KONUŞAN SAAT

Mert ikinci sınıf öğrencisi, çalışkan bir çocuktu. Derslerini dikkatlice dinler, öğretmeninin sözünden çıkmazdı. Mert’in okulla ilgili zorlandığı tek şey ödevlerdi. Zorlanması; ödevleri yapamadığından değil, zaman ayırmak istememesindendi. Evde yapılacak onca eğlenceli şey varken, ders yapmak istemiyordu.

Ödevleri bitiremediği için genellikle uyku saatini kaçırır, sabah da uykusuz olarak okula giderdi. Bir gece, ödevlerini yine geç saate bıraktığı için zar zor bitirebilmiş, uyku saatini de kaçırmıştı. Annesi Mert’i yatırdı ve odasının ışığını kapattı. Mert uyumadan önce baş ucunda duran saate baktı. “Ne var, biraz daha yavaş ilerlesen, ben oyunlarımı ve ödevlerimi yetiştiremiyorum. Çok hızlısın, sanki peşinden biri kovalıyor.”

O an, saat kendi kendine tıkırdamaya başladı. Sallandı, sallandı ve birden değişmeye başladı. Elleri, ayakları ve gözleri ortaya çıkmıştı. Mert korkudan ne yapacağını bilemez halde öylece donup kaldı. Saat sevecen bir sesle: “Seni korkuttuysam özür dilerim. İlk defa benimle konuştun. Ben de bugünü bekliyordum.”

Mert, sesin yumuşak tonundan biraz da olsa rahatladı. Onunla konuşma fırsatı yakaladığı için sevinmişti. Belki daha yavaş hareket ederse, Mert ödevlerini yetiştirebilirdi. “Lütfen benim için biraz yavaşlar mısın? Ben ödevlerimi bitirmekte zorlanıyorum. Eve gelince oyuncaklarımla oynamak, annemle ve babamla vakit geçirmek, arkadaşlarımla maç yapmak istiyorum. Ama bunları yapınca ödevlere zaman kalmıyor.”

Saat sitem ederek cevap verdi: “Sen, gün içinde bana hiç bakmıyorsun ki! Beni hep görmezden geliyorsun. Bu yüzden sana kırgınım. Benimle ilgilenecek başka bir çocuğun odasına gitmek istiyorum. Hoşça kal!”

Saat, komodinden inip koşmaya başladı. Mert çok şaşırmıştı. Saati kaçıyordu! Onu ikna edip geri getirmeliydi. Onu üzdüğü için kendini suçladı… Saat haklıydı; Mert ona hiç bakmazdı.  Saati yakalamaya ve özür dilemeye kararlıydı. Saat dış kapıyı ararken, evin içinde bir tur koşuşturdular. Saat kıvrak hareketlerle eşyaların üzerinden atlıyor, Mert ise saatin arkasında kıyıya köşeye çarpmamak için resmen cambazlık yapıyordu.

Dış kapının önüne geldiklerinde ikisi de durdu. Saat veda konuşması yapmadan gitmek istemedi: “Senin ödevleri yetiştirememen benim suçum değil. Kendi hataların yüzünden başkalarını suçlaman da iyi bir davranış değil. Zaman planlaması yapmadığın ve beni görmezden geldiğin için ödevlerini bitiremiyorsun. Önceliklerini ve sorumluluklarını belirlemeli, bir saatten yardım alıp işlerini planlamalı ve sırayla yapmalısın. Böylece hepsini yapacak vaktin olacak. Sorun benim hızlı olmam değil, senin zamanı yönetememen. Bu sorun ileride derslerini ve sınavlarını etkileyecek. Ben gidiyorum ama bu şekilde devam etmeni istemem. Annenle ve babanla oturup günlük plan yapmanı tavsiye ediyorum. Kendine iyi bak. Tekrar hoşça kal!”

Mert’in gözleri doldu. Saat o kadar haklıydı ki. “Çok haklısın. Lütfen gitme. Benimle kal. Söz veriyorum, her gün seninle işlerimi planlayacağım. Seni bir daha görmezden gelmeyeceğim. Hep yanımda ve başucumda olmanı istiyorum. Sana ihtiyacım var.” Saatin de gözleri doldu. İki dost, birbirlerine sarıldılar ve yatak odasına döndüler. Mert yatağına, saat de her zamanki yerine geçti.

Sabah gözlerini açtığında, gördüklerinin hayal mi gerçek mi olduğunu anlayamadığı için hemen saatine baktı. Her şey normal görünüyordu. Rüyası gerçek gibiydi ve ona büyük bir ders vermişti. Artık okul için hazırlanma vaktiydi. Okuldan sonra eve geldiğinde ilk işi, günün planlamasını yapmak oldu. Anne ve babası bu olumlu değişime anlam veremese de çok mutlu oldular. Mert ise saatini o günden sonra hiç ihmal etmedi. Günlük plan yapmayı alışkanlık haline getirdi ve büyüyünce başarılı bir iş adamı oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir