GECE OLUNCA CANLANAN OYUNCAKLAR

Siz uykuya daldıktan sonra oyuncaklarınızın ne yaptığını hiç merak ettiniz mi?

Mira o gece yine oyuncaklarını yatağının kenarına büyük bir dikkatle dizdi.

En sevdiği peluş ayıcık olan Pofuduk, kırmızı şapkalı bebeği Kızıl ve biraz eskimiş ama atmaya kıyamadığı arabası Fırfır…

Hepsine tek tek ‘‘İyi geceler!’’ Deyip uyudu Mira.

Annesi ışığı kapatıp kızına iyi geceler öpücüğü verdiğinde oda sessizliğe gömüldü. Perdenin arasından süzülen ay ışığı, oyuncakların yüzünü aydınlatıyordu.

Ve sonra… Pofuduk hafifçe kıpırdamaya başladı.

‘‘Oh be sonunda kulaklarımı çeken yaramaz kız uyudu.’’ Dedi büyük bir rahatlama ile.

Fırfır kalan tek tekerleğini de döndürdü: ‘‘Ben de artık biraz dinlenebilirim. Tüm gün oradan oraya sürüklendim.’’ Dedi yorulmuş bir sesle.

Kızıl gülümseyerek ayağa kalktı: ‘‘Siz yine iyisiniz. Mira bugün biraz üzgündü. Hiç fark etmediniz mi?’’

Üçü birden Mira’ya baktılar. Mira uyuyordu ama yüzündeki o hüzün apaçık ortadaydı.

Pofuduk merakla sordu:

‘‘Neden üzgündü?’’

Kızıl derin bir iç çekti ve anlatmaya başladı:

‘‘Bugün okuldan dönerken en iyi arkadaşı Ahsen’in taşınacağını öğrenmiş. Gün boyunca çok mutsuzdu. Uyumadan önce bana sarılırken artık onunla kimsenin oynamayacağını söyledi. Artık başka arkadaşı olmayacağını düşünüyor.’’

Fırfır bu sefer ciddi bir sesle konuşmaya başladı:

‘‘Onu güldürüp eğlendirmemiz lazım. Ama sadece küçük bir sürpriz yeterli olmayabilir. Daha güzel ve özel bir şey hazırlamalıyız. Ona arkadaş olduğumuzu anlatmalıyız.’’

Kızıl merakla araya girdi: ‘‘Nasıl bir şey yapabiliriz?’

Tam o sırada pencerenin kenarında bir ışık parlamaya başladı. Oyuncaklar dönüp ışığa baktılar. Minik parlayan bir yıldız tüm güzelliğiyle odanın içerisindeydi.

Pofuduk şaşkın bir yüzle:

‘‘Bu… Bu da ne?’’

Yıldız kibar bir sesle konuşmaya başladı:

‘‘Merhaba! Ben dilek yıldızıyım. Mira’nın kalbinden bir dilek yükseldi gökyüzüne.

‘‘Yarın mutlu uyanmak istiyorum.’’ Dedi uykuya dalarken.

Kızıl heyecanla: ‘‘Gerçekten onu mutlu edebilir miyiz?’’

Yıldız parladı ve gülümseyerek:

‘‘Tabii ki. Ama bunun için ufak bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Mira’nın kaybettiği neşesini bulmalıyız.’’

Fırfır hemen ortaya atıldı: ‘‘Ben hazırım. Kayıp olan tekerleğimi de buldum. Nerden gideceğiz?’’

Pembe duvarın köşesinden minik bir kapı açıldı.

Üzerinde parlayan harflerle ‘‘HATIRALAR YOLU’’ yazıyordu.

Pofuduk biraz tedirgindi. ‘‘Ya geri dönemezsek ya Mira’yı bir daha hiç göremezsek…’’

Kızıl gülümseyerek arkadaşı Pofuduğu sakinleştirmeye çalıştı.

‘‘Mira için değmez mi?’’

Ve üçü el ele tutuşarak kapıdan içeriye girdiler. Renkli ışıklar, uçuşan balonlar ve Mira’nın neşeli kahkahası…

Bir sahnede Mira’nın parkta güldüğü anı gördüler.

Başka bir yerde resim yaparken yüzünü boyadığı anlara güldüler hep beraber.

Fırfır hayran dolu bir şekilde:

‘‘Vay canına Mira ne kadar da mutlu!’’ Dedi.

Ama ilerlemeye başladıklarında Mira’nın eskisi kadar gülmediğini fark ettiler.

Kızıl bir sahneyi işaret ederek:

‘‘İşte… Bakın! Neşesini kaybettiği yer burası!’’ Dedi.

Yerde küçük, soluk bir ışık vardı. Yanıp sönüyordu.

Pofuduk yavaşça ışığa doğru yaklaştı.

‘‘Bu! Bu Mira’nın neşesi!’’

Ama ışık çok cılız yanıyordu.

Fırfır düşündü.

‘‘Bu ışığı güçlendirmemiz lazım. Ama nasıl yapacağız?’’

Kızıl gözlerini kapatıp ‘‘Onu en çok ne mutlu eder?’’

Üçü birden Mira’nın annesinin her gece onu uyuturken söylediği o sıcak ninniyi hatırladılar.

Ve bir ağızdan ninniyi söylemeye başladılar:

‘‘Uyu yavrum yine sabah oluyor.

Uyumazsan güzel rengin soluyor.

Babacığın gelmiş bize bakıyor.

Uyu yavrum yine sabah oluyor.’’

Işık yavaş yavaş büyümeye başladı. Sonra bir anda parlamaya başladı.

Dilek yıldızı tam bu anda yine ortaya çıktı:

‘‘Başardınız. Mira’nın neşesini buldunuz.’’

Sonra bir anda kendilerini odada buldular.

Fırfır heyecanla: ‘‘Hadi! Sabah için Mira’ya bir sürpriz yapalım.’’

Gece boyunca sürpriz için hazırlanıp durdular.

Pofuduk yastıklarla küçük bir kalp şekli yaptı.

Fırfır renkli kalemleri büyük bir dikkatle dizdi.

Kızıl ise küçük bir not yazdı.

‘‘Seni çok seviyoruz Mira. Gülmeyi unutma. Çünkü sen gülünce çok güzelsin.’’

Sabah güneş odaya dolduğunda her şey eski haline dönmüştü bile.

Mira yavaş yavaş gözlerini açtı. Önce hiçbir şey anlayamadı. Sonra yastıklardan yapılmış kalbi gördü.

Renkli kalemleri… Ve en son da notu.

Yavaşça gülümsedi. Sonra Pofuduğa sarıldı büyük bir neşeyle.

Daha sonra Fırfır’a. En son da Kızıl’a…

Çünkü bazı oyuncaklar sadece oyun oynama aracı değildirler. Bazen bir çocuğun kalbini ışıkla dolduran tek şey oyuncakları ile kurduğu eşsiz bağdır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir