ÇOCUKLARA NEDEN KİTAP OKUTMALIYIZ?

Bazen biz anne babalar çocuğumuzun eline bir kitabı verince onun kitap okumayı seveceğini düşünürüz. Ne büyük hata değil mi? Oysa okumak, yalnızca birkaç sayfa çevirmekten ibaret değildir. Çocuğa bu alışkanlığı kazandırmak, onun hayal dünyasına açılan yepyeni bir kapı aralamak, zihnini genişletmek ve evreni anlamlandırmasına yardımcı olmaktır.
Kitap sayfalarını karıştıran bir çocuk sadece kitabı incelemiyordur. Aynı zamanda dünyaya açılan pencereleri de keşfediyordur. Kimi zaman bir kahramanın cesaretinde kendisini bulur, kimi zaman bir hikâyedeki üzüntüyle kendi duygularını tanır, kimi zaman da hiç adımlamadığı şehirlerde dolaşır, hiç tatmadığı yemekleri tadar kitaplar sayesinde. İşte bu yüzden kitaplar okunup rafa kaldırılan bir eşya olmaktan çok dünyayı keşfetmemizi sağlayan en yakın dostumuzdur.

Çocuklar söylenenlerden ziyade gördüklerini örnek alırlar. Bizler sürekli ekranlara kilitlenmişken çocuğumuza “Kitap okumalısın.” dememizin ne kadar etkisi olabilir? Bu yüzden edebiyatı ve okumayı sevdirmenin ilk adımı, onu kendi hayatımızın da vazgeçilmez bir parçası hâline getirmektir.
Çocuğumuz bizi elimizde kitapla gördüğünde, okumayı yalnızca yapılması gereken bir ödev olarak algılamaz. Kitabın hayatın doğal bir parçası olduğunu öğrenir. Anne babasının bir kitabı merakla açması, bir cümlede durup düşünmesi, okuduklarını anlatması bile çocuk için güçlü bir örnektir. Çünkü çocuklara bazen uzun uzun anlatamadığımız şeyleri davranışlarımızla çok daha kolay gösterebiliriz.

Bir düşünün; akşam olmuş, evdeki herkes kendi kabuğuna çekilmiş. Anne telefon ekranında geziniyor, baba kumandayı eline almış maç izliyor, çocuk ise tablette oyun oynuyor. Oysa birlikte sayfaların arasında kaybolmak, karakterleri canlandırmak ve okunanlar üzerine sohbet etmek, aile bağlarını güçlendiren en sıcak köprü değil midir? “Bu hikâyede sence ne olacak?”, “Sen olsaydın ne yapardın?”, “Bu karakter neden böyle davranmış olabilir?” gibi birkaç basit sorular bile aile bağlarımızı kuvvetlendirmemize yeter. Böylece kitap okumak, sessiz bir eylem olmaktan çıkar, ailece paylaşılan bir etkinliğe dönüşür. Üstelik okuma eylemi sadece yeni kelimeler öğretmekle kalmaz, merak etmeyi, araştırmayı, düş kurmayı ve soru sorma cesaretini de aşılar. Çocuk okudukça kelime hazinesi gelişir, kendisini ifade etmesi kolaylaşır. Düşüncelerini daha rahat anlatır, farklı bakış açılarını tanır ve başkalarının duygularını anlamaya biraz daha yaklaşır. Belki de kitapların çocuklara kattığı en önemli değerlerden biri empati kurabilme becerisidir. Çünkü bir hikâyeyi okurken yalnızca kendi hayatımızın penceresinden bakmayız. Başka bir çocuğun korkusunu, bir annenin endişesini, bir hayvanın yaşadığı zorluğu ya da bir kahramanın yalnızlığını hissedebiliriz. Çocuk, farklı hayatların da var olduğunu öğrendikçe dünyaya karşı daha duyarlı bir insan olmaya başlar.  Bir de hayal meselesi var. Günümüzde çocukların karşısına hazır görüntüler, hazır oyunlar ve hazır dünyalar çıkıyor. Kitap ise çocuğa boş bir alan bırakıyor. Bir karakteri kendi zihninde canlandırmasına, bir evi kendi hayalinde kurmasına, bir ormanı kendi renkleriyle tasarlamasına izin veriyor. Belki de bu nedenle kitap okuyan çocuk, yalnızca bir hikâyeyi takip etmiyor, kendi hayal dünyasının mimarı oluyor. Bazen “Çocuğum kitap okumayı sevmiyor.” diyoruz. Belki de sorun çocuğun kitapları sevmemesi değil, kendisine uygun kitabı henüz bulamamasıdır. Çocukların ilgi alanı farklıdır. Kimi masalları sever, kimi hayvan hikâyelerinden hoşlanır, kimi maceranın peşinden gitmek ister, kimi de resimli kitapların dünyasında kendisini daha iyi hisseder. Önemli olan çocuğu zorlamak değil, onun merak ettiği yerden okumaya başlamasına fırsat vermektir.

