Güneş, ormanın üstünde tüm gücüyle yükselirken büyük çınar ağacının en yüksek dalında küçük bir serçe yaşıyordu. Adı Boncuk.
Boncuk’un minicik mavi kanatları vardı. Ama Boncuk uçmayı bir türlü başaramıyordu. Daha doğrusu uçmaktan çok korkuyordu.
Her sabah annesi ona gülümseyerek: “Hadi Boncuk, bugün bir kez daha deneyeceğiz.” diyordu.
Boncuk hemen saklanıyordu. Korkuyla titrerken: “Ya düşersem…” diyordu.
“Düşersen ben seni tutacağım.”
“Bu küçük kanatlar beni taşıyamaz.”
“Kanatlar uçmak için vardır anneciğim.”
Ama Boncuk’un içindeki korku, gün geçtikçe daha çok büyüyordu.
Bir gün kardeşleri neşeyle daldan dala uçuyordu.
“Bak Boncuk, çok eğlenceli! Hadi sen de gel.” dedi kardeşi Maviş.
“Hadi! Gel sen de!” dedi Limon.
Boncuk başını hemen iki yana salladı. “Ben burada kalacağım.” dedi aceleyle.
Aslında o da neşeyle uçmak istiyordu. Kardeşleri uçarken onun canı sıkılıyordu. Bulutların üstünden aşağıdaki çocukların nasıl göründüğünü çok merak ediyordu. Ama korkusundan yerinden kıpırdayamıyordu.
O gün ormanın yaşlı baykuşu Mino, Boncuk’un dalına kondu. Kocaman gözlerini Boncuk’a çevirdi.
“Neden hiç uçmuyorsun minik?” diye sordu.
Boncuk utanarak: “Korkuyorum…” diyebildi kısık sesiyle.
Yaşlı Mino başını salladı, “Ben de senin kadarken uçmaktan çok korkuyordum.”
Boncuk duyduğuna çok şaşırdı, “Gerçekten mi?”
“Evet. Herkes başlangıçta bir şeylerden korkar.”
“Peki sonra nasıl uçmayı başardın?”
Yaşlı Mino gülümsedi. “Korkumla beraber uçmayı öğrendim.”
Boncuk anlamadı. “Korkarken nasıl uçabilirsin ki?”
Mino yavaşça kanatlarını açtı ve uçmaya hazırlandı. “Cesaret korkmamak demek değildir. Korksan bile denemeye devam etmektir. Korkup vazgeçersen hiçbir zaman uçamazsın.”
Bu sözleri uzun uzun düşündü Boncuk.
Ertesi sabah rüzgâr dalları hafif hafif sallıyordu. Annesi yine Boncuk’un yanına geldi.
“Hazır mısın Boncuk?”
Boncuk’un kalbi hızlı hızlı atıyordu. Aşağı baktıkça korkusu daha da artıyordu.
“Biraz korkuyorum anneciğim.”
“Ben yanındayım.” dedi annesi güven veren bir sesle.
Tam o sırada kardeşleri bağırmaya başladı. “Hadi Boncuk yapabilirsin!”
Boncuk derin bir nefes alarak bir adım attı. Ama hemen geri çekildi. “Yapamayacağım.”
Yaşlı Baykuş Mino uzaktan seslendi: “İlk uçuş her kuş için zordur.”
Boncuk gözlerini kapattı. “Yap artık.” dedi içinden. Kanatlarını yavaşça açtı ve kendini boşluğa bıraktı. İlk birkaç dakika düşüyor sandı. “Düşüyorum, düşüyorum!”
Ama sonra kanatları hareket etmeye başladı. O minik kanatlarıyla çırpınmaya başladı.
Bir kez daha… Bir kez daha… Ve bir anda havada kaldığını fark etti.
“Anne, bak uçuyorum.” dedi büyük bir hevesle. Kardeşleri neşeyle bağırdı, “Başardın Boncuk, başardın!”
Boncuk bulutları izledi. Gökyüzü hayal ettiğinden daha güzeldi. Rüzgâr sandığı gibi korkutucu değildi.
O akşam Boncuk yuvasına çok mutlu döndü. Annesi gülümseyerek sordu: “Şimdi ne hissediyorsun?”
“Hâlâ biraz korkuyorum ama artık kanatlarıma güveniyorum anneciğim.” dedi.
Yaşlı Baykuş Mino bu mutlu tabloyu uzaktan izledi. Çünkü bazen en büyük cesaret, korkularımızı geride bırakarak ilk adımı atmayı başarmaktır.




