“Bir çocuğu eğitime nasıl yönlendirebilirim?”, “1. sınıftaki dersler neden bu kadar fazla?”, “Küçücük bedenlere bu kadar yük yüklenmeli mi?” ve “İdeal bir eğitim nasıl olmalı?”…
Gelin, her anne babanın zihnini kurcalayan bu hayati sorulara birlikte yanıt arayalım.
Birinci sınıf eğitim sürecine başlayan bir çocuk, aslında bu yolculuğa tek başına adım atmaz; evdeki en büyük rehberi olan ebeveyniyle birlikte bu sürece başlar. Bu kritik dönemde velinin en önemli sermayesi ise sabırdır. Çocuğa verilen eğitimleri, onun henüz çok yeni şekillenen dünyasından bakarak değerlendirmeli ve ona anlayabileceği bir dille yaklaşmalıyız.
Bilindiği üzere birinci sınıf, eğitim hayatının temel taşlarının yerleştiği dönemdir. İkinci sınıf ise bu temellerin sağlamlaştırıldığı bir süreç niteliği taşır. Bu nedenle müfredatta yer alan dersler aslında fazla değildir; yalnızca gelecekte öğrenilecek bilgilerin güçlü bir temel üzerine kurulabilmesi için dikkatle planlanmıştır.
Sorumluluk Bilinci ve Doğru Yönlendirme
Çocuklarımıza verilen görevleri zamanında yerine getirme alışkanlığı kazandırabilirsek, onlara yalnızca ödev yapmayı değil; hayat boyu taşıyacakları sorumluluk bilincini de öğretmiş oluruz.
Aslında verilen ödevler ve dersler sanıldığı kadar ağır değildir. Öğretmenler temel eğitimleri, çocukların algı seviyesine uygun şekilde, parça parça ve anlayabilecekleri yöntemlerle anlatırlar.
Çocuğun zihinsel eğilimleri de tam olarak bu dönemde kendini göstermeye başlar. Sayısal zekâya mı yoksa sözel zekâya mı daha yatkın olduğunu, birinci sınıf sürecinde büyük ölçüde gözlemleyebiliriz. Bizlere düşen görev ise çocuklarımızı bu eğilimlerine göre doğru alanlara yönlendirmek ve onları geleceğe en sağlıklı şekilde hazırlamaktır.
Bu sürecin hemen başında yoğun ek dersler aldırmayı ya da sürekli destek eğitimlerine yönelmeyi çok doğru bulmuyorum. Çünkü çocuk zaten yeni bir ortama ve düzene uyum sağlamaya çalışmaktadır. Henüz adapte olmaya çalışan bir çocuğun omuzlarına fazladan yük yüklemek, onu eğitimden uzaklaştırabilir.
Bırakalım önce bu sürece alışsın. İlerleyen zamanlarda dersler zorlaştığında, ihtiyaç duyduğu desteği çocuk zaten hissetmeye başlayacaktır. Siz de ebeveyn olarak bu eksikliği gözlemlediğinizde, doğru zamanda ona gereken desteği sağlayabilirsiniz.
Eğitimde Güven ve Sevgi Bağı
Çocuklarınıza, özellikle ilkokul birinci sınıf döneminde ders anlatırken oyunlardan, etkinliklerden ve eğlenceli yöntemlerden faydalanmaya çalışın. Dersi sevdirerek anlatmayı ilke haline getirin. Böylelikle çocuk hem isteyerek ders masasının başına oturacak hem de öğrendiği bilgiler bilinçaltında daha kalıcı bir yer edinecektir.
“Ödevini yapsın da aradan çıksın” düşüncesiyle hareket etmek, çocukların eğitim hayatını olumsuz etkileyebilir. “Nasıl olsa kendi yapıyor” diyerek onları tamamen yalnız bırakmak da doğru değildir.
Sizin onun yanında oturmanız, ders çalışmasını izlemeniz ve küçük başarılarını fark edip takdir etmeniz bile çocuk için büyük bir güven kaynağıdır. Çünkü her çocuk, elde ettiği başarıyı ilk olarak anne ve babasına göstermek ister. Bunun karşılığında duyacağı sevgi dolu birkaç cümle ve içten bir teşekkür, onun motivasyonunu güçlendiren en kıymetli ödüldür.
İlkokul birinci sınıftan başlayıp ortaokul yıllarına kadar uzanan bu süreç, kabul etmek gerekir ki oldukça meşakkatlidir. Ancak çocuklarımızın geleceğine yön verecek en önemli dönemlerden biri de yine bu yıllardır.
Bugün sabırla, sevgiyle ve doğru yönlendirmelerle yetiştirdiğimiz çocukların; yarın hayallerine ulaşan, projeler üreten ve topluma faydalı bireyler haline geldiğini görmek ise hepimizin en büyük mutluluğu olacaktır.




