HUZUR KÖYÜ – BÖLÜM 1

Huzur köyü sakinleri güzel bir sabaha uyanmıştı. Mis gibi toprak kokusu ve baharın gelişiyle yemyeşil bir doğa onları bekliyordu.

Her sabahki gibi köyde yaşayan halkı köyün en sevilen horozu Nane uyandırmıştı.

“Üürü üüürüüü… Üü-rü-rü, üü-rü-rü, üü-rü-rü”

Uykuyu çok seven tavşan Şeker sabahları hep huysuz kalkardı. Özellikle Nane’nin sesi onu çok rahatsız ederdi. Uzun kulaklarını ne kadar içine kıvırsa da bir işe yaramazdı.

Şeker yuvasından bir hışımla zıplayıp:

“Of, yeter Nane, yeter! Maçtaki amigolara döndün.”

“Ne amigosu Şekercim?”

“Bu nasıl bir horoz sesi?  Üü-rü-rü, üü-rü-rü,üü-rü-rü…  Nanecim, amigo, maçta izleyicileri coşturan kişi demek. Bilge ağacımız Limoni’den öğrenmiştim. Sen de sabah sabah bizi mi coşturmaya çalışıyorsun?”

Bu konuşmalar Nane’nin canını sıkmıştı. Biraz kızmış şekilde cevap verdi:

“Yine huysuzlanacaksın illa. Neyini beğenmedin ki bu ötüşümün?”

Şeker bir eli belinde konuşmaya başladı:

“Bunca zaman bütün horozlar gibi ‘üürüü üüüüü’ der susardın. Şimdi bu değişik ötüş ne?”

“Yenilikler farklılık katar yaptığın işe Şekercim. Farklılıklar da sıradanlığı bozar. Kendini yenilenmiş hissedersin.”

Tavşan Şeker memnuniyetsiz bir ifadeyle:

“Aman. Ne yeniliği… Sen beni uykumun en tatlı yerinde uyandırdın. Birde benden neredeyse teşekkür etmemi bekleyeceksin!”

Nane biraz kırılmıştı:

“Yapılan işe biraz saygı duysan, küçük bir teşekkür etsen hiç de fena olmayacak. Tamam ben bunu karşılık beklemek için yapmıyorum ama küçük bir teşekkür de beni mutlu eder.”

Şeker, Nane’nin sözünü beklemeden yuvasına dönmüştü bile. Limoni konuşmalara şahit olmuştu. Limoni köyün en bilge ağacıydı. Nane ile konuşmaya başladı:

“Nane sen kendi doğrundan vazgeçme sakın. Elbette bu durumdan hoşlanmayanlar olacaktır. Ancak sen yaptığın işin doğruluğundan eminsen kimsenin söylediğini kafana takmazsın.”

“Limoni, beni anladığın için teşekkür ederim. Evet, vicdanım rahat. Çünkü yaratılışım bu benim. Güneşin ışıklarını görür görmez ötmeye programlanmışım.”

Limoni onu onaylayan bir ses tonuyla:

“Biz bu durumdan çok memnunuz Nane. Senin ötüşünle yaşam canlanıyor.”

Limoni ile Nane konuşmaya devam ederken Şeker kendine havuç lapasından bol yeşillikli güzel bir kahvaltı tabağı hazırlamıştı. Yuvasının önüne çıkıp afiyetle yedi.

Nane ona bakıp:

“Afiyet olsun Şeker. Karnın doyduğuna göre kendine gelmişsindir.”

“Evet evet, havuç lapamı yiyince mutlu oldum. Sağlıklı beslenmeyi severim bilirsin. Senin sesinden sonra çok iyi oldu.”

Nane keyifsiz bir şekilde:

“Şeker, uzattın ama!”

“Tamam Nane! Hadi sabah sporunu yapmaya meydana gidelim.”

“Gidelim bakalım. Orada ne huysuzluk çıkaracaksın…”

“Can çıkar huy çıkmaz.”

