Her çocuğun kendine has bir geçiş dönemi vardır. Küçükken büyüttüğünüz çocuğun derdi bellidir; ya gazıdır, ya karnının acıkması ya da uykusu… Dönem dönem büyüdükçe, yeni bir bebeğin dünyaya gelişiyle birlikte annenin de öğrenme ve gelişme alanı biraz daha artar. Anne, evladına daha iyi yetebilmek için sürekli bir arayış içine girer ve “Ben çocuğumu büyütürken neler yapmalıyım?” sorusunun peşinden koşan araştırmacı bir anneye dönüşür.
Çocuk büyüdükçe sorumlulukları da bir hayli artar. Özellikle topluma karıştığı ve sosyalleştiği dönemlerde, çevresindeki diğer çocuklar annenin karşısına çok farklı profillerle çıkar. Hayatın zorluklarıyla, güzellikleriyle, acımasızlığıyla ve tüm olumsuzluklarıyla ilk kez bu kadar yoğun karşı karşıya kalan, adeta yeniden dünyaya gözünü açan bir çocuktan bahsediyoruz. Topluma karışana kadar gördüğü tek güvenli liman annesiydi; annesinden sadece güzel ve iyi şeyler duyan bir çocuğun, dış dünyada göreceği şeyler karşısında yaşayacağı şaşkınlığa ve bürüneceği davranışlara şaşırmamak gerekir. Çünkü bizler de o süreçten geçtik.
Bu hassas süreçte annenin biraz daha sabırlı olması ve çocuğuna rehberlik ederken seçtiği kelimelere dikkat etmesi gerekir ki o dönemi birlikte başarıyla tamamlayabilsinler. Bir erkek çocuğu annesi olarak, okul döneminde zorluklar yaşayan ve “Keşke çocuğumun çocukluğuna dönseydim, şimdi her şey ne kadar zor” diyen annelerin sesini sıkça duyabiliyorum. Elbette bu zorluklar gerçek, ancak unutmayın ki meyveler olgunlaşır ve olgunlaşması zaman alır. Gelecekte tatlı bir meyve elde edebilmemiz için ağacı sabırla sulamalıyız. Evlatlarımız da aynı şekildedir; onlara o can suyunu verecek olan bizleriz. Her ne kadar topluma karışırsa karışsın, her ne kadar bazen gözden uzak olursa olsun, döneceği ve sığınacağı ilk yer yine sizsiniz. Yaptığı bir hatayı düzeltmek için geleceği ilk adres yine sizin yanınızdır. Orada sakın öfkenize kapılıp da size sığınan evladınızı ağır sözlerinizle incitmeyin.
Özellikle ebeveynlere söyleyeceğim en önemli husus şudur: Çocuklarınızın hatasını kesinlikle arkadaşlarının, toplumun, kardeşlerin veya diğer aile bireylerinin yanında yüzlerine vurarak uyarmaya kalkmayın. Bu yaklaşım onun gururunu ve özgüvenini zedeler, ilişkiyi çıkılmaz bir yola sürükleyebilir. Başkalarının yanında verilen nasihat asla nasihat değildir; aksine çocuğunuza yapabileceğiniz en büyük kötülüktür. Nasihat ve rehberlik, yalnızca baş başayken, sevgi ve şefkat diliyle verildiğinde etkilidir.
Her çocuk özeldir ve hiçbir çocuk bir diğer çocukla asla kıyaslanamaz. Evlatlarımızın içindeki yetenekleri keşfedin ve onları bu yetenekler doğrultusunda yönlendirin. El sanatları, spor, diksiyon ve konuşma, hikâye ve metin yazarlığı ve benzeri sosyal faaliyet içeren anlamlı birçok eğitim var. Çocuklarınızın en azından bir kez olsun bu tür eğitimlere dahil olmasını sağlayın ve uzaktan bir ebeveyn olarak hareketlerini gözlemleyin. Eğer çocuk o ortamda mutluysa bunu mutlaka belli edecektir. Mutsuz olduğu bir ortam ise ne kadar prestijli veya iyi olursa olsun çocuğu kesinlikle zorlamayın. Çünkü ruh, mutlu olduğu ve kendini ait hissettiği yerden verim alır. Sizler birer ebeveyn olarak mutsuz olduğunuz bir ortamda durmak ister misiniz? Hepimizin tercihleri, hobileri ve alanları farklıdır; çocuklar da bundan farklı değildir.
”Çocuk diye anlamaz” deyip geçmeyin. Onlara yönelik yaptığınız her hareket ve davranışta, geçmişte sizin de çocuk olduğunuzu hatırlayın ve kendinizi onların yerine koyun: Siz o konumda olsaydınız nasıl hissederdiniz? Empati kurmayı ihmal etmeyin. O zaman bir ebeveyn olarak yaptığınız hatanın farkına varacak ve çok daha mutlu bir çocuk büyüteceksiniz.
Unutmayın: Mutlu anne baba mutlu çocuk demektir, mutlu çocuklu bir aile mutlu bir aile demektir, mutlu aile ise geleceğe umutla bakan sağlam bir toplum demektir. Yetiştirdiğiniz her bir çocuk, gelecekte topluma kazandırabileceğiniz en değerli hazinedir.




