Bir varmış, bir yokmuş. Uzaklarda, dağların arasına saklanmış, evlerin pencerelerinden akşamları sıcacık ışıkların süzüldüğü küçük bir köy varmış. Bu köyün adı Işıkdere imiş.
Işıkdere’de herkes birbirini tanır, sabahları kapılar açılır açılmaz “Günaydın!” sesleri duyulur, akşamları ise çocukların oyunları sokaklara neşe saçarmış.
Bu köyde, meraklı mı meraklı, kalbi iyilikle dolu bir çocuk yaşarmış. Adı Duru imiş.
Duru’nun en sevdiği şey, büyüklerin “Olmaz öyle şey!” dediği yerlerde bile hayal kurmakmış. Bir taşın içinde bir saray, rüzgârın sesinde bir şarkı, yağmur damlasında ise küçücük bir dünya görebilirmiş.
Bir gün Duru, köyün yaşlı çınarının altında otururken toprağın arasında parlayan minicik bir şey fark etmiş.
Eğilip bakmış.
Bu, avucuna sığacak kadar küçük, yuvarlak, altın renkli bir tohum gibiymiş. Fakat tohumun içinden, sanki çok uzaktan gelen bir fısıltı duyuluyormuş:
“Beni büyütmek için su değil, iyilik gerekir.”
Duru şaşırmış.
“İyilik mi? Ama sen bir tohumsun. Nasıl büyüyeceksin?” diye sormuş.
Tohum hafifçe parlamış.
“Bunu sen de zamanla öğreneceksin.”
Duru tohumu dikkatlice cebine koymuş ve eve dönmüş. O gece yatağına uzandığında aklı hâlâ o küçük tohumdaymış.
Ertesi sabah erkenden kalkmış. Tohumu bahçenin en güzel köşesine dikmiş. Sonra yanına oturup beklemeye başlamış.
Bir saat geçmiş.
İki saat geçmiş.
Hiçbir şey olmamış.
Duru biraz üzülmüş ama vazgeçmemiş.
“Belki de iyilik, sabırla başlar.” demiş.
Tam o sırada komşuları Nermin Teyze’nin elindeki sepetin yere düştüğünü görmüş. Elmalar her yana yuvarlanmış.
Duru hemen koşmuş.
“Yardım edeyim mi, Nermin Teyze?”
Birlikte bütün elmaları toplamışlar. Nermin Teyze gülümseyerek:
“İyi ki varsın, Duru.” demiş.
Duru eve döndüğünde bahçedeki tohumun üzerinde minicik yeşil bir filiz görmüş.
“Demek iyilik gerçekten büyütüyor!” diye sevinmiş.
O günden sonra Duru, her gün bir iyilik yapmaya karar vermiş.
Bir gün okulda yalnız oturan arkadaşının yanına gidip onunla oyun oynamış.
Ertesi gün, kitaplarını taşımakta zorlanan küçük kardeşine yardım etmiş.
Başka bir gün, sokakta susuz kalmış bir kuş için güvenli bir yere su bırakmış.
Her iyilikten sonra filiz biraz daha büyümüş.
Önce incecik bir gövde olmuş.
Sonra iki yaprak açmış.
Ardından dalları gökyüzüne doğru uzanmaya başlamış.
Fakat bir sabah Duru bahçeye çıktığında ağacın yapraklarının solduğunu görmüş.
“Ne oldu sana?” diye sormuş.
Ağaçtan çok hafif bir ses gelmiş:
“İyilik yalnızca yaptıklarınla değil, kalbinde taşıdıklarınla da büyür.”
Duru düşünmüş.
Son günlerde yaptığı iyilikleri herkes görsün, herkes onu övsün istiyormuş. Birine yardım ettiğinde teşekkür bekliyormuş, kimse fark etmediğinde ise biraz kırılıyormuş.
Başını eğmiş.
“Ben iyiliği bazen kendim için yapmışım.” demiş.
Ağaç susmuş.
Duru o gün, karşılık beklemeden iyilik yapmaya karar vermiş.
Öğretmeninin sınıfta düşürdüğü kalemleri sessizce toplamış.
Bir arkadaşının üzgün olduğunu görünce ona güzel bir söz söylemiş.
Evde annesi yorulduğunda, hiçbir şey söylenmesini beklemeden sofrayı kurmaya yardım etmiş.
O akşam ağacın yaprakları yeniden canlanmış.
Ve ertesi sabah, Işıkdere’nin üzerinde daha önce hiç görülmemiş bir şey olmuş.
Ağacın dallarında yüzlerce küçük ışık belirmiş.
Her ışık, Duru’nun yaptığı bir iyiliği temsil ediyormuş.
Bir ışık, yaşlı birine edilen güzel bir sözmüş.
Bir ışık, paylaşılmış bir ekmekmiş.
Bir ışık, ağlayan bir çocuğa uzatılan elmiş.
Bir ışık, kimsenin görmediği ama kalpten yapılan bir iyilikmiş.
Duru ağaca hayranlıkla bakarken köyün çocukları da bahçeye gelmiş.
“Bu ışıklar nereden geliyor?” diye sormuşlar.
Duru gülümsemiş.
“Bilmiyorum. Ama sanırım küçük bir iyilik, başka bir iyiliğe yol açıyor.”
Çocuklardan biri:
“Ben de bugün bir iyilik yapacağım!” demiş.
Bir diğeri:
“Ben de!”
O gün Işıkdere’de herkes birbirine daha dikkatli bakmaya başlamış. Birinin yardıma ihtiyacı olduğunda onu fark etmişler. Birinin kalbi kırıldığında güzel bir söz söylemişler. Birinin elinde fazla ekmek olduğunda paylaşmışlar.
Ve o küçük ağaç, her geçen gün biraz daha büyümüş.
Yıllar sonra Duru büyüdüğünde bile ağacın ışıkları hiç sönmemiş. Çünkü o ışıklar yalnızca dallarda değil, insanların kalplerinde de yaşamaya devam etmiş.
Duru, çocuklara her zaman şöyle dermiş:
“Dünyayı değiştirmek için kocaman bir güce sahip olmayı beklemeyin. Bazen bir gülümseme, bazen bir yardım eli, bazen de içten söylenmiş güzel bir söz yeter. Çünkü iyilik, küçücük bir tohum gibi görünür; ama doğru kalplerde kocaman bir ağaca dönüşür.”
O günden sonra Işıkdere’de her çocuk, yaptığı iyiliği bir ışık gibi düşünmüş.
Ve köy, geceleri gökyüzünden değil, insanların kalplerinden yayılan ışıkla aydınlanmış.
Gökten üç elma düşmüş: biri masalı dinleyen çocuğun, biri iyiliği seçenin, biri de kalbinde güzel bir dünya büyütenin başına.