Şeker bir yandan, “kıh kıh kıhhh” diye gülüyordu .

Nane:

“Aman iyi ki bu aralar birkaç atasözü öğrendin Şeker.”

“Limoni sağ olsun, bilge ağacımız bizim için bir şans. Dün onu dinlerken öğrendim, ‘İnsanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir’ anlamında kullanılıyormuş. Gerçi yarısından sonra uykum geldi, küçük bir şekerleme yaptım.”

“Ah ah! Bilmez miyim, sen ve şekerlemelerin…”

Tavşan Şeker, gerçekten de uykuya çok düşkündü. Gün içinde kısa da olsa uyku zamanları vardı. Bu şekilde gün içindeki kısa uykulara halk arasında “şekerleme” diyorlardı. Arkadaşları şu meşhur kaplumbağa ve tavşan hikayesindeki tavşanın Şeker olduğunu bile iddia ediyorlardı.

Nane:

“Şeker sen kesin o yarışta kaplumbağaya yenilen tavşansın. Kaplumbağa nasıl olsa beni geçemez diyerek ağacın altında uykuya dalıp yarışı kaybeden o tavşan sensin.”

“Ben hiçbir yarışı kaybetmem Nane! Kim uyduruyor bu hikayeleri?”

 

Sabah kahvaltısını yapan spor severler meydanda toplanmıştı. Şeker sporunu çok rahat yaptı. Nane ise çok çabuk yorulmuştu.

Şeker:

“Ne oldu Naniş, sabah erkenden kalkıp ötersen böyle çabuk yorulursun işte.”

“Ne ilgisi var Şeker?”

“ O zaman ne bu halin?”

“Sanırım acıktım. Sabah kahvaltımı yapmamıştım.”

“Ah, Nane! Kahvaltısız böyle ağır sporlar yapılır mı hiç? Kahvaltı günün en önemli öğünü. Hadi sen hemen evine gidip bir şeyler ye.”

Nane o kadar yorulmuştu ki bir adım daha atacak hali kalmamıştı. Şeker hemen ona yardım etti. El arabasına oturtup evine kadar taşıdı.

Nane evinin önüne gelince inip doğruca evine girdi. Şeker arkasından bakakaldı.

Limoni ikisini de izlemişti. Şeker’e seslendi:

“Ne oldu Şeker, neden baktın öyle?”

“Gördün değil mi Limoni? Ben onu spor alanından buraya kadar taşıdım. Bana dönüp bir teşekkür bile etmedi.”

“Ama sen çevik ve sporculuğunla övünen birisin, bu işler senin için çok kolaydır.”

“İyi de küçük bir teşekkürü de hak etmedim mi? ”

Kapının arkasından konuşmaları dinleyen Nane önlerine çıktı.

“İşte bu sabah aynı şeyi ben sana söylemiştim Nane, ‘küçük bir teşekkür bile etmiyorsun,’ diye.”

Limoni  söze girdi :

“Şeker küçük bir teşekkür insanı memnun eder. Hem de teşekkürü eden kişiden bir şey eksiltmez. Aksine o kişiyi daha değerli yapar.”

“ Çok haklısınız arkadaşlar. Sabahki tavrım için özür dilerim Nane. Aslında bu sporcu ve çevik halimi sana da borçluyum. Beni vaktinde uyandırmasan sabahları meydandaki spor saatini kesin kaçırırım. Çok ama çok teşekkür ederim canım arkadaşım.”

Limoni keyifli bir şekilde:

“Hadi o zaman bu güzel anı lezzetli bir limonatayla kutlayalım. Şeker hadi bize güzel limonatalarından hazırla da içelim.”

Limoni dallarını bir salladı ve Şeker’in başına üç limon düştü. Üçü de gülüşüp bu güzel günü limonata içerek bitirdiler.

 

 

 

 

 

6 yorum

  1. Emeğinize sağlık hocam yureğiniz gibi hikayenizde güzel başarılarınızın ve hıkayelerınızın devamını dilerim

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir