Bak evlat! Gel seninle can cana oturalım. Bazen babalar düşüncelere dalar. Seninle nasıl oyun kuracağını, sana nasıl dokunacağını şaşırır. Bugünlerde büyükler, babalar hakkında çok şey söylüyor. Babalar “eski” ya da “gereksiz” bir parça gibi anlatılıyor. Ben sana işin aslını, kalpten kalbe söyleyeyim.
(İçimden bir ses beni çok eskilere, kendi çocukluğuma götürüyor. Babamın nasırlı elleriyle bisikletimin selesini tuttuğunu, terden ıslanmış sırtındaki o güven kokan gömleği hatırlıyorum. O zamanlar “ataerkillik” nedir bilmezdik. Sadece “baba” vardı; uzak, sessiz ama hep orada olan bir kale gibi… Şimdi o kaleyi yıkmak için ellerinde dinamitlerle dolaşan bir dünya var.)
Babalık sisli bir yolda yürümeye benzer. Bir yanda seni hayata güvenle hazırlama arzusu vardır. Diğer yanda “Acaba çok mu otoriter oldum?”, “Özgürlüğünü kısıtlıyor muyum?” diye içimi kemiren endişeler. Şimdilerde herkes babaların nasıl olması gerektiğini konuşuyor. Biz babalar kural listelerinin altında eziliyoruz. Kendi doğal sevgimizi, seninle kurduğumuz o güçlü bağı, “Acaba yanlış mı yapıyorum?” endişesiyle saklar hâle geldik. Bu durum seni nasıl etkiliyor, biliyor musun? Babalar kendi rolünden endişe ederse, sinerse senin dünyanda sessiz bir boşluk oluşur. Senin dünyan sadece bir tarafın şefkatine değil, babanın “Hadi yapabilirsin.” diyen bakışına ihtiyaç duyar. Anne ve baba; hayatındaki o eşsiz dengedir, güvenli limanın iki temel direğidir. Birini zayıflatmak, köprüyü çökertmek gibidir.
(Yine çocukluğuma dönüyorum. Babamın başımı okşadığı o anları düşünüyorum. O anlarda ne baskı vardı ne de zorlama. Sadece “Buradayım, yanındayım.” diyen bir duruş. Bugün bu duruşu “suç” gibi gösterenler, senin güven duygunu hedef alıyor.)
Babaların “dışlanmış” gibi hissetmesi, senin dünyandan bir rengin solmasıdır. Bir baba sadece kurallar koyan “ciddi adam” değildir. O, seninle yere yatıp hayal kuran, omzuna çıktığında dünyayı daha yüksekten görmeni sağlayan, düştüğünde yaranı varlığıyla iyileştiren yoldaştır. Babaları “suçluluk” cenderesine hapsedersek, o kahraman pelerinini çıkarmak zorunda kalır. Pelerin çıkınca da en çok senin dünyan kararır.
Bazen odana girip sana bakıyorum. Aramızda görünmez bir köprü olduğunu hissediyorum. Bu köprü, üzerine yüklenen ağır anlamlarla titriyor. Üzerinde yürümeye korkuyorum. “Baba dediğin sert olur.” lafları beni senden uzaklaştırıyor. Oysa ben sadece senin babanım. Seninle oyun oynarken bir görevi yerine getirmiyorum. Sadece seninle büyümenin, saf neşene ortak olmanın keyfini sürüyorum.
Senden ricam şu: Babanın hataları olsa da, şaşkınlıklar yaşasa da unutma! O sadece senin için orada. Ona, senin yanına gelebileceği bir alan bırak. Babalık sınav değil, sanattır. Bazen yanlış notalar olsa da beraber söylediğimiz o şarkı yani aramızdaki o sevgi bağı, dünyanın en güzel müziğidir. Babanı sadece yaptıklarıyla değil, senin yanında durma arzusuyla sev. Babalar kendilerine güvenildiğini hissettiklerinde, hayat yolunda tutabileceğin en güvenli el olurlar.




