Uzun yıllar boyunca tavus kuşları tarafından mesken tutulmuş olan koca bir ada varmış. Adadaki tavus kuşlarının nüfusu gün geçtikte artmış. En sonunda o dereceye varmış ki adanın üzerindeki her ağaçta bir tavus kuşu ailesi yaşar olmuş.
Bu tavus kuşlarının çoğu kötü bir huya sahipmiş. Hem pasaklı hem de tembellermiş. Konuşmayı ve tartışmayı da çok severlermiş. Kendilerine faydası olmayacak konular hakkında saatlerce lak lak eder, o sırada ağaçlardaki meyveleri ve böcekleri yer, pisliklerini de umursamadan adanın zeminine bırakırlarmış.
Bu kalabalığın ürettiği pisliği kaldıramayan ada sonunda kokmaya başlamış. Koku gün geçtikçe öyle bir hal almış ki, tavus kuşları ağaçlardaki yuvalarından başlarını çıkarırken bile iki kere düşünüyorlarmış.
Kokudan rahatsız olan tavus kuşlarından birinin aklına parlak bir fikir gelmiş: “Hepimiz ağaçlarımızın koca yapraklarını kat kat katlayalım, kıt kıt kıtlayalım, sara sara sarmalayalım ve gagalarımıza maskeler yapalım,” demiş fikir yürüten tavus kuşu. “Böylece koku artık bizi rahatsız etmez.”
Adada yaşayan diğer tavus kuşları bu fikri mükemmel bulmuş. Her aile yaşadığı ağacın yapraklarından maskeler yapıp gagalarına takmış ve kokunun verdiği rahatsızlıktan kurtulmuşlar. Tabii bu maskeler birkaç gün dayanıyor, sonra yerine yeni maske yapmak gerekiyormuş.
Bu iş birkaç ay boyunca böyle devam etmiş. Tavus kuşları yıpranan maskelerinin yerine ağaçlardan yeni yapraklar koparıyor, o yapraklarla da yeni maskeler yapıyorlarmış. Nasıl olsa kokuya çözüm bulduk diyerek de eski tembelliklerini bol bol sürdürüp zevk ve sefa alemleri yapmaya devam ediyorlarmış.
Bir gün ormandaki son yaprak tükenip son tavus kuşunun son maskesi de yıpranınca şimdiye kadar kaçabildikleri kokunun daha da dayanılmaz bir hal aldığını fark etmişler. “Bir çözüm bulmalıyız!” demiş yaşlı tavus kuşları. Ama kimsenin aklına bir çözüm gelmemiş. Hepsi tembelliğe o kadar alışmış ki, artık bir fikir bile üretemiyorlarmış.
En sonunda geveze bir tavus kuşu meydana çıkmış ve: “Eskiden dinlediğim masallarda ismi ‘Haru’ olan kurtarıcı bir tavus kuşu vardı,” demiş. “Bizden birileri zor duruma düştüğünde onun yardımına koşardı. Bence fikir üretmeyi boş verip Haru’yu bekleyelim. O nasılsa bizi kurtaracaktır.”
“Çok doğru!” demiş içlerinden biri.
“Ben de öyle bir masal duymuştum…” demiş başka biri.
“Haru, gelecek ve bizi kurtaracak!” diye haykırmış daha başkası.
Kurtarıcı düşüncesi yavaş yavaş tüm adaya yayılmış. Adadaki tüm tavus kuşları kokudan hala rahatsız oluyormuş ama kurtarıcının gelip onlara yardım edeceği fikrini düşündükçe de bir nebze rahatlıyorlarmış.
Günler geçmiş hafta olmuş, haftalar geçmiş ay olmuş. Aylar nöbetini yıllara devredecekken genç tavus kuşlarından biri konuşmuş: “Haru, diye biri yok! Boşuna bekliyoruz…”
“Sus!” diye çıkışmış yaşlı bir tavus kuşu. “Sen nereden bileceksin?”
“Böyle konuşmaya nasıl cüret edersin?” diye sormuş aksi bir tavus kuşu.
“Bu gençler gittikçe arsızlaşmaya başladı…” diyerek pis pis bakmış çirkin bir tavus kuşu.
Ancak genç tavus kuşu hiç de susacak gibi durmuyormuş. Halkın onu görebileceği büyük bir ağacın tepesine çıkmış ve konuşmaya başlamış: “Görmüyor musunuz adamızı? Acınacak haldeyiz. Yaşlılarımız bir bir ölmeye başladı. Hastalarımız iyileşemiyor. Bu pisliği kendinize reva mı görüyorsunuz?”
“Hayır reva görmüyoruz,” diye atılmış sinirli bir tavus kuşu. “O yüzden kurtarıcımızı bekliyoruz.”
“Sen yaşlılarınla ne biçim konuşuyorsun bakayım?” demiş korkutucu bir tavus kuşu. “İn çabuk oradan!”
“Gençler böyle işe yaramaz olursa. Haru asla bize yardım etmez.” demiş eleştirmen bir tavus kuşu.
“Ben size düşman olmuşum gibi davranıyorsunuz,” diye devam etmiş genç tavus kuşu. “Halkımızın bu pislikten kurtulması için bir çözüm buldum. Dinleyin lütfen beni.”
“Çözüm” kelimesini duyunca tüm tavus kuşları sus-pus olmuş. “Belki de gerçekten işe yarar bir fikir sunar bu genç,” diye düşünmüşler. Kısa bir sessizliğin ardından genç tavus kuşu tekrar konuşmuş: “Hepimizin kuyruğu uzun ve kuvvetli. Bu kuyruklar bize uzatıp sallayalım diye verilmedi. Kuyruklarımızı kullanarak adamızı temizleyelim. Kendimizi bu rezilliğe mahkum etmeyelim.”
“Bu adanın ne kadar büyük olduğundan haberin var mı senin?” demiş bağıra çağıra konuşan bir tavus kuşu.
“Adayı temizlemeye şimdi başlasak bile bu yıllarımızı alır.” demiş miskin bir tavus kuşu.
“Hayır, hayır!” diye söze atlamış genç tavus kuşu telaşla. “Tahmin ettiğiniz kadar zor değil bu iş. Herkes kendi evini temizleyecek. En sonunda da evinin önünü süpürecek. Sonbahar geldi çattı zaten. Yağmurlar da bize yardım edecek.”
Genç tavus kuşunun fikri herkese mantıklı gelmiş. Ancak tembellik tavus kuşlarının içine o kadar işlemiş ki, kimse kuyruğunu hareket ettirmek istememiş. Genç tavus kuşu seslenmiş arkadaşlarına: “Genç arkadaşlarım. Var mısınız bu yaşlılara örnek olmaya?”
“Varız!” diye haykırmış tüm gençler tek bir ağızla.
Her evden onlarca genç çıkmış temizliğe. Bir günde adayı döndürmüşler eski haline. Temizlikle birlikte adaya başka kuşlar da gelmiş, misafirler tavus kuşlarının temizliğine gıpta etmiş. Tembel yaşlılar susup yuvalarında kalmış. Gençlere güvenmedikleri için hepsinin gagası kızarmış.