Çünkü kitap okumak bir yarış değildir. “Bugün kaç sayfa okudun?” sorusundan çok “Kitapta en çok hangi bölümü sevdin?” diye sormak gerekir. Çocuklarımıza kitap alırken sayfa sayısından ziyade onda yaratacağı duyguları ve ona vereceği bilgileri dikkate almalıyız. Bazen çocuk kitabı yarıda bırakabilir, bazen aynı hikâyeyi defalarca okumak isteyebilir, bazen de kitabı açıp yalnızca resimlerine bakabilir. Bunların hepsi okuma yolculuğunun bir parçasıdır. Ona biraz zaman tanımak, biraz sabırlı olmak gerekir. Çünkü kitap sevgisi emirle değil, merakla ve güzel deneyimlerle gelişir.

Birlikte kitapçıya gitmek, çocuğun kendi kitabını seçmesine izin vermek, uyumadan önce birkaç sayfa okumak, okunan hikâye hakkında konuşmak… Bunların her biri basit gibi görünse de çocukların hafızasında önemli yerler edinir. Yıllar sonra belki o kitabın bütün cümlelerini hatırlamayacak fakat annesinin ya da babasının yanında oturup dinlediği hikâyeyi, sayfaların çıkardığı sesi, birlikte geçirilen o sakin akşamı unutmayacak. Çünkü çocuklukta yaşanan bazı anılar, kitapların kendisinden bile daha kalıcı olur.

Unutmayalım ki bir çocuğa bırakılacak en büyük miras ne para ne de mülktür. Dünyayı keşfetmenin ilk adımının kendinde o cesareti bulmak olduğunu çocuğa aşılamak ve ona o cesareti vermektir. Ona her sorunun cevabını vermek yerine doğru soruları sormayı öğretmek; her şeyi hazır sunmak yerine araştırmayı sevdirmek belki de yapabileceğimiz en güzel yatırımlardan biridir.

Bir kitabın ilk sayfasını açtığımızda sadece kitabı açmış olmayız. Artık hayal kurmanın, kendini keşfetmenin de kapılarını aralamış oluruz. Belki bugün eline verdiğimiz küçücük bir kitap, yarın onun dünyaya bakışını değiştirecek. Belki bir hikâyedeki kahraman ona cesaret verecek, bir cümle yıllar sonra aklına gelecek, bir kitap hiç tanımadığı bir dünyaya karşı merak uyandıracak. İşte bu yüzden çocuklarımıza yalnızca kitap okutmayalım. Onlara kitaplarla büyüyebilecekleri bir dünya hazırlayalım. Kitap okumayı bir görev olmaktan çıkarıp hayatın doğal bir parçası hâline getirelim. Çünkü çocukların eline verdiğimiz her kitap, aslında geleceğe bıraktığımız küçük ama değerli bir izdir. Belki eline kitap verilen o çocuk büyüyüp öğrendiğini uygularken, kendi çocuğuyla benzer anıları paylaşırken geçmişi hatırlayacak: “Ben de çocukken annemle, babamla böyle okurdum.” diyecek. İşte o zaman anlayacağız ki bazı alışkanlıklar yalnızca bir nesilden diğerine geçmez; sevgiyle büyür, hatıraya dönüşür ve geleceğe taşınır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir