Sizce çocuklarımıza Atatürk’ü ne zaman tanıtıp anlatmalıyız? İlkokula başladığında mı? Bence bir çocuğun Atatürk’ü tanıması için ilkokula başlamasını beklememize gerek yok. Çünkü sevgi ilk bilgiyle değil, duyguyla, hisle başlar. Bir çocuk, annesinin ses tonundaki güveni, babasının bakışından sevgiyi hisseder; yaşadığı ülkenin kurucusunu da önce bir duygu olarak tanımaya başlar. Duyguyla onun gücünü, aklını öğrenir.
Küçük yaştaki çocuklar tarihî olayların detaylarını, ince ayrıntılarını ne yazık ki kavrayamaz. Ancak fedakarlığın, cesaretin ve iyiliğin onda yarattığı hisleri anlayabilir. İşte bu yüzden Atatürk sevgisinin temelleri okul sıralarında öğretmenlerle değil, evin içinde anne babanın gösterdiği emeğin sıcaklığıyla atılır.
Bir akşam ailece otururken anlatılan kısa bir öykü, bir bayram sabahı birlikte bayrak sallanılan bir tören, evin duvarına asılan bir Atatürk fotoğrafı ya da “Bugün özgürce yaşayabiliyorsak bu, Atatürk sayesindedir.” cümlesi bile çocukların zihninde büyük bir öneme sahiptir.
Çocuklar yaklaşık üç dört yaşlarından itibaren çevrelerinde gördükleri sembollere ilgi gösterirler. Bu semboller onlarda büyük merak uyandırır. Bayrak, marş, Atatürk fotoğrafları çocuklarımıza Atatürk sevgisini öğretmemiz için en etkili unsurlardır. Bu dönemde uzun uzun tarihi anlatmak yerine Atatürk’ü bir kahraman, çalışkan bir lider, çocukları çok seven bir insan olarak tanıtmamız yeterlidir.
Atatürk sevgisini öğretmenin en etkili yolu, onun değerlerini, ilkelerini günlük yaşamın içine katarak göstermektir. Çünkü çocuklar söylenenden daha çok, gösterileni öğrenirler. Örneğin; kitap okumanın ne kadar önemli olduğunu öğretirken Atatürk’ün de çok kitap okuduğunu anlatabiliriz. Bilime ve eğitime verdiği değeri anlatırken Atatürk’ün çok meraklı, araştıran ve çok soru soran biri olduğunu aktarmamız yeterlidir.
Çocuklarımıza Atatürk sevgisini sadece belirli günlerde hatırlatmamalıyız. Tabii ki çocuklarımızı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, 10 Kasım’da törenlere götürmek oldukça önemlidir ama yeterli değildir.
Atatürk’ü çocuklarımıza anlatırken onu ulaşılmaz bir kahraman gibi göstermemeliyiz. Çocuklar kusursuz insanlardan daha çok, emekleriyle önemli yerlere ulaşan insanları örnek almayı severler. Onları “ideal roller” olarak benimserler.
Bazen bir çocuğun aklında kalan şey, uzun cümleler yerine kısa ama etkileyici cümleler olur. “Atatürk bu ülkenin geleceğini çocukların masumiyetine, cesaretine ve en çok da yüreklerine emanet etti.’’ veya “Atatürk çok çalışıp ülkemizi düşmanlardan kurtardı.’’ gibi ifadeler onların zihninde uzun yıllar aynı etkiyi yaratabilir.
Atatürk sevgisi zorla kazandırılacak bir sevgi değildir. Sevgi hiçbir zaman baskıyla büyütülemez. Bir gün o çocuk büyür, öğrendiklerinin bazılarını unutabilir ama kalbine yerleşenleri kolayca unutamaz. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en güzel miras şudur: Geçmişini, tarihini bilen, ülkesini seven, özgürlüğünün değerini anlayan ve geleceğe umutla bakabilen bireyler yetiştirebilmiş olmak.
Atatürk’ü sevmek sadece bir insanı sevmek demek değildir. Atatürk’ü sevmek, bağımsızlığı, bilimi, eğitimi, çağdaşlığı ve umudu sevmek ve ülkesi uğruna mücadele etmekten kaçınmamaktır.




