KENDİNİ KORUYAN ORMAN

Bir varmış bir yokmuş. Bitkilerin ve hayvanların güven içinde yaşadığı, şehirlerden çok uzakta bir orman varmış. İnsanlar buraya girmeye cesaret edemezmiş çünkü ormanı koruyan periler olduğuna inanılırmış. İnsan eli değmemiş bu ormanda peri falan yokmuş ama diğer ormanlardan onu farklı kılan bir sır varmış. Burada yaşayan hayvanlar ve bitkiler çok akıllılarmış. Kendi aralarında geliştirdikleri bir dille konuşabiliyor, ortak hareketle insanları kendilerinden uzak tutabiliyorlarmış. Ne zaman bir insan yaklaşsa bütün orman acil durum planını uyguluyormuş. Hayvanlar acı çeker gibi sesler çıkarmaya başlıyor, bitkiler salabildikleri en kötü kokuları salıyorlarmış. Ormanın etrafında çoğalan etçil çiçekler; insanların üzerine doğru eğilip, onları ısırma hareketi yaparak korkutuyorlarmış. Böylece kendilerini koruyorlarmış. Çünkü onlar da insanlardan çok korkuyorlarmış.

Hayvanların kralı Aslan, bu ormanı korumaya yemin etmiş bir soydan geliyormuş. Bitkilerin yöneticisi ise ormanın ortasında yaşayan asırlık bir Çınar ağacıymış. Çınar ağacı, orman daha çok küçükken (diğer hayvanlardan dinleyerek) insanların ne kadar kötü olabileceğini öğrenmiş. Şimdiki kralın büyük büyük babası olan Aslan’la konuşmak için çok uğraşmış akıllı Çınar. Ve sonunda ona sesini bir şekilde duyurmuş. İlk hayvan ve bitki konuşması o gün başlamış ve o gün ikisi de bu ormanı insanlardan korumaya yemin etmişler. Aslan’ın soyundan gelen her genç aslan, yönetimi devralmış ve Çınar hepsini eğitmiş. Böylece ormanda yetişen her bitki ve doğan her hayvan bu dili öğrenmiş.

Orman halkı; bazı zamanlar bir araya gelir, kendi oluşturdukları dille sohbet ederlermiş. İnsanların yakmak için ağaçları kestiğini, hayvanları avladıklarını, onları kafeslere koyup izlediklerini, çiçekleri kopardıklarını veya dikkatsizlikleri yüzünden yangın çıkarabildiklerini duyuyorlarmış. Hatta bazen bilinçli olarak yangın çıkararak zarar verebilen kötü kalpli insanlarda varmış. Bu hikayeleri orman dışından gelip burada yaşamaya başlayan diğer hayvanlar da anlatıyor ve neden insanlardan  uzak durmak zorunda olduklarını bir kez daha anlıyorlarmış.

İnsanoğlu yüzyıllardır zarar verme konusunda hiç değişmiyormuş. Orman sakinleri de insanlardan korkmaya ve kendini korumaya devam ediyormuş.  Ta ki bir gün ormanın yakınlarında piknik yapan ailesinin yanından kaçan üç yaşlarında bir çocuk ormana girene kadar. Kıvırcık saçları, bal rengi gözleri ve yarım yamalak konuşması ile pek sevimli olan bu kız çocuğu ormanı koruyan çalıların ve etçil çiçeklerin arasından geçip ormana girmiş. Ne çalılar engel olabilmiş ne de çiçekler onu korkutabilmiş. Çok masum ve çok küçükmüş. Onlara zarar verecek durumda değilmiş. Ayrıca çok da tatlıymış. Hayvanlar yanına gelmeye başlamış. Çocuk hiçbirinden korkmuyor hepsine elini uzatıp sevmeye çalışıyormuş. Yürürken ağaç köklerine takılıp düşüyor, gülerek ayağa geri kalkıyormuş. Bu sevimli yaratığı Çınar ağacına götürmeye karar vermişler. Ormanın kralı Aslan hemen çocuğun yanına gelmiş. Çocuk korkmak bir yana Aslan’ı burnundan öpmüş. Aslan aşırı mutlu olmuş bu sevgi gösterisine. Onu sırtına almış ve doğruca Çınar’ın yanına götürmüş.

Çınar, anne gorili çocukla ilgilenmesi için huzuruna çağırmış. Anne goril çocuğun yiyebileceği meyveleri dikkatlice seçip onu doyurmuş. Temiz su kaynaklarından su taşıyan hayvanlar, çocuğa o lezzetli orman suyundan içirmişler. Şimdi ise çocuğu ne yapacakları konusunda karar vermeleri gerekiyormuş. Hayvanlar ve bitkiler “Çocuk bizimle kalsın.” diye ısrar etmeye başlamışlar Çınar’a. Normalde kararlar oylama ile verilirmiş ama bu durumda oylama yapılırsa çocuk sonsuza kadar ormanda kalabilirmiş. Çınar onun da bir ailesi olduğunu, burada yeterince ona bakılamayacağını, insan yavrusunun çok hassas olduğunu ve burada yaşamaya uygun olmadığını saatlerce anlatmaya çalışmış. Çocuğun ailesine teslim edilmesi gerekiyormuş ama nasıl?

Güzel kürklü beyaz tavşan onu ailesine götürmeyi teklif etmiş. Orman sakinleri tavşan için endişelenmiş ama Çınar ve Aslan onu bu cesaretinden dolayı kutlamış. Cesur tavşan; kız çocuğunu, geldiği çalıların arasındaki boşluğa oyun oynatarak götürmüş ve yine onun dikkatini çekerek ormandan çıkartmış. Şimdi ailesini bulması gerekiyormuş. Çocuğun gelirken çiçekleri yolarak geldiğini fark etmiş. İzleri takip ederek insanların piknik yaptığı alana yaklaşmışlar. Anne ve babanın çocuğa seslendiğini duyan cesur tavşan yine oyunlarla onu anne babasına kadar götürmüş. Çocuklarının tavşanın peşinden kendilerine geldiğini gören anne ve baba, hemen onlara doğru koşup kızlarını kucaklamışlar. Tavşan usulca yanlarından ayrılıp ormana geri dönmüş. Ormanda bir hüzün hakimmiş. İnsan yavrusunu çok seven orman halkı, neden yetişkin olduklarında kötü insanlara dönüştüklerini bir türlü anlayamamışlar. O küçük kız çocuğunu hiç unutmamış ve hikayesini kendi dillerinde gelecek nesillerine hep anlatmışlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir