Babalar biraz tuhaftır. Sevgilerini anneler gibi uzun uzun anlatamazlar. Bazen bir “Üşütme,” sözünün içine saklarlar sevgilerini, bazen de hiçbir şey söylemeden başımızı okşarlar. Ama ben biliyorum, babaların cepleri yalnızca anahtar, cüzdan ve telefon taşımaz. O ceplerde çocuklarının kocaman dünyaları saklıdır. Bir cebinde bizim hayallerimiz, diğerinde yarınlarımız vardır.
Babamın ellerine baktığımda bunu daha iyi anlıyorum. O eller belki yoruluyor, belki gün boyunca hiç durmadan çalışıyor ama nedense benim elimi tuttuğunda bütün yorgunluklarını unutuyor.
Çocukken babamı dünyanın en güçlü insanı sanırdım. Bir şey taşıyamadığımda o taşır, ulaşamadığım yere o uzanır, korktuğumda yanımda dururdu. Sonra büyüdükçe anladım ki güçlü olmak hiç yorulmamak değilmiş. Güçlü olmak, yorulduğun halde sevdiğin insanlar için gülümseyebilmekmiş.
Bazen babalar evin çatısı gibidir. Yağmur yağdığında bizi ıslanmaktan koruduklarını fark etmeyiz bile. Güneş açtığında da gölgelerinde büyüdüğümüzü düşünmeyiz. Ama bir gün başımızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda, aslında yıllardır üzerimizde sessizce duran kocaman bir sevgi olduğunu fark ederiz.
Bence babaların bir de görünmez çantası vardır. İçinde bizim için taşıdıkları endişeler, hayaller ve güzel yarınlar bulunur. Biz okuldan eve geldiğimizde “Bugün nasıldı?” diye sorarlar. Belki sadece birkaç kelime söyleriz ama onlar o birkaç kelimeyi bile dikkatle dinler. Çünkü babalar, çocuklarının anlattığı küçük şeyleri bile büyük bir merakla dinler.
Bizim için sıradan olan bir resim, onlar için dünyanın en güzel resmi olabilir. Bizim kazandığımız küçücük bir başarı, onların kalbinde kocaman bir bayram olabilir. Bazen de biz üzülmeyelim diye kendi üzüntülerini saklarlar. İşte babaların sevgisi biraz böyledir, sessizdir ama derindir. Uzaktan bakınca küçük bir göl gibi görünür, içine girince ne kadar büyük olduğunu anlarsın.
Ben babamı bir kahramana benzetiyorum ama pelerinli, gökyüzünde uçan kahramanlara değil; her sabah erkenden uyanan, akşam yorgun dönen ve yine de “Nasılsın?” diye soran kahramanlara. Çünkü gerçek kahramanların pelerini olmayabilir. Belki onların pelerini omuzlarında taşıdıkları sorumluluklardır. Belki kılıçları yoktur ama ellerinde bizim ellerimiz vardır. Belki dünyayı kurtaramazlar ama bizim küçük dünyamızı güzelleştirirler. Ve bence bir çocuğun dünyasını güzelleştirmek, dünyayı kurtarmaktan daha küçük bir şey değildir.
Babalar sevgilerini çok fazla kelimeyle anlatamazlar ama bazı sevgilerin kelimeye ihtiyacı yoktur. Çünkü bazen bir kapının açılış sesi “Ben geldim,” demektir. Bazen uzaktan gelen bir el sallama “Seni düşündüm,” demektir. Bazen sofrada önümüze uzatılan bir tabak “Karnın doydu mu?” demektir. Bazen de sıcak bir sarılma “Ne olursa olsun yanındayım,” demektir.
Belki bir gün büyüyeceğiz, çocukken babamızın elini tuttuğumuz gibi tutamayacağız. Belki kendi yollarımız, kendi evlerimiz, kendi hayallerimiz olacak. Ama bazı eller insanın elinden hiç ayrılmaz, babamızın eli gibi. Çünkü bazı insanlar yanımızda olmasa bile öğrettikleri sevgiyle ve saygıyla bizimle büyümeye devam eder.
Ve ben artık biliyorum, bazı kahramanların pelerini yoktur. Onların sadece yorgun elleri, kocaman bir kalbi ve çocukları için sakladıkları sonsuz bir sevgisi vardır. Benim kahramanımın adı da babamdır.
Şimdi babanın yanına git ve ona sımsıkı sarıl. Belki de bugün ona verebileceğin en güzel hediye, “Teşekkür ederim baba,” demektir.




