Sabah güneşi, dağların ardından yavaşça yükselirken küçük bir kasabanın dar sokaklarına altın rengi ışıklar bırakıyordu. Evlerin bacalarından ince dumanlar yükseliyor, kuşlar cıvıldayarak yeni güne “Merhaba!” diyordu.
O kasabada Mert adında meraklı bir çocuk yaşardı.
Mert’in en sevdiği şey soru sormaktı :
Gökyüzü neden maviydi?
Yıldızlar neden sadece geceleri görünüyordu?
Kuşlar yollarını nasıl buluyordu?
Ağaçlar neden sonbaharda yapraklarını döküyordu?
Büyükler bazen gülümseyerek cevap verir, bazen de “Büyüyünce öğrenirsin.” derlerdi. Ama Mert beklemeyi sevmezdi. O, cevabını bulana kadar araştırır, kitaplara bakar, öğretmenine sorar, gözlem yapardı.
Çünkü o biliyordu ki öğrenmek, insanın içine yanan küçücük bir ışığın giderek büyümesiydi.
Bir gün okul çıkışında yaşlı kütüphaneci ona eski bir kitap uzattı.
“Bu kitabın içinde sihir yok.” dedi.
Mert şaşırdı.
“Ama kapağında yıldızlar var.”
Yaşlı adam gülümsedi.
“Gerçek sihir kitabın içinde değil, onu okuyan çocuğun kalbindedir.”
Mert kitabı eve götürdü.
Sayfaları çevirdikçe bambaşka dünyalara yolculuk etti.
Bazen bir denizcinin gemisine bindi.
Bazen gökyüzünü inceleyen bir bilim insanı oldu.
Bazen gökyüzünde süzülen kartallarla uçtu.
Bazen de minicik bir karıncanın gözünden dünyaya baktı.
Kitap bittiğinde Mert aynı çocuk değildi.
Çünkü insan, her okuduğu kitapla biraz daha büyürdü.
Aradan aylar geçti.
Bir gün öğretmeni sınıfa boş bir kavanoz getirdi.
İçine kocaman taşlar koydu.
“Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.
Çocukların hepsi bir ağızdan,
“Doldu!” diye bağırdı.
Öğretmen bu kez küçük çakıl taşlarını kavanoza döktü. Çakıllar büyük taşların arasındaki boşluklara yerleşti.
“Şimdi doldu mu?”
“Evet!”
Sonra ince kum döktü.
Ardından su…
Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
Öğretmen gülümsedi.
“Hayat da bu kavanoz gibidir. Önce en önemli şeyleri koymalısınız.”
“Sevgi…”
“Dürüstlük…”
“Sağlık…”
“Aileniz…”
“Hayalleriniz…”
“Eğer önce önemsiz şeylerle doldurursanız, gerçekten değerli olanlara yer kalmaz.”
Mert o gün eve giderken uzun uzun düşündü.
Gerçekten de bazen saatlerini tablet başında geçiriyor, yapmak istediği resimleri erteliyor, okumak istediği kitapları “Yarın okurum.” diyerek kenara bırakıyordu.
O akşam kendine küçük bir söz verdi.
Her gün bir iyilik yapacaktı.
Her gün birkaç sayfa kitap okuyacaktı.
Her gün yeni bir bilgi öğrenecekti.
Ve her gün birine gülümseyecekti.
Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.
Mert değişmeye başladı.
Artık arkadaşları kavga ettiğinde onları barıştırıyordu.
Yere çöp atanları nazikçe uyarıyordu.
Yaşlı komşusunun poşetlerini taşıyordu.
Okul bahçesindeki susuz çiçekleri suluyordu.
Bir gün küçük bir çocuk yere düştü.
Herkes geçip giderken Mert eğildi.
Elini uzattı.
“Canın çok acıdı mı?” diye sordu.
Çocuk başını salladı.
Mert onun dizindeki tozu silip gülümsedi.
İşte o anda yaşlı kütüphanecinin sözleri aklına geldi.
“Gerçek sihir kitabın içinde değil, onu okuyan çocuğun kalbindedir.”
Çünkü okudukça sadece bilgisi değil, kalbi de büyümüştü.
Yıllar geçti.
Mert büyüdü.
Bir gün kendi okuluna konuşma yapmak için davet edildi.
Kürsüye çıktı.
Karşısında yüzlerce çocuk vardı.
Onlara uzun uzun başarıdan, sınavlardan ya da notlardan bahsetmedi.
Sadece şunu söyledi:
“Çocuklar…
Hayat boyunca birçok insan size ne olmanız gerektiğini söyleyecek.
Ama unutmayın…
Doktor olmak güzeldir.
Öğretmen olmak güzeldir.
Mühendis, sanatçı ya da sporcu olmak da çok güzeldir.
Fakat hepsinden önce iyi bir insan olun.
Çünkü iyi insanların olduğu yerde umut vardır.
Umut olan yerde sevgi vardır.
Sevgi olan yerde ise dünya daha güzel bir yer olur.”
Salon uzun süre alkışlarla doldu.
Sevgili çocuklar…
Belki siz de bugün Mert gibi küçücük hayaller kuruyorsunuz.
Belki bazen “Acaba başarabilir miyim?” diye düşünüyorsunuz.
Size bir sır vereyim mi?
Dünyayı değiştiren bütün büyük insanlar da bir zamanlar sizin yaşınızdaydı.
Onlar da düştüler.
Onlar da hata yaptılar.
Onlar da korktular.
Ama vazgeçmediler.
Siz de vazgeçmeyin.
Bir kitabı merakla açın.
Bir çiçeği sevgiyle sulayın.
Bir arkadaşınızı içtenlikle dinleyin.
Bir büyüğünüze yardım edin.
Gökyüzüne bakıp hayal kurun.
Ve en önemlisi…
Kalbinizdeki iyiliği, umudu ve merakı hiçbir zaman kaybetmeyin.
Çünkü dünyayı güzelleştirecek olan ne en büyük binalardır ne de en hızlı makineler…
Dünyayı güzelleştirecek olan; sevgi dolu, merak eden, çalışan, dürüst ve vicdanlı çocuklardır.
Belki de o çocuk, şu an bu satırları okuyan sensindir.
Kalbindeki ışığı sakın söndürme. Çünkü yarının en parlak yıldızı, bugün hayal kurmaktan vazgeçmeyen bir çocuğun kalbinde doğar.
Sevgi ve umutla…





Gazeten mükemmel halacım allah sana yardımcın olsun