6. Sınıf Öğrencisi Duru’nun Dijital Dünyadan Gerçek Hayata Uzanan Uyanış Hikayesi
Duru için dünya; beş inçlik parlak bir camın ardında akan piksellerden ve yukarı kaydırılan sayfalardan ibaretti. Aslında o da akranları gibiydi; sırtında ağır bir çantayla her sabah okul yolunu tutan, sınavlar ve ödevler arasında koşturan bir 6. Sınıf öğrencisiydi. Ancak onun dünyasını diğer çocuklardan ayıran keskin bir sınır vardı. Okul zili çalıp eve döndüğü an, kitaplarını bir kenara fırlatır ve parmaklarının ucundaki o yapay ülkeye sığınırdı. Çocukluğun en canlı, sokaklarda koşup oynamalı, arkadaşlarla fısıldaşmalı günlerini yaşamak yerine, hayatı bir ekranın soğuk camına sığdırmayı seçmişti.
Sabah gözünü açar açmaz ilk dokunduğu şey komodinin üzerindeki o telefon olur; gece uykunun sisli dünyasına dalmadan önce gözlerini sızlatan son şey de yine onun mavi ışığıydı. Arkadaşlıkları emoji ve beğenilerden, kalp kırıklıkları aniden silinen mesajlardan, heyecanları ise sadece o meşhur bildirim seslerinden ibaretti. Sınıfta yan yana oturduğu sıra arkadaşlarıyla bile akşamları sadece oyun lobilerinde ya da sosyal medya gruplarında konuşuyor; gündüzleri yüzlerine bakmak yerine, geceleri ekrandaki profillerini inceliyordu.
Odasının penceresinden sızan gerçek gün ışığını sevmezdi; çünkü ışık ekrana yansıyor, o kusursuz ve yapay dünyayı görmesini zorlaştırıyordu. Gerçek gökyüzünün mavisini ancak bir fotoğraf filtresinde gördüğünde “güzel” bulurdu. Yaşadığını, sadece parmak uçlarının o pürüzsüz cama her dokunuşunda, ekrandaki akış aşağıya doğru her kaydığında hissettiğini sanıyordu. Çocukluğun o en renkli dönemi, telefonunun işlemci hızıyla yarışarak akıp gidiyordu. Ta ki o güne kadar…
O dönüm noktası, sıradan bir cumartesi öğleden sonrasıydı. Duru, hafta içinin yorgunluğunu atmak bahanesiyle yine yatağına uzanmış, parmaklarıyla dünyayı tüketmekle meşguldü. Birden odanın içindeki o hafif elektronik uğultu bıçak gibi kesildi. Şehrin tüm şebekesini saniyeler içinde devre dışı bırakan devasa bir arıza nedeniyle büyük bir kesinti yaşandı.
İlk birkaç saat Duru için sadece bir sabır testiydi. Ancak zaman geçtikçe ve telefonunun sağ üst köşesindeki batarya simgesi önce sarıya, sonra kırmızıya döndükçe içini derin bir panik kapladı. Ve sonunda, o korkulan an geldi: Ekran bir anlığına karardı ve tamamen kapandı.
Duru, hayatında ilk kez bu kadar yoğun ve ağır bir sessizlikle baş başa kalmıştı. Elleri istemsizce masanın üzerindeki o cansız, siyah cama gidiyor ama karşılığında hiçbir şey alamıyordu. Kendini dipsiz bir boşlukta, dünyadan koparılmış gibi hissetti. Yapacak hiçbir şeyi kalmayınca, yıllardır sadece önünden geçip gittiği pencereye doğru yürüdü ve tül perdeyi araladı.
Dışarıda, binaların yapay ışıklarından arınmış, bambaşka bir dünya vardı. Şehir karanlığa gömüldükçe, aslında gökyüzünün ne kadar büyük bir aydınlığa sahip olduğunu fark etti. İnsanlar evlerinden dışarı çıkmıştı. Sınıf arkadaşlarından birkaçını, mahalle meydanında fenerlerle oynarken gördü. Telefonlarına bakmayan, kafasını öne eğmeyen; aksine birbirinin gözünün içine bakarak konuşan, gülen insanlar… Başını biraz daha yukarı kaldırdığında ise nefesi kesildi; hayatında hiç görmediği kadar net ve parlak yıldızlarla karşılaştı. Şehrin o göz yoran sahte ışıkları söndüğünde, evrenin gerçek ve büyüleyici görkemi ortaya çıkmıştı.
Duru, odasındaki bu yalnızlıktan sıyrılmak istediğini hissetti. Üzerine bir hırka alıp hızla sokağa adım attığı an, yüzüne çarpan serin akşam rüzgarı onu adeta derin bir uykudan uyandırdı. Bahçedeki hanımelinin kokusu burnuna geldiğinde, dijital dünyanın ona hiçbir zaman gerçek bir kokuyu ya da samimi bir dokunuşu sunamadığını derinden kavradı.
Sokaktaki çocukların ve komşuların arasına karıştı. Yanına oturan bir teyzenin ona uzattığı sıcak çay ve sorduğu samimi bir “Nasılsın kızım?” sorusuyla içindeki tüm buzlar eridi. Orada saatlerce oturdular. Hikayeler anlatıldı, şarkılar söylendi. Duru, ekrandaki binlerce takipçinin getirdiği o sahte kalabalıktan çok daha gerçek, çok daha sıcak bir bağın tam ortasındaydı artık.
Günler sonra elektrikler geri geldiğinde ve telefonunun ekranı yeniden parıldadığında, Duru artık eski Duru değildi. Cihazı yavaşça masanın üzerine bıraktı. O artık sadece ödevlerini kontrol etmek ya da uzaktaki sevdiklerine sesini duyurmak için kullanılan küçük bir araçtı. Duru, parmaklarının ucundaki o daracık, yapay dünyayı bir kenara bıraktı; 6. Sınıfın, çocukluğun ve gerçek hayatın o uçsuz bucaksız güzelliğini avuçlarının içine alıp doyasıya yaşamayı seçti.
Sudenaz AZARAK
Yaş : 12
DİYARBAKIR






çok güzel bir yažı olmuş