BOŞ BIRAKILAN SANDALYE

 Dilara, sınıfta en çok pencerenin yanındaki sırayı severdi.

Oradan gökyüzünü görebiliyor, teneffüslerde bahçedeki ağaçları izleyebiliyordu.

Bir de sınıfta kimsenin oturmadığı bir sandalye vardı.

Dilara o sandalyeyi her gün görüyordu ama üzerinde hiç durmuyordu.

Ta ki bir sabah öğretmeni sınıfa girip:

“Çocuklar, bugün aramıza yeni bir arkadaş katılacak.” diyene kadar.

Sınıfta hemen fısıltılar başladı.

“Kim acaba?”

“Adı neymiş?”

“Başka okuldan mı gelmiş?”

Bir süre sonra kapı açıldı.

İrem içeri girdi.

Sessizdi.

Elindeki çantanın askısını iki eliyle sıkıca tutuyordu.

Öğretmeni onu sınıfa tanıttı.

“Arkadaşınızın adı İrem. Bugünden itibaren bizimle birlikte olacak.”

İrem başını eğerek:

“Merhaba,” dedi.

Çocukların çoğu karşılık verdi.

Sefa ise sırasını gösterdi.

“Buraya oturabilirsin.”

İrem teşekkür ederek yerine geçti.

İlk gün fazla konuşmadı.

İkinci gün de.

Üçüncü gün de…

Dilara bunu fark etti.

İrem teneffüslerde tek başına kalıyor, kantine giderken kimseye eşlik etmiyor, grup çalışmalarında ise kendisine verilen görevi sessizce yapıyordu.

Bir gün öğretmen:

“Dörder kişilik gruplar oluşturun,” dedi.

Çocuklar hemen arkadaşlarının yanına koştu.

Sefa, Dilara ve iki arkadaşı bir grup oldu.

İrem ise sırasının yanında bekledi.

Sınıftaki herkes gruplarını tamamlamıştı.

İrem’in önünde yine boş bir sandalye vardı.

Dilara bir an durdu.

Sonra arkadaşlarına baktı.

“Bir kişi daha alabiliriz.”

Sefa omuzlarını kaldırdı.

“Olur.”

İrem yavaşça yanlarına geldi.

Çalışmaya başladılar.

İrem’in çok güzel resim çizdiğini o gün öğrendiler.

Üstelik hikâye yazmayı da seviyordu.

Grup çalışmasının sonunda hazırladıkları sunum sınıftaki en beğenilen çalışma oldu.

Fakat ertesi gün İrem yine sessizdi.

Dilara merak etti.

“İrem, dün çok güzel fikirlerin vardı. Bugün neden konuşmuyorsun?”

İrem biraz düşündü.

“Çünkü yeni olduğum için kimsenin beni gerçekten istemediğini sanıyorum.”

Dilara şaşırdı.

“Ama biz seni istemiyor olsaydık dün grubumuza almazdık.”

İrem başını kaldırdı.

“Biliyorum. Ama bazen insanın kendisini dışarıda hissetmesi için kimsenin kötü bir şey söylemesi gerekmiyor.”

Dilara bu cümleyi uzun süre düşündü.

O akşam eve gidince sınıftaki boş sandalyeyi hatırladı.

Aslında sandalye hiç boş değildi.

Orada oturması gereken biri vardı.

Sadece kimse ona yer açmamıştı.

Ertesi sabah Dilara sınıfa herkesten önce geldi.

İrem’in sırasının yanındaki sandalyeye renkli bir kâğıt bıraktı.

Kâğıtta sadece şu yazıyordu:

“Bugün yanımızda oturmanı istiyoruz.”

İrem kâğıdı görünce gülümsedi.

Sefa da gelip sandalyeyi çekti.

“Yerini ayırdık.”

İrem oturdu.

O gün sınıfta başka bir şey daha değişti.

Çocuklar yalnızca İrem’le değil, birbirleriyle de daha fazla ilgilenmeye başladı.

Teneffüste tek başına kalan birini gören yanına gidiyordu.

Grup çalışmasında dışarıda kalan bir arkadaşın yanına sandalye çekiliyordu.

Kimsenin söylemediği ama herkesin anlamaya başladığı bir kural vardı:

Bir insanın sınıfta bulunması, kendisini sınıfa ait hissettiği anlamına gelmez.

Bazen bir selam…

Bazen yanına çekilen bir sandalye…

Bazen de “Bizimle gelir misin?” cümlesi bir insanın bütün gününü değiştirebilir.

Haftalar sonra öğretmen sınıfa girdiğinde bir şey fark etti.

Artık sınıfta boş sandalye yoktu.

Çünkü çocuklar yalnızca sıralarını değil, birbirlerine ayırdıkları yeri de çoğaltmışlardı.

Dilara pencerenin yanından dışarı baktı.

Gökyüzü her zamanki gibi maviydi.

Ama sınıf ona o gün daha aydınlık görünüyordu.

Çünkü bazen bir sınıfı güzelleştiren şey duvarların rengi değil,

kimsenin kendisini yalnız hissetmemesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir