Uyandığımda kesilip bir kenara atılmıştım. Toprağa hiç bu kadar yakın olmamıştım. Gökyüzüne ise çok uzaktım. Oysa yuvamdayken bulutlara değebileceğimi hissediyordum. Kendimi uzattıkça uzatmış, dallarımı genişlettikçe genişletmiştim.
Yanımdaki ladin ağacı beni uyarmıştı.
-Bu kadar hızlı büyümeye çalışma! Her şey vaktinde olur. Bak, senin gövdene bu kadar su taşıman beni de kurutuyor. Biliyorsun, ben senden yaşça büyük bir ağacım.
Dinlemedim onu. Kendimi bir kayın ağacının yirmi yılda geleceği olgunluğa getirdim.
Uzaklarda bir ses duyuldu. Kuşlar uçuştu.
Ladin ağacı konuştu:
-Yine ömrünü tamamlamış ağaçları kesmeye geldiler.
-Nasıl ömrünü tamamlamış?
-Yani çok büyümüş ağaçları… İnsanlar onlardan yeni ürünler elde ediyor.
Ellerinde gürültü çıkaran bir aletle yanıma yaklaştılar. İçim titredi. Sonrasıysa karanlık….
Ben, diğer ağaçların yıllarca uğraşıp geleceği boyuta yedi yılda kavuşmuştum. Bedeli bu olmamalıydı. Köklerim dayanıklı olsun diye çevrede ne kadar su varsa çekiyordum. Gelişimim güzeldi. Gün geçtikçe dallanmış, yapraklanmıştım. Şimdi ise kesilmiş bir odun parçasıyım.
Bir kamyona koyup halatlarla bağladılar beni. Yanımda daha bir sürü kesilmiş ağaç vardı. Ladin ağacı seslendi bana:
-Ah evlat! Her şeyin zamanı vardı. Sen birden büyüyüp yükselmek, göğe yaklaşmak istedin. Bak, ben seksen yıl yaşadım. Artık bedenim güçsüzdü, her an yıkılma tehlikesi taşıyordum. Bunun yakın zamanda olacağını bekliyordum. Ben küçükken bir büyüğüm, ladin ağaçlarının kağıt yapımına uygun olduğunu ve 60-80 yaş arasında kesildiğini söylemişti.
-Ama ben daha yedi yıldır hayattaydım.
-Sen yedi yılda, yirmi yıllık bir ağaca dönüştün. Senin gibi genç ve büyümüş ağaçlardan çok güzel mobilyalar üretiliyor. Kayın ağacı, mobilya yapımına çok uygunmuş. İşe yarar bir eşyaya dönüşeceksin, sevin. Umarım beni, buruşturulup bir kenara atılan bir kağıda dönüştürmezler.
Araba çalıştı, sallana sallana uzun bir yolculuk geçirdik. Ladinle beni ayırdılar. Onu suların olduğu farklı bir yere attılar. Sanırım orada kağıt olacakmış.
Beni ise bir depoya götürdüler. Her yanımdan bir parça alıyorlardı. Onlar bunları yaparken ben çok gıdıklanıyordum, gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Sonra beni şekillendirip, keseye benzeyen ve adının zımpara olduğunu öğrendiğim bir işlemden geçirdiler. Boyadılar, verniklediler. Çok güzel bir çalışma masasına dönüştürdüler. Aynadan görüyordum kendimi, çok ihtişamlıydım.
“Eeeee, kendime iyi baktım. Tabii güzel olacaktım.”
Sonra bir mağazaya götürüldüm. Bana bakıp, dokunanlar oluyordu. Genç bir kadın geldi. Çok güzel ilgilendi benimle. Narin parmaklarıyla dokundu. Sandalyeye oturup, masayı denedi.
“Harika bunu alıyorum,” dedi.
Çok mutlu oldum. Bana yeni sahibimin kıymet vereceğini hissettim.
Beni ferah bir odaya taşıdılar, pencerenin önüne yerleştirdiler. Buradan gökyüzünü görmek, temiz oksijeni hissetmek beni çok mutlu etti. Sahibim elinde bir bezle geldi. Üzerimdeki tozları beni incitmeden temizledi. Kendimi çok kıymetli hissediyordum.
Üzerime bazı eşyalar koydu: küçük bir bilgisayar, not defteri, kalemlik ve birkaç kitap.
Sahibim odadan çıkınca kitaplardan biri bana seslendi:
-Hey! Kayın ağacı sen misin?
-Evet, ben benim de, sen kimsin?
-Ben Ladin ağacıyım.
-Aaaa, tekrar kavuştuk ne mutlu!
Ladin ağacı, çok okunan bir kitabın sayfaları olmuştu. Buruşturulacak bir kağıt olmaktansa okunan bir kitap olmak, onu mutlu etmişti. Kitap dostlarının sayfalara kibar davrandığını anlattı. Okuyan insanların olması ne kadar güzeldi! Ben de arkadaşıma kavuştuğum için çok mutluydum. Belli ki beraber daha çok anımız olacaktı. Ne dersiniz?





Ne kadar umut vadeden tatlı bir hikaye, tebrik ediyorum
Kaleminize yüreğinize sağlık çok güzel bir hikaye.