Günlerden bir gün Ahmet, bulunduğu evin çatısına çıkmaya karar verdi. Annesi ve babası evdeyken sessizce çatıya çıktı. Çatıda eski bir sandık duruyordu. Ahmet bunu görünce çok heyecanlandı ve sandığın yanına gitti. Sandığı açmaya çalıştı ama kilitliydi.
Ahmet anahtarı bulmak için evi aradı fakat hiçbir yerde bulamadı. Tam pes edecekken gözü duvarda asılı duran bir anahtara takıldı. Hemen heyecanla anahtarı aldı, sandığın yanına gitti ve kilidi açtı. Sandığın içinde bir mektup vardı. Ahmet mektubu eline aldığında üzerinde “Ahmet’e Mektup” yazdığını gördü. Çok heyecanlanmıştı ve hemen mektubu okumaya başladı.
“Canım torunum, seni çok seviyorum.
Bu sandığın içinde bir adet köstekli saat var. Bu saat benim dedemin dedesinden kalan, yani ailemizin çok eski bir mirasıdır. Ona iyi sahip çık. Sana bir emanet veriliyorsa ona gözün gibi bakmalısın. Onu hiçbir zaman yanından ayırma olur mu canım torunum?”
Ahmet mektubu okuyunca çok sevindi ve sandığın içindeki köstekli saati aldı. Hayatında aldığı en güzel emanet buydu. Saat çok eskiydi ama hâlâ çalışıyordu. Ahmet, bunu ailesine söyleyip söylememek konusunda bir süre kararsız kaldı. Sonunda ailesi gelince her şeyi anlatmaya karar verdi.
Kısa süre sonra ailesi eve geldi. Ahmet olanları tek tek anlattı. Ailesi, Ahmet’in böyle büyük bir emanete sahip olduğunu öğrenince çok şaşırdı. Ahmet de dedesine büyük bir teşekkür etti ve babasına dedesinin bu saati nasıl koruduğunu sordu.
Babası şöyle dedi:
“Baban bu saate gözü gibi bakardı. Bir keresinde kaybolduğunda çok üzülmüş, her yerde aramıştı. Bir gün tekrar bulunca çok sevinmişti.”
Ahmet de dedesi gibi bu saate gözü gibi bakacağına ve ne olursa olsun onu hiçbir zaman yanından ayırmayacağına söz verdi.
Okula giderken, çarşıda gezerken ya da bakkala uğrarken o saat hep yanındaydı. Ahmet henüz küçük bir çocuk olmasına rağmen dedesinden kalan o saati bir an olsun yanından ayırmaz, onu adeta gözü gibi korurdu. Okulun son günlerine doğru bir arkadaşı, bu saati neden sürekli yanında taşıdığını merak ederek sordu.
Ahmet, gururla cevap verdi.
Bu bana dedemden kalan en değerli mirastır. Onu bana emanet etti, ben de bu emanete layıkıyla bakmak için her an yanımda taşıyorum.
Arkadaşı şaşırarak sordu:
Peki, deden neden özellikle sana emanet etti bu saati?
Çünkü dedem beni çok seviyordu ve ona iyi bakacağımı biliyordu, dedi Ahmet gülümseyerek.
Ahmet eve döndüğünde onu büyük bir sürpriz bekliyordu: Ailesi ona yepyeni bir bisiklet almıştı! Ahmet şaşkınlıkla bunun nedenini sorduğunda ailesi şöyle dedi:
Sen, sana bırakılan küçük bir emanete bile büyük bir sadakatle sahip çıktın. Eğer deden hayatta olsaydı senin bu dürüstlüğünle gurur duyardı.
Bu sözler Ahmet’i çok duygulandırdı. O günden sonra dürüstlüğü ve sadakatiyle herkese örnek oldu. Artık mahallede herkes onu “Güvenilir Ahmet” lakabıyla tanıyordu.
“Sevgili arkadaşlar, ben bu yolda Peygamber Efendimiz’in izinden gitmeye çalıştım. Onun gibi güvenilir ve doğru sözlü olmanın ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Sizler de size bırakılan emanetlere en iyi şekilde sahip çıkın; sevilin, sayılın. Ben daha bir çocuğum ama biliyorum ki küçük işlerde dürüst olanlar, büyüdüklerinde de büyük işleri layığıyla başarırlar. Gelin, hep birlikte dürüstlükte buluşalım.”
Gökten üç elma düşmüş: Biri bu hikâyeyi yazana, biri okuyanlara, biri de dürüstlüğü yol edinen tüm güzel yüreklere…
Sudenaz AZARAK
DİYABAKIR
YAŞ: 11




