Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama çocuklar bazen bizim en küçük hareketimizi bile fark ediyor. Öyle ki bizim önemsemeden yaptığımız bir davranış, onların dünyasında büyük bir yer edinebiliyor.
Bir gün çocuğunuza, “Yere çöp atmak çok yanlış.” dersiniz. Ertesi gün elinizdeki küçük bir kâğıdı sokağa atarsınız. Belki o an çocuğunuz hiçbir şey söylemez ama emin olun, görmüştür.
Onlara saatlerce dürüst olmanın önemini anlatabilirsiniz. “Asla yalan söyleme.” diyebilirsiniz fakat telefon çaldığında çocuğunuza, “Benim evde olmadığımı söyle.” derseniz söylediğiniz bütün güzel cümleler havada kalır. Çünkü çocuk, dürüstlüğün ne olduğunu sadece sözlerinizden değil, davranışlarınızdan da öğrenir. İşte çocuk yetiştirmenin belki de en zor tarafı burada başlıyor.
Biz, çocuklara sürekli bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz. Kitap okumalarını istiyoruz ama elimizden telefonu düşürmüyoruz. Saygılı olmalarını bekliyoruz ama trafikte sinirlendiğimiz zaman hiç tanımadığımız insanlara öfkeyle bağırabiliyoruz. Teşekkür etmelerini öğretiyoruz fakat bize yardım eden birine teşekkür etmeyi bazen unutabiliyoruz. Sonra da dönüp “Bu çocuk bunu kimden öğrendi?” diye soruyoruz. Belki de cevap, sandığımızdan daha yakınımızdadır.
Çocuklar gerçekten birer ayna gibidir. Biz ne yaparsak onlar da onu yansıtmaya başlar. Bir anne evde sürekli kitap okuyorsa çocuğunun bir gün kitabı eline alıp sayfalarını çevirmesine şaşılmaz. Baba eve geldiğinde herkese gülümseyerek sarılıyorsa çocuk da sevgisini göstermenin doğal bir şey olduğunu öğrenir. Hatta bazen onları izlerken kendimizi görürüz.
Küçücük bir çocuk eline oyuncak bir telefon alır ve ciddi bir yüz ifadesiyle konuşmaya başlar:
“Şu an çok işim var, sonra konuşuruz.”
O an gülümseriz çünkü bu cümleyi bir yerden duyduğunu biliriz.
Mutfakta oyuncaklarıyla oynarken, bebeğine kaşıkla yemek yedirir ve şöyle der:
“Bir kaşık daha, hadi, bak uçak geliyor.”
İşte o anda da anlarız ki çocuk sadece kelimeleri değil, sevgiyi gösterme biçimimizi de kaydediyor.
Aslında çocukların taklit etme özelliği, hayatın en güzel ve aynı zamanda en düşündürücü taraflarından biridir. Çünkü onlar dünyaya geldiklerinde nasıl davranmaları gerektiğini bilmezler. İnsanlara nasıl yaklaşacaklarını, öfkelendiklerinde ne yapacaklarını, hata yaptıklarında nasıl davranacaklarını büyük ölçüde çevrelerindeki insanları izleyerek öğrenirler.
Bir düşünelim…
Çocuğumuza “Sakin ol!” derken biz ne kadar sakin kalabiliyoruz?
“Paylaşmayı öğren.” derken biz elimizdekini paylaşabiliyor muyuz?
“Büyüklerine saygılı ol.” derken kendi anne ve babamızla nasıl konuşuyoruz?
“Arkadaşlarınla güzel geçin.” derken eşimiz, arkadaşlarımız veya komşularımız hakkında nasıl konuşuyoruz?
Çocuklar bütün bunları görüyor. Belki o anda anlamıyor gibi görünüyorlar ya da oyuncaklarıyla oynarken bizi dinlemediklerini düşünüyoruz. Ama bir gün hiç beklemediğimiz bir anda, bizim kullandığımız bir cümleyi onların ağzından duyuyoruz. İşte o zaman anlıyoruz ki aslında bizi ne kadar dikkatli izlemişler.
Çocuk yetiştirirken en dikkat edilmesi gereken şeylerden biri, onun olmasını istediğimiz insan olmaya çalışmaktır.
Eğer merhametli bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız onun yanında merhametli olun. Sokakta üşüyen bir hayvan gördüğünüzde bir kap su bırakın. Çocuğunuz bunu görsün. Yaşlı birine yardım edin, teşekkür edin, özür dileyin. Evet, özellikle özür dileyin. Çünkü bazen büyükler olarak çocuklardan özür dilemekten kaçınıyoruz. Sanki anne ya da baba olmak hiç hata yapmamakmış gibi. Oysa çocuğunuza, “Bugün sana gereksiz yere kızdım, özür dilerim.” demeniz ona önemli bir şey öğretir: Özür dilemek küçülmek değildir. Hata yapmak insan olmaktır. Hatasını kabul edebilmek ise büyümektir.
Bir başka önemli konu da sevgi…
Çocuklar sevginin nasıl gösterildiğini de bizden öğrenirler. Eğer bir evde insanlar birbirine sürekli bağırıyorsa çocuk iletişimin böyle bir şey olduğunu düşünebilir. Ama evde “Nasılsın?”, “Yoruldun mu?”, “Sana yardım edeyim.” gibi nazik cümleler kuruluyorsa çocuk, gördüğünü zaman içinde uygular. Anlamıyor gibi görünen o küçük gözler, aslında hayatı öğreniyor:
Nasıl konuşacağımızı…
Nasıl seveceğimizi…
Nasıl öfkeleneceğimizi…
Nasıl affedeceğimizi…
Belki en önemlisi nasıl bir insan olacağımızı…
Çocuklar bizim söylediklerimizi bir süre sonra unutabilir ama onlara nasıl hissettirdiğimizi ve nasıl davrandığımızı çok daha uzun süre hatırlayabilir. Bu yüzden bazen çocuklarımızı değiştirmeye çalışmadan önce aynaya bakmamız gerekiyor. Çocuk çok öfkeliyse önce evde öfkenin nasıl yaşandığını düşünmeliyiz. Sürekli telefonla ilgileniyorsa önce bizim ne kadar süre ekran karşısında kaldığımıza bakmalıyız. Kimseyi dinlemiyorsa kendimize şu soruyu sormalıyız: “Ben onu gerçekten dinliyor muyum?” Çünkü çocuk yetiştirmek sadece ona doğruyu söylemek değildir. Asıl mesele, o doğruyu yaşayabilmektir.
Çocuklar bizim prototipimiz gibidir. Bizim ses tonumuzu, davranışlarımızı, korkularımızı ve hatta bazen farkında olmadan yaptığımız hatalarımızı yanlarına alıp büyürler. Bu yüzden bir çocuk yetiştirirken aslında her gün kendimizi de yeniden yetiştiriyoruz. Belki kusursuz anne babalar değiliz. Zaten kimse kusursuz olmak zorunda değil. Önemli olan hata yaptığımızda bunu görebilmek, gerektiğinde özür dileyebilmek ve her gün biraz daha iyi olmaya çalışmak. Çünkü çocuklarımız bizden mükemmel olmamızı istemiyor. Onlar sadece baktıklarında güvenebilecekleri, sevgiyi hissedebilecekleri ve örnek alabilecekleri insanlar görmek istiyor. Belki bir gün, hiç beklemediğimiz bir anda onların güzel bir davranışını gördüğümüzde içimizden şöyle diyeceğiz: “Demek ki beni gerçekten izliyormuş.” İşte o an anlayacağız ki çocuklara verdiğimiz en büyük eğitim, onlara anlattığımız uzun nasihatler değil her gün farkında bile olmadan onlara gösterdiğimiz hayatın kendisiymiş.





Çevremizde gördüğümüz, aile-çocuk ilişkilerindeki hatalı davranışlar çok güzel işlenmiş. Emeğinize sağlık.🌹