İçerisinde tatlı mı tatlı insanların yaşadığı bu evde, saksıda büyümüş olan bir çiçeğim. Adım Alisyum. Bu küçük balkonda benim gibi birçok çiçek var. Sardunya, petunya, cam güzeli… Hepsi benim arkadaşım. Güneş doğduğunda hepimiz uyanır, yapraklarımızı esnetiriz. Üzerimizdeki çiçekler mutluluktan daha fazla açarlar. Her yeni gün, bize neşe ve umut verir.
Güneş tepeye çıktığında ışınları yapraklarımızın üzerine doğrudan gelmeye başlar. Yüksek ısısı ile toprağımızı kurutur. Saksılarımız çok büyük olmadığı için toprağımızdaki su çabucak buharlaşır. Kış günleri, güneş ışınları doğrudan yapraklarımıza gelmediği için toprağımızın içindeki nem daha fazla kalır. Ama yaz günleri… Bir parça susuzluk çektiğimiz doğrudur. Bazen narin yapraklı çiçeklerimiz susuzluktan solmaya başlar. Biz bir miktar köklerimizde depoladığımız suyu yapraklarımıza var gücümüzle iletiriz. Su verilene kadar direnmeye çalışırız.
Neyse ki susuz kaldığımız günler çok fazla olmuyor. Bizim çok özel bir ailemiz var. Evin annesi Şükriye Hanım bizi her sabah ziyaret eder. Topraklarımızı kontrol eder, susuz kalmışsak su verir ama toprağımız nemli ise su vermez. Çünkü bilir ki biz, fazla sulandığımızda da köklerimiz çürümeye başlar. Bize hiç zarar vermek istemez. Misafirleriyle balkonda otururken bizi öve öve bitiremez.
Evin çocukları da bize karşı çok naziktirler. Bazen annelerine sorarlar: “Anne bu çiçekler sahiden canlı mı? Duyguları var mı? Bizi görüp, duyabiliyorlar mı?” Şükriye Hanım hep aynı sabırla cevap verir: “Evet, onlar sizin ve benim gibi canlı, bizi görüp duyabiliyorlar, sevgiyi ve sevgisizliği anlayabiliyorlar. İlgisiz kaldıklarında ölüyorlar. Bu yüzden onlara en az insanlar kadar nazik davranmalı, ilgi ve sevgimizi eksik etmemeliyiz.”
Annelerinin işi olduğunda, bizi onlar sular. Ben de onlara teşekkür ederim. Beni duymadıklarının farkındayım ama anlayabileceklerini biliyorum. Sularken mutlu olduklarını görebiliyorum.
Arkadaşlarım ve ben çocukların sesinden hiç rahatsız olmayız. Aksine onların evde olduğunu bilmek bize huzur verir. Biliriz ki bizi seven bir ailemiz var.
Şükriye Hanım’ın beni elleriyle bu saksıya diktiği günü hatırlıyorum. Ne kadar da nazik bir şekilde beni toprağa yerleştirmişti. Can suyumu verirken benimle biraz konuşmuştu. “Evimize hoş geldin tatlı çiçeğim. Tıpkı diğer arkadaşların gibi bana neşe getirdin. Sizlere baktıkça mutlu oluyorum. İnşallah sen de bu evde mutlu olursun. Yerini beğenmezsen değiştireceğim, sen şimdilik burada benim gözümün önünde ol. Can suyun sana can versin…”
O gün bu evin üyesi oldum ve yerimi çok sevdim. Onlara hep güzel çiçeklerimi açtım. Yazın sıcağına, kışın soğuğuna dayandım. Bazen ufak böceklerle, bazen yapraklarımı yolan misafir çocuklarla mücadele ettim. Ama onların sevgisi beni hep ayakta tuttu. Bu balkonda ömrüm bitene kadar onlara güzel çiçeklerimi sunmaya, güzel kokular yaymaya ve neşe kaynağı olmaya devam edeceğim.




