Sevgili okur, hiç başka bir çocuğa bakıp “Keşke benim hayatım da onunki gibi olsaydı!” dediğin oldu mu?
Belki arkadaşının aldığı yüksek nota baktın ve kendi notunu küçük gördün. Belki birinin yeni çantasını, güzel kalemlerini, gittiği yerleri gördün. Belki bir arkadaşının çok fazla insan tarafından sevildiğini düşündün ve kendi çevrene baktığında kendini yalnız hissettin.
Peki hiç düşündün mü? Sen başka birinin hayatına bakıp “Keşke benimki de onunki gibi güzel olsaydı” derken, başka biri de seninkine bakıp aynı şeyi düşünüyor olabilir.
Çünkü insanın tuhaf bir yanı var: Elindekilere alışıyor, sahip olmadıklarına ise uzun uzun bakıyor.
Bir çocuğun yeni ayakkabıları vardır ama eski bir bisikleti vardır. O, yeni ayakkabılarının mutluluğunu yaşamak yerine, bisikleti kendisininkinden daha güzel ve daha yeni olan başka bir çocuğa bakar. Kendi bisikletini yetersiz bulur. Hatta sahip olduğu yeni ayakkabıları bile fark etmez. Sanki başkalarının bisikleti, onun elindeki bütün güzellikleri değersizleştiriyormuş gibi kendini küçümser.
Başka bir çocuğun çok güzel bir odası vardır ama kardeşleriyle aynı odayı paylaşır. O da kendi odası yerine, tek başına odası olan arkadaşının odasını düşünür. Bir başkasının çok başarılı olduğu bir ders vardır. Ama o, başka bir arkadaşının resim yapabilmesini kıskanır.
Peki ya sen? Senin de başkasının sahip olmadığı bir şeyin yok mu? Belki bunu fark etmiyorsun. Çünkü başkasının hayatına bakarken, kendi hayatımızın güzelliklerini görmek zorlaşır.
Bazen bir ekranın karşısında birkaç dakika geçiririz ve kendimizi herkesin hayatından geri kalmış gibi hissederiz. Birinin gezdiği yeri görürüz, birinin kazandığı başarıyı görürüz, birinin arkadaş grubunu görürüz, birinin aldığı hediyeyi görürüz. Ama çoğu zaman onların hayatının yalnızca gösterilen kısmını görürüz. Kimse sana bütün hikayesini bir fotoğrafın içine sığdıramaz.
Bir insan gülerken çekilmiş bir fotoğraf paylaşabilir. Peki o fotoğraf çekilmeden birkaç dakika önce ne hissettiğini biliyor musun? Bir arkadaşın sınavdan yüksek not aldığında, o nota ulaşmak için kaç saat çalıştığını biliyor musun? Birini çok mutlu gördüğünde, içinde hangi düşünceleri taşıdığını biliyor musun? Hayır.
Çünkü biz çoğu zaman insanların sonucunu görüp kendi sürecimizle karşılaştırıyoruz. Bu adil mi? Sen kendi hayatının bütün zorluklarını biliyorsun ama başkasının yalnızca güzel görünen taraflarını görüyorsun. Sonra da kendine haksızlık ediyorsun.
Sevgili okur, belki de sana bugüne kadar “Kendini başkalarıyla kıyaslama!” denmiştir. Ama ben sana sadece bunu söylemek istemiyorum. Ben sana şunu sormak istiyorum: Kendini neden başkalarıyla kıyaslıyorsun? Onlardan daha iyi olmak istediğin için mi, yoksa kendini olduğun hâlinle yeterli görmediğin için mi?
Eğer cevap ikincisi ise, dur. Bir insanın senden farklı olması, senin eksik olduğun anlamına gelmez. Arkadaşın senden hızlı koşabilir. Bu, senin yavaş olduğun için değersiz olduğun anlamına gelmez. Bir başkası matematikte senden başarılı olabilir. Bu, senin başarısız olduğun anlamına gelmez. Bir arkadaşın çok güzel resimler çizebilir. Sen belki kelimelerle daha güzel şeyler anlatıyorsundur.
Herkese aynı kalem verilmediği gibi, herkesin önüne de aynı hayat konulmaz. Öyleyse neden herkesin aynı hikayeyi yaşamasını bekliyoruz?
Bir ağacı düşün. Çınar ağacı, “Keşke gül ağacı gibi çiçek açsaydım!” diye üzülür mü? Gül, “Keşke çınar kadar uzun yaşasaydım!” diye kendini küçümser mi? Bir papatya, yanında duran ağaca bakıp “Ben neden onun kadar büyük değilim!” diye yapraklarını saklar mı? Hayır.
Çünkü doğa her şeyi aynı yapmaya çalışmaz. Bir ormanı güzel yapan da budur zaten. Her ağaç aynı olsaydı, her çiçek aynı renkte açsaydı, her kuş aynı olsaydı, dünya ne kadar sıradan olurdu. Belki de farklılığımız eksikliğimiz değil, hikayemizin en güzel bölümüdür.
Sen de başkalarına benzemeye çalışırken kendi hikayenin güzelliğini kaçırma.
Bazen çocuklar büyümek ister: “Bir an önce büyüyeyim. Keşke benim de onun gibi bir hayatım olsa. Keşke ben de herkes kadar başarılı olsam. Keşke insanlar beni de onun kadar sevse.”
Ama sevgili okur, sana küçük bir sır vereyim: Bugün yaşadığın yaş, yarın özleyeceğin yaş olabilir. Şimdi sana sıradan gelen bir sabah, yıllar sonra hatırlamak isteyeceğin bir sabah olabilir. Annenin seni uyandırması, babanın “Hadi geç kalacaksın!” demesi, okuldan dönerken arkadaşlarınla yaptığın anlamsız bir konuşma, akşam sofrada ailenle geçirdiğin birkaç dakika… Bugün bunların hiçbirini büyük bir olay olarak görmeyebilirsin. Ama hayatın en güzel anları her zaman büyük olaylar değildir. Bazen mutluluk, fark etmeden yaşadığımız küçük anların içinde saklanır.
Sen ise başkasının hayatını düşünürken kendi hayatındaki o küçük mutlulukları göremeyebilirsin. İşte asıl kayıp budur.
Bir gün dönüp geçmişe baktığında kendine şu soruyu sormak istemezsin: “Ben bütün bu yıllar boyunca neden kendim olmak yerine başkasına benzemeye çalıştım?”
Çünkü hayat bir yarış değildir. Birinin senden önce bir yere ulaşması, senin geç kaldığın anlamına gelmez. Bir arkadaşın senden önce başarılı olması, senin başarısız olduğun anlamına gelmez. Birinin hayallerinin gerçekleşmiş olması, senin hayalinin gerçekleşmeyeceği anlamına hiç gelmez.
Herkesin zamanı farklıdır. Bir çiçek ilkbaharda açar, başka bir çiçek yazı bekler. Hangisi geç kalmıştır? Hiçbiri. Çünkü onun zamanı, onun zamanıdır. Senin zamanın da sana aittir.
O yüzden bugün kendine bir iyilik yap. Başkasının hayatına bakmayı bırak demiyorum. İnsanlardan ilham alabilirsin. Birinin başarısını görünce “Ben de çalışırsam başarabilirim.” diyebilirsin. Birinin güzel davranışını görünce ondan güzel bir şey öğrenebilirsin.
Ama hayranlık ile kıyaslamayı birbirine karıştırma.
Birinin başarısını takdir etmek başka şeydir, kendi değerini onun başarısına göre belirlemek başka şeydir.
Birinin güzelliğini fark etmek başka şeydir, kendini onunla kıyaslayıp hep üzülmek başka şeydir.
Birinin mutlu olmasına sevinmek başka şeydir, “Ben neden böyle değilim?” diye kendi mutluluğunu küçümsemek başka şeydir.
Başkalarının hayatından ilham al ama kendi hayatını yaşamayı unutma.
Şimdi senden küçük bir şey istiyorum: Bugün etrafına bak ve kendi kendine şu soruları sor:
Benim hayatımda güzel olan ne var?
Bugün beni gülümseten ne oldu?
Kendimde sevdiğim bir özellik ne?
Uzun zamandır sahip olduğum hâlde kıymetini fark etmediğim hangi nimet var?
Belki cevabın hemen gelmeyecek. Sorun değil. Bazen insanın kendi hayatındaki güzellikleri fark etmesi için biraz durması gerekir. Çünkü sürekli koşan biri, yol kenarındaki çiçekleri görmez.
Sevgili okur, bir gün herkesin hayatının farklı olduğunu anlayacaksın. Kiminin yolu kısa, kimininki uzun. Kiminin bazı kapıları erken açılacak, kimininki daha sonra. Kimi çok erken başarıya ulaşacak, kimi uzun bir süre bekleyecek. Ama bunların hiçbiri senin değerini belirlemeyecek.
Çünkü sen bir sınav sonucu değilsin. Bir başkasının senden daha başarılı olması seni daha az değerli yapmaz. Bir başkasının daha fazla arkadaşının olması seni yalnız ve eksik yapmaz. Senin hayatın, başkasının hayatının daha kötü bir kopyası değildir. Senin hayatının kendine ait bir hikayesi var.
Belki henüz hikayenin en güzel sayfasına gelmedin. Belki bugün yaşadığın sıradan bir gün, ileride anlatacağın en güzel anlardan biri olacak. Belki şu an sevmediğin bir özellik, yıllar sonra seni sen yapan şeylerden biri olduğunu anlayacaksın.
Bu yüzden acele etme. Başkasının sayfasına bakıp kendi kitabını kapatma. Çünkü sen başkasının hayatını okumakla meşgulken kendi hayatının en güzel cümlesini kaçırabilirsin.
Ve unutma: Başkasının bahçesindeki çiçeklere bakarken, kendi bahçende açan çiçekleri ezme. Çünkü hayat sana başkasının hikayesini yaşamak için değil, kendi hikayeni yazman için verildi.




