Bahar, yaz tatillerini köyde geçirirdi. Anne ve babası hafta sonu onu görmeye gelirdi. Bahar, anneannesi ve dedesiyle olmayı çok severdi. Köyde çok sevdiği arkadaşlarıyla bahçede gönlünce oynardı. Anneannesinin ekili çiçeklerini sular, dedesiyle tavukları yemlerdi. Bu doğal hayat onu çok mutlu ederdi.
Tatilin sonuna yaklaşmışlardı. Veda günü geldi. Baharın vedalaşırken gözleri doldu. Anneannesi ona rengarenk çiçeklerden bir kök hazırlamıştı.
“Bahar bunu gidince saksıya ek kızım. Bir dahaki tatile kadar büyüt. Geldiğinde bahçeye diğer çiçeklerin yanına ekeriz.”
Bahar çok mutlu oldu.
“Tabii anneanneciğim. Çiçeğime çok iyi bakacağım. Onu büyütüp getireceğim,” dedi. Herkese sarılıp arabaya bindiler. Yol boyu çiçeğin olduğu poşeti elinden bırakmadı. Eve girer girmez:
“Hadi anne, hemen çiçeği ekelim,” dedi. Annesi gülümseyerek:
“Bahar onu biraz köklensin diye suyun içine koyacağız. Yarın ekersek daha iyi olur.”
Hemen bir kavanoza su doldurup çiçeğin kök kısımlarını daldırdılar. Annesi eşyaları yerleştirdi. Bahar evini, anne ve babasını tabii ki çok özlemişti. Yine de içi buruktu. Annesi onu neşelendirecek bir şey buldu.
“Bahar çiçeğin için şöyle güzel bir saksı yapalım, ne dersin?”
Bahar çok sevindi.
“Olur anneciğim, yapalım,” dedi.
Hemen işe koyuldular. Bir yoğurt kutusu, birkaç renkli boncuk, biraz tutkal ve guaj boya işlerini görecekti. Annesinin yardımıyla istediği renklerde güzelce saksıyı boyadı. Üzerine de renkli boncukları yapıştırdılar. Harika bir saksı olmuştu.
Ertesi gün kahvaltı yapar yapmaz çiçeği sudan çıkardılar. Yeni saksının altına delikler açtılar. Toprak döküp çiçeği güzelce yerleştirdiler. Bahar, can suyunu verdi. Bitkiler için yeni bir ortama geçtiklerinde can suyu çok önemliydi. Toprağına kolay alışsın, canlansın diye hemen az miktarda su verilirdi.
Bahar çiçeğini odasındaki pencerenin önüne koydu. Her gün çiçeğine bakıyor, onunla konuşuyordu. Günler geçmişti ama çiçek hala çok büyümemişti. Renkli kısımları da o kadar canlı değildi. Bahar üzülmeye başladı. “Acaba iyi bakamadım mı çiçeğime,” diye düşündü.
Anneannesiyle telefonda konuşurken yaptıkları saksıyı anlattı.
“Anneanneciğim günler geçti bu çiçek hala çok iyi büyümedi,” dedi.
Anneannesi:
“Kızım onu odanda başka bir yere koy. Güneşi az alsın. Bir de öyle dene,” dedi. Bahar hemen anneannesinin dediğini yaptı. Çiçeğin yerini değiştirdi. Aradan birkaç gün geçmişti. Çiçek yeni tomurcuklar vermeye başladı. Günden güne güzelleşip fark edilir şekilde büyümeye başladı. Bahar, anneannesini aradı.
“Anneanneciğim, çiçek yeni yerinde daha da güzelleşti. Tomurcuk da vermeye başladı,” dedi.
“Tamam kızım. Çiçek yerini sevmiş. Orada daha da güzel açmış.”
“Çiçekler yerini de mi sever?”
“Tabii bitkiler de insanlar gibidir. Ortamını bulduğunda güzelleşir, neşelenir, mutlu olur. İnsan kendini anlamayan, kendine iyi gelmeyen ortamda bulunduğunda günden güne eski neşesini kaybeder. Zamanla o ortama ayak uydurur. Şu atasözünü unutma kızım: ‘İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar.’ Sen sen ol sana iyi gelmeyecek ortamlarda olma.”
“Tamam anneanneciğim, bu sözlerin kulağıma küpe olacak.”
“Aferin kızıma! Senin çiçeğin artık orada kalsın. Onu köye getirme. Tatilde sana yeni bir çiçek vereceğim. Bakalım o da yeni yerini sevecek mi?” dedi. Dedesine selam gönderip konuşmayı bitirdiler.
Bahar çok mutluydu. Yerini seven çiçeği gün geçtikçe daha da güzelleşiyordu.





