HERKESİN DÜŞÜNCELERİNİN DUYULDUĞU GÜN

Bir zamanlar yemyeşil tepelerin arasında, evlerinin çatıları rengârenk boyalı sakin mi sakin bir kasaba varmış. Bu kasabada Ayşe adında, gözleri merakla parıldayan küçük bir kız yaşarmış. Ayşe’nin en büyük eğlencesi, kendi kendine upuzun hayaller kurmakmış. Bazen pamuk gibi bulutların üzerinde zıplayıp durduğunu bazen de bahçedeki minik karıncalarla çay partisi yaptığını hayal edermiş. Fakat bu pırıl pırıl hayallerin kendisinde kalmasını istediği için onları kimselere anlatmazmış.
Bir sabah, bu huzurlu kasabada hayal bile edilemeyecek kadar tuhaf ve büyülü bir olay yaşanmış. Ayşe sabah gözlerini açıp esnerken, aniden annesinin sesini duymuş: “Keşke bugün kahvaltıyı sihirli bir el hazırlasa. Kendimi öyle yorgun hissediyorum ki…” Ayşe büyük bir şaşkınlıkla yatağından fırlayıp mutfağa koşmuş. “Anneciğim, bana bir şey mi dedin?” diye sormuş. Annesi elindeki çay bardağıyla öylece kalakalmış. “Hayır güzel kızım, sana hiçbir şey söylemedim. Sadece içimden geçiriyordum.” demiş şaşkınlıkla. O an ikisi de donakalmış çünkü annesi konuşmadığı hâlde Ayşe onun zihnindeki kelimeleri tıpkı bir şarkı gibi duymuştu. Kasabadaki herkesin birbirinin düşüncelerini duymaya başladığı, o gizemli gün böyle başlamış.
Ayşe kalbinin güm güm atışıyla kendisini sokağa atmış. Sokaklar her zamankinden çok farklıymış. Etrafta çıt çıkmıyormuş ancak havada uçuşan yüzlerce düşünce sesi varmış! Fırının önünden geçerken, “Eyvah, ekmekleri fırında çok mu tuttum acaba?” diye telaşlanan fırıncının sesini duymuş. Az ileride elinde çantasıyla koşan bir amcanın: “Otobüsü kaçırırsam işe geç kalacağım!” diyen aceleci düşüncesini yakalamış. Kimi ödevini yetiştiremediği için kaygılanıyor kimi akşam ne oynayacağını düşünüyor kimi de o gün nedenini bilmediği bir hüzün taşıyormuş.
Tam o sırada Ayşe, mahallenin en sessiz, hep tek başına oturan çocuğu Mert’i görmüş. Mert bir köşede oturmuş, yerdeki minik bir taşı inceliyormuş. Ayşe tam yanından geçecekken, Mert’in içinden geçen o hüzünlü düşünce kalbini acıtmış: “Ben sanırım onlardan biraz farklıyım. Bu yüzden benimle oynamak istemiyorlar. Oysa tek istediğim, onlarla neşeyle koşup harika bir arkadaş olmak.” Ayşe bunu duyar duymaz adımlarını durdurmuş. Mert’in aslında çekingen biri olduğunu o an anlamış. Hemen yanına koşmuş, en sıcak gülümsemesini takınarak, “Mert! Bugün benimle yeni bir oyun oynamaya ne dersin?” diye sormuş. Mert’in düşüncelerindeki o gri bulutlar anında dağılmış, gözlerinin içi parlamış ve yüzünde kocaman bir tebessüm belirmiş.
İlk günlerde bu düşünce okuma oyunu kasaba halkına çok eğlenceli gelmiş. İnsanlar birbirlerinin komik, şapşal ya da tatlı düşüncelerini duydukça kahkahalar atmışlar. Ancak günler geçtikçe işler değişmeye, bu durum eğlenceli olmaktan çıkmaya başlamış. Çünkü insanlar sadece güzel şeyler düşünmezmiş ki! Bazen bir anlığına birine kızdıklarında içlerinden kırıcı cümleler geçiyor bazen de başkalarının duymasından çok utanacakları karmakarışık fikirler akıllarına geliyormuş. Bu kırıcı ve gizli düşünceler havada uçuştukça, kasabadaki insanların kalbi kırılmaya, herkes birbirinden uzaklaşmaya ve üzülmeye başlamış.
Kasabanın en bilgesi, ak sakallı Hoca Dede durumun gittikçe kötüleştiğini fark edince öğle vakti herkesi kasaba meydanındaki büyük çınar ağacının altında toplamış. Herkes derin bir sessizlikle onun ne söyleyeceğini beklerken, Hoca Dede sevecen sesiyle konuşmaya başlamış: “Sevgili kasaba halkı, günlerdir çok önemli bir ders öğrendik, değil mi? Her insanın kalbinin odalarında ve zihninin köşelerinde bazen çok güzel bazen de çok karışık, öfkeli veya anlamsız düşünceler belirebilir. Bunlar rüzgar gibi gelir ve geçer. Bizleri insan yapan şey, aklımızdan anlık geçen o karmaşık düşünceler değil, etrafımıza gösterdiğimiz sevgi dolu davranışlarımızdır. Birbirimizi sadece anlık düşüncelerle yargılamamız doğru olmaz; asıl önemli olan birbirimize nasıl davrandığımızdır.”
Herkes Hoca Dede’nin bu bilge sözlerini büyük bir dikkatle ve hak vererek dinlemiş. Tam o sırada çınar ağacının yapraklarını hışırdatan güçlü, ferahlatıcı bir rüzgâr esmiş. Bu rüzgâr, sanki kasabanın üzerindeki o görünmez büyüyü de alıp uzaklara götürmüş. Düşünce sesleri bir anda kesilivermiş. Ertesi gün kasabada her şey eski düzenine dönmüş. Artık kimse kimsenin zihnini okuyamıyormuş. Artık kasaba halkı tamamen değişmiş. İnsanlar birbirlerinin kalbini kırmamak için kelimelerini daha özenle seçiyor, birbirlerini eskisinden çok daha dikkatli ve sevgiyle dinliyorlarmış. Ve o günden sonra bu şirin kasabada kendini yalnız hisseden tek bir çocuk bile kalmamış.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir