HUZUR KÖYÜ-2

Huzur köyü sakinleri yağmurlu ve fırtınalı bir güne uyanmıştı. Rüzgar o kadar kuvvetliydi ki her sabah gür sesiyle köyü uyandıran Nane’yi bile zor duydular.

Nane kapısına tutunarak zar zor “Üüüürüüü üüüüü, üüürüü,” diye ötebildi.

Herkes uyanmıştı uyanmasına ama dışarı çıkılacak gibi değildi. Belli ki bu günü yuvalarında geçireceklerdi. Tavşan Şeker de Nane’nin ötmesiyle uyandı. Penceresinden bir baktı, dışarıda yağış çok fazlaydı. Kendi kendine:

“İyi ki dün havuç ve yeşillikleri fazla almışım. Akıllı bir tavşanım, aferin bana,” diyerek gururlandı. Havuçlu ve ıspanaklı güzel bir kek hazırladı, afiyetle yedi.

“Dışarı çıkamayacağıma göre bugünkü sporumu evde yaparım. Nane’yi çağırayım da beraber yapalım.”

Üzerine yağmurluğunu alıp bir koşu Nane’nin evine gitti. Nane onu görünce şaşırdı.

“Bu havada neden dışarıdasın Şeker? Gel içeriye hemen!“

“Seni spor yapalım diye bana çağırmaya gelmiştim.”

“Ben kahvaltımı henüz yapmadım. Biliyorsun geçen defa kahvaltısız spor yapınca ne kadar erken yoruldum.”

“Bilmez miyim? Eve kadar el arabasıyla seni ben taşıdım.”

“Şeker bunu sürekli söyleyecek misin?”

“Şaka yapıyorum Nanişim.”

Nane ile Şeker ne kadar didişse de birbirlerini pek bir severlerdi.

Nane, “Bana kadar gelmişsin, sporu burada yapalım,” deyince, Şeker onun kahvaltı yapmasını bekledi. Tabağındaki tek çeşit besini gören Şeker:

“Öğününü çeşitlendirmelisin Nane. Bu şekilde sağlıklı olamazsın. Sen sadece tahıl grubu koymuşsun. Sebzeni eksik etme. Üstelik senin protein de yemen lazım. Biz tavşanlar vejetaryeniz. Doğamız gereği sadece sebze, meyve yiyoruz, yaratılışımız böyle. Ama sen her çeşitten karıştırabilirsin. Küçük böcek, ot, tahıl… Senin gibi hem ot hem de et yiyen canlılara da ‘hepçil’ deniyormuş. Limoni söylemişti.”

“Doğru söylüyorsun Şekercim. Ben demek ki o yüzden enerjik olamıyorum.”

Bunun üzerine Nane kendine daha sağlıklı çeşitlerden bir kahvaltı hazırlayıp yedi. Karşılıklı birer bitki çayı içip, sporlarını yaptılar.

Dışarıdan bazı sesler geliyordu, yardım isteyenler, koşturanlar… Nane kapıya çıktı, komşusu olan ağaç Limoni’ye sordu:

“Ne oldu, nereye koşuyorlar?”

“Gördüğüm kadarıyla Minik Serçe’nin yuvası fırtınadan zarar görmüş. Etrafa dağılan eşyaları yağmurdan daha da zarar görmesin diye toplamaya çalışıyorlar.”

Nane hemen içeri gidip olanları Şeker’e anlattı. Yağmurluğunu giyip çıkıyordu ki Şeker’in hala oturduğunu gördü.

“Hadi Şeker, gelsene yardıma!”

“Baksana bir sürü yardım eden var. Bana gerek yok bence,” dedi Şeker.

Nane biraz sinirli sinirli:

“Olur mu? Bir elin nesi var iki elin sesi var, daha dün öğrenmiştik Limoni’den. Hadi çabuk yardıma gel.”

“Sen git, ben gelirim,”  dedi Şeker ama hiç yerinden hiç kalkmadı.

Nane hemen arkadaşlarına yardım etti. Birçok eşyayı kurtardılar. Minik Serçe’yi evlerinde misafir etmek için de adeta yarıştılar.

Minik Serçe bütün arkadaşlarına minnetle:

“Çok teşekkür ederim. Bu zor zamanımda beni yalnız bırakmadınız,” dedi.

Limoni:

“Komşuluk bunu gerektirir. Ne demişler ‘Komşu komşunun külüne muhtaçtır.’”

Şeker, işler bitince meydana çıktı. Herkes kızgın kızgın ona baktı.

Şeker:

“Ben kalabalık etmeyeyim diye çıkmadım arkadaşlar. Ne güzel halletmişsiniz.”

Cevap veren olmadı, herkes yuvasına yöneldi. Nane de “Hadi görüşürüz,” diyerek evine girdi.

Şeker:

“Bunlar da hiç iyilikten anlamıyor,” diyerek kendi evine doğru gitti.

Evine girince şok oldu. Her yer su içindeydi. Çatıdan büyük bir parça uçmuş ve evinin içi bileğine kadar su içinde kalmıştı. Çıkıp yardım için bağırdı:

“Evimin içi suyla dolmuş. Tek başıma bu kadar suyu boşaltamam, kovasını alan gelsin!”

Şeker başladı kovayla suyu doldurup dışarı boşaltmaya. Ne gelen vardı ne giden… Az önce yaptıklarından sonra kimse ona yardıma gelmemişti. Biraz boşalttı ama çok yorulmuştu, hala evinin içinde boşaltılacak çok su vardı.

Aslında arkadaşları pencereden onu izliyordu. Aralarında anlaşıp ona bir ders vermek istemişlerdi. Nane’nin işaretiyle hepsi aynı anda kovalarla koşturdular. Beş dakika içinde bütün su boşalmıştı bile.

Şeker arkadaşlarına ne kadar teşekkür etse azdı. Öncelikle az önce yapmadığı yardım için özür diledi.

Limoni de:

“Hatanı anlamana sevindik Şeker. Yardım etmek önemli ve erdemli bir davranış. Orman yanarken bile karıncalar ‘benim taşıdığım su damlasından ne olacak,’ demeden yangına su taşırlarmış. Birlikten kuvvet doğar ve işler daha çabuk hallolur.”

“Çok haklısın Limoni ben dersimi aldım. Her zaman yardıma hazırım arkadaşlar.”

Tüm bunlar yaşanırken yağmur da dinmişti. Güneş birden kendini gösterince ortaya kocaman bir gökkuşağı çıktı. Huzur köyü sakinleri hemen dileklerini dilediler. Biri kendileri için biri de tüm köyün mutluluğu için.

3 yorum

  1. Öğretmenim emeğinize ellerinize şağlık çok beğendim inşallah diyerleride beğenir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir