Bir zamanlar yemyeşil ağaçların ve rengârenk çiçeklerin bulunduğu bir kasaba vardı. Bu kasabada yaşayan herkes yağmuru çok severdi. Yağmur yağınca dereler coşar, çiçekler açar, kuşlar neşeyle öterdi.
Gökyüzünde yaşayan minik yağmur damlalarının bir görevi vardı. Bulutlardan yeryüzüne iner, toprağı sular, bitkilere ve hayvanlara hayat verirlerdi.
Şıp Şıp ilk kez yeryüzüne inmeye hazırlanıyordu. Çok heyecanlıydı.
“Yemyeşil ormanlar, rengârenk çiçekler ve bizi bekleyen canlılar var!” dedi.
Bulut kasabanın üzerine geldiğinde bütün damlalar aşağıya bakmaya başladı. İnsanlar çantalarından şemsiyelerini çıkardı. Rengârenk şemsiyeler birer birer açıldı.
Şıp Şıp şaşırdı.
“Neden üzerlerini kapatıyorlar? Yoksa bizi istemiyorlar mı?” diye sordu.
Diğer küçük damlalar da korkmaya başladı.
“Bize kızmış olmalılar galiba. Aşağı inemeyiz.”
Yaşlı damla onları sakinleştirmeye çalıştı.
“Belki de başka bir sebebi vardır.”
Ama kimse onu dinlemedi. Bütün damlalar bulutun içinde kaldı.
O gün kasabaya tek damla bile düşmedi.
İlk başta insanlar buna pek önem vermedi.
“Bugün yağmur yağmadı galiba.” dediler.
Fakat günler geçtikçe her şey değişmeye başladı. Çiçeklerin yaprakları eğildi, çimenler sarardı. Deredeki su yavaş yavaş azaldı. Kuşlar susuz kaldıkları için eskisi kadar şarkı söyleyemedi. Kirpi, tavşan ve sincap gölgelerde dinleniyor, yağmur bekliyordu.
Kasabanın çocukları da bunu fark etti.
“Bahçedeki güller neden açmıyor?”
“Ağaçların yaprakları neden soldu?”
Kimse bunun nedenini bilmiyordu.
Bulutların üzerinde sessizlik vardı.
Şıp Şıp, pencere gibi görünen küçük bulut boşluğundan aşağıya baktı.
“Çiçekler üzgün görünüyor.”
Yaşlı damla başını salladı.
“Çünkü bize ihtiyaçları var.”
“Ama insanlar bizi istemiyor.”
“Sen bunu kendi gözlerinle mi gördün?”
“Hayır… Sadece şemsiyeleri gördüm.”
Tam o sırada gökyüzünde rengârenk bir uçurtma yükseldi. Uçurtmanın ipini Sedef adında küçük bir kız tutuyordu.
Sedef gökyüzüne bakıp seslendi:
“Yağmur, seni özledik! Şemsiyeleri senden kaçmak için açmıyoruz. Islanırsak hasta olabiliriz ama seni yine de çok seviyoruz.”
Sonra küçük kız bahçesine gitti. Eline sulama kabını aldı ve çiçeklerini sularken şöyle dedi:
“Keşke bunu sen yapsaydın.”
Şıp Şıp’ın içi ısındı.
“Demek ki bizi istemiyorlar diye düşündüğümüz şey doğru değilmiş.”
Bulutun içindeki damlalar birbirlerine baktılar.
O sırada yaşlı damla aşağıyı gösterdi. Geyik kuruyan gölete bakıyordu. Bir arı çiçek bulamadığı için yorulmuştu. Minik fidan ise rüzgârın karşısında güçlükle ayakta duruyordu.
“İnmezsek hepsi susuz kalacak.”
Yaşlı damla yumuşak bir sesle konuştu:
“İyilik yapmak cesaret ister.”
Şıp Şıp derin bir nefes aldı.
“Ben hazırım!”
Bulut hafifçe sallandı ve Şıp Şıp gökyüzünden aşağıya süzüldü. Önce rüzgârla dans etti, sonra bir gül yaprağının üzerine düştü.
Sanki bütün doğa sevinçle nefes aldı.
Ağaçların dalları yeniden canlandı. Dereler gülümser gibi şırıldadı. Kuşlar neşeyle kanat çırptı. Çocuklar pencerelerden yağmuru izledi. Bazıları terasa çıkıp ellerini gökyüzüne uzattı.
Sedef şemsiyesini kapattı. Yağmurun altında birkaç dakika döndü ve:
“Geldiğin için teşekkür ederim!” diye bağırdı.
Şıp Şıp bunu duyunca mutluluktan parladı.
Yaşlı damla yanına geldi.
“Anladın mı, Şıp Şıp?”
Şıp Şıp gülümseyerek cevap verdi:
“Evet. Bir insanın şemsiye açması bizi sevmediği anlamına gelmez.”
Kasaba kısa sürede eski güzelliğine kavuştu. Kelebekler yeniden uçuştu, hayvanlar su içti. Çocuklar gökkuşağını görünce sevinçle alkışladı.
O günden sonra yağmur damlaları şemsiyeleri görünce artık korkmadılar. Çünkü gerçeği biliyorlardı:
Herkes sevgisini aynı şekilde göstermezdi. Bazen bir teşekkür, bazen bir gülümseme, bazen de gökyüzüne sevgiyle bakan küçük bir çift göz, en güzel sevgi sözü olabilirdi.
Yağmur her yağdığında Şıp Şıp, Sedef’in bahçesine de uğrardı. İkisi de biliyordu ki iyilik ve sevgi bazen tek bir yağmur damlasıyla başlayabilirdi.




