EKİNOKS

Sonbahar mevsimine giriyoruz. 23 Eylül günü, dünyanın her yerinde gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olacak. Ondan sonra, bizim ülkemizin olduğu yerde, yani Kuzey Yarım Küre’de gündüzler kısalmaya başlayacak. 6 ay sonra, 21 Mart tarihinde yine gece ve gündüz eşit olacak. Çünkü bu tarihte de güneş ışınları Ekvator’a 90 derecelik dik açıyla gelecek. O zaman da ilkbahar mevsimine giriyor olacağız. 23 Eylül ve 21 Mart günlerine ekinoks diyoruz. Bu günler mevsimlerin de başlama ve bitiş tarihleridir. Sonbahar ekinoksu, Dünya’nın yörüngesindeki hızının yıl içinde değişmesi sebebiyle 2 gün geç kalır ve 23 Eylül’de gerçekleşir.

21 Aralık, yılın en uzun gecesi ve en kısa günü olacak. Kış mevsimine de girmiş olacağız. Haziran ayının 21. günü yine gün dönecek ve yaz mevsimine girmiş olacağız. Haziranın 21. günü de yılın en uzun gündüzünü, en kısa gecesini yaşayacağız. Anadolu’da bu günlere gün dönümü diyorlar. “Gün döndü yaz, gün döndü kış.” Yılın en uzun gecesi ve en kısa gündüzü olan bu günlere solstis, halkın söylemiyle de “gün döndü” deniyor.

Kış aylarında okula giderken sabah karanlıkta evden çıkarız. Okuldan geldiğimiz saatlerde de karanlık olabilir. Halbuki yazın dışarıda oyun oynarken akşam hava çok geç kararıyor. İşte bütün bunların sebebi Güneş ışınlarının Dünya’ya bazen dik, bazen de eğik olarak gelmesidir.

Ekinoks, astronomik olarak güneş ışınlarının Ekvator’a dik açıyla gelmesidir. Bu sırada aydınlanma çemberi kutuplardan geçer. Bunun sonucunda gece ve gündüz birbirine eşit olur.

Nardugan Bayramı

Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, Sümer tabletlerinden okuduklarını şöyle anlatıyor:

Türklerin, tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyormuş. Bunun tepesi, gökyüzünde oturan Tanrı Ülgen’in sarayına kadar uzanıyor, buna hayat ağacı diyorlarmış. Bu ağacı motif olarak Anadolu’da bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görmek mümkündür.

İnsanların koruyucusu olan, sakallı ve kaftanlı Tanrı Ülgen, sarayında oturuyor; geceyi, gündüzü ve Güneşi yönetiyormuş. Türklerde güneş çok önemliymiş. İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyormuş. Uzun bir mücadeleden sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyormuş. Güneş’in yeniden doğuşu, yeni bir doğum olarak algılanıyormuş Türklerde. İşte bu Güneş’in doğumunu bir bayramla kutluyorlarmış. Bayramın adı Nardugan Bayramı’ymış.

“Nar ‘güneş’, tugan/dugan ise ‘doğan’ anlamına gelir. Doğan Güneş demektir.”

Astronomik olarak o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor. İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşunu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacının altında kutluyorlarmış. Güneşi geri verdi diye Ülgen’e dualar ediyorlarmış. Duaları Tanrı’ya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlarmış, dallarına ipler bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlarmış Tanrı’dan. İnanca göre bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş.

Bu bayram için evler temizleniyor, güzel giysiler giyiliyormuş. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlarmış. Yaşlılar, büyükbabalar, nineler ziyaret ediliyor; aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlarmış. Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemekler ve şekerlemelermiş. Eğer bayram aile ve dostlarla bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş.

Yazılanlara göre akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişirmiş. Filistin’de bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden bu olayın Türklerden Hristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir