünde sunulan şefkatli bir sarılma ve bir kase sıcak çorba, çocuğun ruhunu da bedenini de iyileştirmeye yeter.
Unutmayın:
Yağmur camı vururken sıcacık bir battaniyenin altında dinlenmek, ilkokul çağındaki bir çocuk için dünyayı biraz yavaşlatma fırsatıdır. Okul koşuşturmacasının ve ders temposunun arasında bedenin “dur” dediği bu anlar; anne şefkatinin ve ev sıcaklığının en çok hissedildiği zamanlardır. Kaçırılan bir sayfa ödev veya bir ders konusu birkaç günde telafi edilir; ancak çocuğunuzun hastayken hissettiği o güven ve anlayış duygusu ömür boyu onunla kalır.




