Bazen Küçücük Bir Söz Kocaman Bir Kalbe Dokunur
Bir zamanlar, rengârenk çiçeklerle süslü, herkesin birbirini tanıdığı küçük bir mahalle vardı. Bu mahallede yaşayan insanlar, sabahları birbirlerine günaydın der, akşamları kapılarının önünde oturup sohbet ederlerdi.
Ancak mahallenin en ilginç insanı, köşedeki küçük dükkânın sahibi olan İsmail Amca’ydı. İsmail Amca bal satardı. Dükkânın kapısında ise kocaman harflerle yazılmış bir tabela asılıydı:
“Balım tatlıdır ama sözünüz kadar değil.”
Mahallenin çocukları bu yazıya pek anlam veremezdi. Hele içlerinden biri, on yaşındaki Çınar, tabelayı her gördüğünde kendi kendine söylenirdi:
“Bal dediğin zaten tatlı olur. Sözün tatlısı mı olurmuş?”
Çınar aslında iyi kalpli bir çocuktu. Arkadaşlarını sever, hayvanlara yardım eder, büyüklerine saygı gösterirdi. Fakat küçük bir sorunu vardı: Aklına geleni hiç düşünmeden söylerdi.
Bir gün arkadaşı Selim, büyük bir heyecanla yaptığı resmi Çınar’a gösterdi:
“Bak Çınar, öğretmenimiz ailemizi çizmemizi istemişti. Nasıl olmuş?”
Çınar resme şöyle bir baktı:
“Bu ne böyle? İnsanların kolları çubuk gibi olmuş. Hiç güzel çizememişsin.”
Selim’in yüzündeki gülümseme kayboldu. Resmini sessizce çantasına koydu. Çınar ise neden üzüldüğünü anlayamadı. “Ne var canım, doğruyu söyledim sadece.” diye düşündü.
O gün okul çıkışında Çınar, İsmail Amca’nın dükkânına uğradı. Annesi kahvaltı için bir kavanoz bal istemişti. İsmail Amca balı hazırlarken, Çınar yine kapıdaki tabelaya baktı.
“Amca, sana bir şey soracağım. İnsanların sözleri nasıl tatlı olabilir ki? Sonuçta söz yenmez.”
İsmail Amca hafifçe gülümsedi:
“Gel bakalım, sana küçük bir şey göstereceğim.”
Tezgâhın üzerine iki bardak koydu. Birine su doldurdu, diğerine ise bir kaşık bal ekleyip karıştırdı.
“Şimdi ikisinin de tadına bak.”
Çınar önce sade sudan, ardından ballı sudan bir yudum aldı.
“İkisi de su ama bu daha tatlı.”
“Peki, suyun içine ne koydum?”
“Bal.”
İsmail Amca başını salladı:
“İşte evladım, konuşmak da böyledir. Aynı şeyi iki farklı şekilde söyleyebilirsin. Birinde karşındakinin kalbini kırarsın, diğerinde ona yardımcı olursun. Sözün içine kattığın bal ise nezaketindir.”
Çınar biraz düşündü:
“Ama ben yalan söylemiyorum ki.”
“Tatlı dilli olmak yalan söylemek değildir Çınar. Doğruyu söylerken karşındakini de düşünmeyi unutmamaktır.”
Çınar bal kavanozunu alıp evine döndü. İsmail Amca’nın sözleri ise aklının bir köşesinde kaldı.
Ertesi sabah okulda öğretmenleri bir duyuru yaptı. Sınıfça hazırlayacakları resimler okulun koridorunda sergilenecekti. Herkes istediği bir konuyu çizebilecekti. Çınar rengârenk bir uçurtma çizmeye karar verdi. Büyük bir özenle çalıştı ancak boyama yaparken eli kaydı ve uçurtmanın bir kenarında kocaman bir leke bulaştı.
Tam o sırada yanına Selim geldi. Çınar, arkadaşının resmine bakıp güleceğini düşündü. Hatta bir gün önce söylediklerini hatırlayınca biraz utandı. Fakat Selim gülmedi.
“Bence çok güzel bir resim olacak. İstersen o lekeyi buluta çevirebiliriz. Uçurtman da bulutların arasından geçiyormuş gibi görünür.”
Çınar şaşkınlıkla arkadaşına baktı:
“Gerçekten güzel olacağını düşünüyor musun?”
“Elbette. Hem bir hata yaptın diye bütün resmin kötü olacak değil ya.”
İkisi birlikte lekeyi pamuk gibi beyaz bir buluta dönüştürdüler. Resim tamamlandığında Çınar’ın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. O an bir şey fark etti. Selim ona kızmamış, hatasını yüzüne vurmamıştı. Üstelik söylediği birkaç güzel söz, bütün neşesini geri getirmişti.
Teneffüste arkadaşının yanına gitti:
“Selim, dün senin resmin için söylediklerim için özür dilerim. Seni kırmak istememiştim. Aslında aileni çizmek için ne kadar uğraştığını görmeliydim.”
Selim gülümsedi:
“Önemli değil Çınar. İstersen bugün birlikte yeni bir resim yapabiliriz.”
O günden sonra Çınar konuşmadan önce biraz düşünmeye başladı. Bir arkadaşı yanlış cevap verdiğinde onunla alay etmek yerine cesaretlendirdi. Annesi yorulduğunda yalnızca bir bardak su istemek yerine önce yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordu. Küçük kardeşi oyuncağını yanlışlıkla bozduğunda bağırmak yerine birlikte tamir etmeyi teklif etti.
Çınar’ın değişimini ilk fark edenlerden biri öğretmeni oldu. Bir gün sınıfa küçük bir kutu getirdi. Üzerine de şöyle yazmıştı: “İyilik Biriktirme Kutusu”.
“Çocuklar,” dedi, “Bundan sonra bir arkadaşınızın söylediği güzel bir söz sizi mutlu ederse, bunu küçük bir kâğıda yazıp kutuya atabilirsiniz. Bakalım sözlerimizle ne kadar iyilik biriktireceğiz.”
Günler geçtikçe kutu dolmaya başladı:
“Arkadaşım yanlış yaptığım soruyu sabırla anlattı.”
“Bugün biri bana başarabileceğimi söyledi.”
“Resmimi beğenen arkadaşım sayesinde yeniden çizmek istedim.”
Bir cuma günü öğretmen kutuyu açtı ve kâğıtları sınıfa okumaya başladı. Son kâğıtta ise şunlar yazıyordu:
“Eskiden bir hata yaptığımda üzülürdüm. Şimdi Çınar bana her zaman yeniden deneyebileceğimi söylüyor. Onunla arkadaş olduğum için çok mutluyum.”
Kâğıdı yazan Selim’di. Çınar’ın içini sıcacık bir sevinç kapladı. O an İsmail Amca’nın dükkândaki iki bardak suyu hatırladı. Okul çıkışında doğruca dükkâna koştu.
“İsmail Amca, galiba tabelandaki yazının ne demek olduğunu artık biliyorum.”
“Öyle mi? Anlat bakalım.”
“Bal ağzımızı tatlandırıyor ama güzel sözler insanın gönlünü güzelleştiriyor. Üstelik bal, kavanozdan aldıkça azalıyor. Güzel sözler ise paylaştıkça çoğalıyor.”
İsmail Amca bu cevabı duyunca çok sevindi:
“Aferin sana Çınar. Demek ki asıl tatlılığın nerede olduğunu bulmuşsun.”
Çınar dükkândan ayrılmadan önce kapıdaki tabelaya son kez baktı. Daha önce kendisine tuhaf gelen o cümle, şimdi dünyanın en anlamlı sözü gibi görünüyordu.
Birkaç gün geçti. İsmail Amca dükkânını açmaya geldiğinde kapısında renkli kalemlerle hazırlanmış küçük bir kart buldu. Kartta Çınar’ın el yazısıyla şöyle yazıyordu:
“Sevgili İsmail Amca, bana baldan daha tatlı bir şey öğrettiğin için teşekkür ederim. Artık biliyorum ki güzel konuşmak için ağzımızın değil, kalbimizin tatlı olması gerekir.”
İsmail Amca kartı büyük bir özenle alıp dükkânın en güzel köşesine astı. O günden sonra dükkâna gelen herkes önce tabelayı, ardından Çınar’ın yazdığı kartı okudu ve küçük mahallede bir söz dilden dile dolaşmaya başladı:
Bir kaşık bal bir fincanı tatlandırır, bir tatlı söz binlerce gönlü aydınlatır.





