KALBİN KAPISINDAKİ BEKÇİ

Dünyada bazı kapılar vardır, üzerinde “Girilmez” yazar. Bazı kapılarda ise böyle bir yazı yoktur ama yine de herkes içeri alınmaz. Mesela evimizin kapısını düşünün. Her elini kolunu sallayan içeri girebilir mi? Hayır. Çünkü ev, yalnızca duvarlardan ve eşyalardan oluşmaz. Ev, kendimizi güvende hissettiğimiz yerdir. Bu yüzden kapısının bir anahtarı vardır.

Peki ya insan kalbinin? Onun da bir kapısı vardır aslında. Ama çoğumuz o kapının önüne bir bekçi koymayı unutuyoruz.

Birisi gelir ve “Senin ayakkabın neden böyle?” der. Bir başkası “Bizim evimizde böyle şeyler yok.” diye anlatır. Bir başkası sahip olduklarını küçümser. Arkadaşlarının hayatını örnek gösterir. Sonra sen kendi odana bakıp odanın küçük olduğunu düşünürsün. Dolabına bakıp kıyafetlerinin eskidiğini düşünürsün. Sofraya bakıp evindeki yemeklerin yeterince güzel olmadığını düşünürsün.

Bir süre sonra kendi hayatına dışarıdan bakmaya başlarsın. İşte tehlikeli olan tam da budur. Çünkü bazen insanın canını en çok acıtan şey, söylenen söz değil, o sözün içinde büyüyen “Benim hayatım yetmiyor.” düşüncesidir. Oysa belki de hayatın eksilmemiştir. Sadece birileri sana eksikmişsin gibi bakmıştır. İşte gerçek öz bakım burada başlar.

Öz bakım, yalnızca saçını taramak değildir. Kendine “Benim zihnime giren her düşünceyi taşımak zorunda değilim.” diyebilmektir.

Bir düşünce seni sürekli küçültüyorsa onu bırakabilirsin.

Bir arkadaşlığın seni sürekli ailenden uzaklaştırıyor, evindeki sevgiyi sana değersiz gösteriyorsa mesafe koyabilirsin. Çünkü hayatımıza giren herkes, kalbimizde kalıcı bir sandalyeyi hak etmez. Bazı insanlar misafir olur. Bazıları öğretmen. Bazılarıysa yalnızca bize kim olmadığımızı gösterip gider. Bunu anlamak için kimseyle kavga etmene gerek yok. Bazen yapılacak en güçlü şey, kapıyı sessizce kapatmaktır. Sonra eve dönersin. Annenin sesini duyarsın. Babanın ayakkabılarının kapının yanında durduğunu görürsün. Kardeşinin odasından bir kahkaha gelir ve birden anlarsın:

Belki de bütün gün başkalarının hayatlarına bakarken kendi hayatının güzelliğini kaçırmışsındır. O anda parfümünün kokusu da güzeldir, yeni aldığın kıyafet de. Ama onların güzelliği başka bir yerdedir. Çünkü insan kendisini yalnızca dışarıdan süsleyerek değil, içeriye kimi davet edeceğini bilerek de korur. Belki gerçek öz bakım budur: Aynaya baktığında yüzünü beğenmekten ziyade hayatına baktığında kendini küçümsememek.

Kalbinin kapısında iyi bir bekçi bulundurmak ve seni kendinden, ailenden, sevdiklerinden uzaklaştıran her sese içinden sakince şunu söylemek:

“Teşekkür ederim ama bu düşünce benim evimde yaşamayacak.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir