Şu an ne yaptığını, nerede olduğunu hayal etmeye çalışıyorum. Belki yatağının bir köşesine büzüldün belki pencereden dışarı bakıyorsun belki de etrafındaki o bitmek bilmeyen gürültüden birazcık kaçmak istedin. Bilirsin, bazen dünya çok büyük, çok hızlı ve çok kalabalık görünür. Herkes sanki hep bir yere yetişmeye çalışıyor. Sokaklar, televizyonlar, o renkli ekranlar sürekli sana ne yapman gerektiğini, neyi sevmen gerektiğini, nasıl görünürsen “en havalı” olacağını fısıldıyor. Adeta seni yakalamak, seni herkesle aynı kutunun içine toplamak isteyen gizli kapanlar gibi… İnsan o kutunun dışında kaldığında, onlar gibi olmadığında içini bir ürperti kaplıyor, değil mi? “Acaba ben eksik miyim, beni böyle sevmezler mi?” diyorsun. Şimdi o dışarıdaki bütün sesleri yavaşça kısalım. Hepsi dışarıda kalsın ve derin bir nefes alalım. Bak, şimdi sadece sen ve ben varız. Bilmeni istediğim ilk şey şu: Sen asla yalnız değilsin.
Hiç düşündün mü, bizi biz yapan şey nedir? En yeni kıyafetler mi, herkesin oynadığı o popüler oyunlar mı, yoksa kaç kişinin bizi beğendiği mi? Aslında hepimizin içinde kimsenin göremediği ama sadece bizim bildiğimiz gizli, büyüleyici bir bahçe var. Sen büyüdükçe o bahçe de seninle büyüyor. Bazen rengârenk kelebeklerin uçuştuğu bir masal ülkesine bazen de derin fikirlerin fısıldaştığı devasa, bilge bir ormana dönüşüyor. İşte o bahçenin kapısında bekleyen, çok güçlü ve çok sadık bir muhafız var. Onun adı vicdan, onun adı dürüstlük, onun adı iyilik. Dışarıdaki dünya sana bazen: “Önce kendini düşün, güçlü görünmek için gerçeği biraz sakla, sırf popüler olmak için kendin gibi davranmaktan vazgeç.” diyebilir. İşte tam o anda, içindeki o muhafız yavaşça omzuna dokunur. Kalbin biraz hızlı çarpar, içinde bir huzursuzluk hissedersin. O huzursuzluk kötü bir şey değildir, biliyor musun? O, içindeki muhafızın sana: “Dur, bu sahte parıltı senin içindeki güzel bahçeye yakışmaz.” deme şeklidir. Sırf herkes öyle yapıyor diye birini üzmek ya da haksızlığa göz yummak kalabalıkları mutlu etse bile senin o güzel bahçendeki çiçekleri soldurur. Doğrunun ve iyiliğin kalabalıklarla bir ilgisi yoktur; doğruluk, karanlıkta bile, hiç kimse seni görmüyorken bile içindeki o muhafızın sesini dinleyebilme cesaretindir.
Biliyorum, bazen evde, odanda tek başınayken kalbinden geçen o büyük soruları, korkuları kime anlatacağını bilemeyebilirsin. Dürüst olduğun için bazen kaybediyormuş gibi görünebilirsin; bir arkadaşını koruduğun için dışlanabilirsin. Ama inan bana, o anlarda sen aslında yalnız değilsin. Dünyanın dört bir yanında tıpkı senin gibi içindeki bahçeyi temiz tutmaya çalışan, parıltılı kapanlara basmayı reddeden milyonlarca çocuk var ve hepimiz görünmez, sıcacık bağlarla birbirimize bağlıyız. Bu gece başını yastığa koyduğunda, gözlerini kapat ve içindeki o güzel bahçeye yürü. Muhafızına elini uzat ve ona sessizce: “Bugün senin sesini duyabildim mi?” diye sor. Cevabı hemen bulmak zorunda değilsin, sadece sor ve bekle. Ne zaman kendini yalnız, sıkışmış ya da kararsız hissedersen, o güvenli eve, kendi içine dön. Sen çok değerlisin, biricik bir yıldız gibisin ve dünya, senin içindeki o pusulanın doğruluğu, o kalbinin güzelliği sayesinde aydınlanacak. Kendine ve içindeki o büyük iyiliğe hep sıkı sıkı sarıl, olur mu?




